30 Kasım 2007 Cuma

Hilmi Güler

58. VE 59. HÜKÜMET ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER

Mehmet Hilmi Güler, 1949 yılında Ordu'da doğdu.
İlk, ortaokul ve lise öğrenimini Ordu'da tamamlayan Güler, 1972 yılında ODTÜ'den Metalürji Mühendisi olarak mezun oldu. Güler, aynı üniversitede yüksek lisans ve doktora yaptı. Dr. M. Hilmi Güler, bazı üniversitelerde asistan ve öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Daha sonra Türk Uçak Sanayii T.A.Ş-TUSAŞ'ta proje mühendisi ve grup başkanı, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu-TÜBİTAK'ta uzman müdür, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Güler, aktif olarak bilimsel ve teknik araştırma projeleri yürüttü.
Güler, Ereğli Demir ve Çelik Sanayii T.A.Ş, İGDAŞ gibi resmi kurum ve özel sektör kuruluşlarında yönetim Kurulu Üyesi, Murahhas Aza ve Genel Koordinatör olarak çalıştı.
Güler, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) ve Etibank'ta Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı.
Evli ve iki çocuk babası olan ve İngilizce bilen Dr. Mehmet Hilmi Güler, Araştırma ve Geliştirme, Yatırım, Proje Yönetimi, Şirketlerin Yeniden Yapılanması ile Etkinlik ve Verimlilik konularında danışmanlık yaptı.
Güler, 3 Kasım seçimlerinde Ordu'dan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

Hilmi Çelik

Adı :Hilmi Çelik
Adres :Sabancı Üniversitesi Kampüsü Orhanlı, 81474 Tuzla / İstanbul Ofis telefonu :(216) 483 90 00 (9214)
E-posta :hilmi@sabanciuniv.edu

Eğitim : · 1969-1971 MS Kütüphanecilik ve Enformasyon Bilimi, Florida State University. · 1960-1964 BS Kütüphanecilik Bölümü, Ankara Üniversitesi DTCF İş tecrübesi : · 1998- ......
Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi Direktörü · 1978-1997 TBMM Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezi Müdürü · 1973-1978 ODTÜ Kütüphanesi Müdür Yardımcısı · 1971-1973 ODTÜ Kütüphanesi Okuyucu Hizmetleri Şefi · 1967-1969 ODTÜ Kütüphanesi Referans Kütüphanecisi · 1964-1965 ODTÜ Kütüphanesi Aksesyon Kütüphanecisi · 1961-1964 ODTÜ Kütüphanesi Öğrenci Asistan

Çalışma alanları : · Kütüphanelerarası İşbirliği ve Toplu Kataloglar · İndeksleme ve Veri Tabanı Hazırlama · Kütüphane Otomasyonu Üyesi Olduğu Kuruluşlar : · TKD (Türk Kütüphaneciler Derneği) · ÜNAK (Üniversite ve Araştırma Kütüphanecileri Derneği)

Hikmet Yavuz Ercan

Prof. Dr. Hikmet Yavuz ERCAN
28.06.1940 yılında Malatya'da doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde yaptı. 1972 yılında Doktor, 1979 yılında Doçent, 1988' de de Profesör oldu.

Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu, Türk Askeri Tarih Komisyonu, UNESCO Türkiye Milli Komitesi
Bildiği Yabancı Diller : İngilizce, Arapça
Kitapları:
Osmanlılarda Töre ve Törenler, İstanbul 1979.
Osmanlı İmparatorluğu'nda Bulgarlar ve Voynuklar, Ankara 1986.

Hikmet Sami Türk

OF - 1935, Süleyman, Ayşe Sultane - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora - Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca - Prof.Dr. - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Ankara Üniversitesi Senatosu Üyesi - XX nci Dönem Trabzon Milletvekili - Devlet, Milli Savunma Eski Bakanı, Adalet Bakanı- Evli, 2 Çocuk.

Hikmet Özdemir

Siyasal Bilimler Profesörü. Kahramanmaraş�ın Divanlı Mahallesi�nde 1950 yılında doğdu. Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü�nden yönetim bilimleri dalında lisans, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi�nden siyaset bilimi dalında yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu�nda uzman, Başbakanlık�ta danışman ve Cumhurbaşkanlığı�nda başdanışman olarak çalıştı. Daha sonra üniversite öğretim üyeliğine atandı. Kırıkkale Üniversitesi Tarih ve Kamu Yönetimi Bölümleri�nde Öğretim Üyeliği ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü; Başkent Üniversitesi�nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyeliği; Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Kurucu Başkanlığı görevlerinde bulundu. Türkiye dışında British Chevening bursuyla Londra Üniversitesi�nde Asya ve Afrika İncelemeleri Okulu Siyaset Bölümü�nde; Fulbright bursuyla Washington DC�de Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü�nde; İngiltere ve ABD Arşivlerinde ve İsviçre�de Birleşmiş Milletler Arşivi�nde incelemeler yaptı.
Prof. Dr. Hikmet Özdemir�in Türkiye�nin siyasî tarihi ve anayasal kurumları üzerine yayınlanmış 22 kitabı vardır; evli ve iki çocukludur.
2002 Haziran ayından beri, Ankara�da, Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı olarak �Birinci Dünya Savaşı ve Türkiye� alanında incelemelerini sürdürmektedir.

Hikmet Barutçugil

1952 yılında doğan Hikmet Barutçugil, 1973 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu�nda tekstil eğitimine başladı. İlk ebru çalışmalarını öğrenciliğinin ilk yılında tanıştığı hat hocası Prof. Emin Barın�ın teşvikiyle gerçekleştirdi. Kendi kendine sürdürdüğü aralıksız çalışmalar sırasında, geleneksel ebruyu öğrenen Barutçugil, 27 yıldır sürdürdüğü bu sanatı, bir bilim gibi geliştirdi. �Barut Ebrusu� diye bilinen yeni bir ebru türü geliştiren Barutçugil, genellikle kâğıt sanatı olarak tanınan ebruyu çok değişik malzeme yüzeylerine uyguladı. Bir çok müzede eseri bulunan Barutçugil, 4. Ebruzenler Kongresi�ni İstanbul�da yönetti. Kurduğu İstanbul Ebru Evi- Ebristan�da M.S.Ü. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü�nde ve Avusturya�da eğitim faaliyetini sürdüren Barutçugil bugüne kadar 54�ü yurtdışı olmak üzere toplam 96 sergi açtı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Suyun Rüyası EBRU
Türkiye 18 Temmuz 2001

Hikmet Barutçugil, ebru sanatımızın yaşayan en değerli sanatkârlarından. Hayatını bu sanata adayan Barutçugil, ortaya eser koymanın yanısıra öğrenci yetiştirmenin de lüzumuna inanmış bir gönül insanı. Sanatla ilgili olarak tecrübe ve birikimlerini 18 yıldır kaleme döken Hikmet Barutçugil�in �Suyun Rüyası Ebru� isimli kitabı yayınlandı. Baştan sona ebru sanatının en güzel örnekleriyle bezenmiş olan katalog, ebru sanatının tarihçesiyle başlıyor. Ebru yapımında kullanılan malzemelerin resimleriyle tanıtıldığı bölümün ardından, ebrunun uygulanışını anlatan kısım bulunuyor. Sonraki bölümlerde geleneksel ebru desenlerimiz ve çiçekli ebrular izah ediliyor. Yabancıların ebruya bizden daha fazla sahip çıktığına dikkat çeken sanatkârımız, sorularımıza cevap verdi:

* Ebru sanatıyla nasıl tanıştınız?
BARUTÇUGİL: Merhum yazı hocam sayın Prof. Emin Barın, bende ebru yapma fikrini 1973 yılında uyandırdığında, bu esrarengiz sanatın çok az kişi tarafından keşfedildiğinin farkına vardım. Önceleri bu işi öğrenmek için bir usta bulmanın gerektiğini düşünmüştüm. Zaten pek az sayıda olan ebru ustalarının ders vermeye zaman ayıramadıklarını, hatta bilgilerini açıklamaya hevesli olmadıklarını anladım. Ustaların esrarlı havası da ayrıca merakımı kamçılıyor, içimdeki ebru aşkını şiddetlendiriyordu. Bunun üzerine ebruyu kendi kendime yapmaya karar verdim ve deneme yanılma yolu ile bu sanatı öğrenmeye çalıştım. Şimdi, bu sanata 27 yılımı verdikten sonra, insanın kendi kendisinin hocası olmasının, deneyle yapmakta serbest oluşunun belirli bir reçeteye bağlı kalmak zorunda olmamak gibi avantajları olduğunu anladım. Bir zaman sonra geleneksel malzemelerin pek çoğunu ve nasıl kullanıldığını öğrendim. Ancak şüphesiz ki ilahî lütûf (ilham) olmadan bu bilgiler yerlerini bulamazdı.

* Ebrunun tarihçesi hakkında geniş bilgiye sahip miyiz?
BARUTÇUGİL: Orta Asya�da, İran�da ve Türkiye�de yapılan ebruların kökeni hakkında bugün ne yazık ki pek az şey biliyoruz. Ancak Selçuklu ve Osmanlı döneminde bu tür dekoratif kâğıtlar siyasî ve idarî hayatta yaygın olarak kullanıldı. Daha da önemlisi, ebru sanatı Türklerin en güzel sanat eserlerini ortaya çıkarmaları için bir ortam meydana getirmiştir.
Selçuklular ve Osmanlılar döneminde birçok ebruzen yetişmiştir. Bu ustaların eserleri zengin evlerinin duvarlarını süslemiş, yahut bir sultandan, paşadan, soylulardan bir diğerine hediye olarak gönderilmiştir. Süleymaniye Kütüphanesi�nde ve Topkapı Sarayı�nda 16. yüzyıldan kalma el yazmalarında çok güzel ve gelişmiş ebru örnekleri bulunuyor.

* Bizdeki en eski ebru hangisi?
BARUTÇUGİL: Topkapı Sarayı�nda bulunan, tarihi tesbit edilmiş en eski ebru 1447 yılına ait. O günlerden bugüne kadar şüphesiz birçok isimsiz ebruzen, birçok güzel eser verdi ve hâlâ da vermeye devam ediyorlar. 1920�lerde Beyazıt Meydanında ve Sahaflar Çarşısında birçok ebru atölyesi olduğu söylenir. Ancak elimizdeki mevcut bilgiler kısıtlıdır. Bilinen ve literatürlerde de adı geçen Türk ebru ustalarının çoğu 19. yüzyıl ve sonrasında yaşamış ustalardır. Diğer birçok İslâm sanatı gibi ebru da tekkelerde geliştirilmiştir. Günümüze kadar gelebilen Osmanlı tekkelerinden Özbekler Tekkesi, ebru sanatı ve bu sanatın günümüze kadar taşınması açısından çok önemlidir.

* Peki en eski ebrucumuz...
BARUTÇUGİL: Ebru tarihimiz içinde bugüne kadar tespit edilebilen en eski ebrucu �şebek� lâkabı ile bilinen Mehmet Efendi�dir. Ebru yapımı ve terkiplerini anlatan en eski belge niteliğindeki �Terkib-i Risale-i Ebri� adlı eserde adı geçer ki Allah rahmet eylesin duası ile anılır. Ebrucunun ne zaman vefat ettiği meçhuldur.

* Peki yakın döneme gelecek olursak...
BARUTÇUGİL: Son Osmanlı ebru üstatlarının en önemlilerinden biri olan Necmeddin Okyay, üstadı Edhem Efendi gibi bir çok hünerlerin ustasıydı ve hezarfen lakabı ile anılırdı. Çiçekli ebruların ilk uygulayıcısıdır. Ebruculuğu oğulları Sami ve Sacit ile yeğeni Mustafa Düzgünman�a öğretmiştir. Zamanın en çok bilinen hat ustalarından olan Sami Efendi, Hezarfen Edhem Efendi�nin arkadaşıdır. Edhem Efendi�nin babası Şeyh Sadık Efendi günümüze gelen zincirin ilk halkasıdır. Okyay ve Düzgünman bu güzel sanatımızı günümüze kadar getiren ustalar. Günümüzde bu sanatı devam ettiren ustalar arasında Niyazi Sayın, Fuat Başar, Alparslan Babaoğlu, Timuçin Tanaslan, merhum Nusret Hepgül, Feridun Özgören ve daha bir çok genç sanatçı mevcuttur.

Hikmet Altınkaynak

Üniversite öğretim görevlisi, eleştirmen, yazar Hikmet Altınkaynak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. `Yeni Ortam', `Cumhuriyet', `Vatan', `Milliyet', `Varlık', `Türk Dili', `Milliyet Sanat', `Yaşasın Edebiyat' gibi gazete ve dergilerde deneme ve eleştiriler yazdı. Milliyet Yayınları yöneticiliği, �AD Yayıncılık� ile `Milliyet Çocuk', `Başak Çocuk', `Şirinler', `Heidi' gibi birçok çocuk dergisinin de yazı işleri müdürlüğünü yaptı. `Eleştiri' dergisini çıkardı (1979-1980). TRT'nin kimi kültür-sanat programlarının yayın danışmanlığını yürüttü. Kısa bir süre, Kanal D'de kitap tanıtımları yaptı. `Milliyet' ve `Finansal Forum' gazetelerinde sanat sayfası hazırladı. `Yaşasın Edebiyat' adlı aylık derginin (1997-1999) genel yayın yönetmenliğini üstlendi. `Radikal' gazetesi kültür/sanat sayfasına haftada bir yazdı. �Sürekli Basın Kartı� sahibi olan Altınkaynak, on yılı aşkın bir süre Almanya Köln Radyosu'nda kitap tanıttı. Hürriyet Gösteri yönetiminde yer aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi ve Rektör Danışmanı olarak çalıştı. TV 8�e üç yıla yakın bir süre �Yıldız�da Sohbet� programını hazırlayıp sundu. Hürriyet gazetesi �Atatürk�ü Seviyorum� kitaplarını 2004 Kasımı�ndan başlayarak dağıttı. Milliyet gazetesi için öğrenci ve öğretmenlere kaynak oluşturacak �100 Temel Eser�i yazdı, büyük ilgi gördü, kupon karşılığı olarak gazete tarafından dağıtıldı. Altınkaynak, şu günlerde 1000 biyografinin yer alacağı �Resimli Şair ve Yazarlar Sözlüğü�nü tamamlamakla uğraşıyor.

Başlıca yapıtları: Edebiyatımızda 1940 Kuşağı (inceleme-antoloji, 1977), Orhan Kemal (Asım Bezirci ile, inceleme, 1977), Zamanla (deneme-eleştiri, 1982), Orhan Kemal'in Hikâyeciliği (inceleme, 2000) Nükte ve Fıkralarıyla Ahmet Rasim (inceleme/antoloji, 1984, 2. baskı 1996), Dünyayı Paylaşan Yazarlar(deneme, 2001), Çağdaş Türk Şiiri 1 (inceleme, 2003). Ayrıca çocuklar için öykü kitapları (Karne Parası, Ev Ödevi, Arkadaşım Bilgisayar, Şimdi Aldığımız Bir Haberi Veriyoruz, Ünlüler de Çocuktu, Kardeşime Masallar) ile monografiler ve yardımcı ders kitaplarından oluşan, otuz dolayında çocuk kitabı bulunuyor.

Hayriye Yenisoy

Doç. Dr. Hayriye Yenisoy

ÖĞRENİM VE UZMANLIK:
1948 - 1952 : Bulgar lisesinden mezun oldu.
1952 - 1956 : Sofya Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalından mezun oldu.
1961 - 1967 : Sofya Üniversitesi Slav Dilleri Fakültesi Bulgar Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalından mezun oldu.
1970'te Bakü Devlet Üniversitesinde ihtisas yaptı.
1987'de Bulgar Bilimler Akademisinde doçent seçildi.
1996'da Azerbaycan Bilimler Akademisi Dilcilik Enstitüsünde doktora savundu.

ÇALIŞTIĞI KURUMLAR:
1956 - 1959: Kırcaali Türk Öğretmen Enstitüsünde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı (Mecburi hizmet)
1959 -1964 : Eski Zağra (Stara Zagora ) Öğretmen Uzmanlaşma ve Yetkinleşme Enstitüsünde "Türk Okulları" Kürsü Başkanlığı yaptı.
1964 - 1985 : Sınav kazanarak Sofya Üniversitesi Türkoloji Bölümünde öğretim görevlisi ve başasistan olarak çalıştı.
1985 - 1990 : Bulgar Bilimler Akademisi Balkanoloji Enstitüsü "Balkan Halklarının Etnogengüistik ve Etnokültür Sorunları" Bölümünde çalıştı.
1991 - 1998 : Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1998'de Muğla Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Doçent olarak çalışmaya başladı ve halen de burada çalışmaktadır. Uluslar arası Sosyo-Lengüistler Derneği üyesidir ve sempozyumlarına bildirileri ile katılmaktadır.

BİLİM ARAŞTIRMA FAALİYETLERİ:
Türkçe, Rusça, Bulgarca ve Slovak dilinde yazılmış üniversite kitapları, sözlükler, etüt ve makalelerden oluşan 120 eseri bulunmaktadır.

SOSYAL FAALİYETLER:
Bulgaristan Türk azınlığın Türkiye'de resmi koordinatörlüğü ve Balkan Türk Kadınlarının temsilciliğini yapmaktadır. 1994 yılında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Ebülfeyz Elçibey'e Kuzey - Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a ve tarafıma "TÜRK DÜNYASINA HİZMET" ödülü verilmiştir.

DOÇ.DR.HAYRİYE SÜLEYMANOĞLU YENİSOY'UN
BAŞLICA ESERLERİNİN BİBLİYOGRAFYASI1

1 Eserler, şu soy adlarıyla yayımlanmıştır. Süleymannova; Süleymanoğlu Yenisoy, Yenisoy.

1961 YILI
1.Reçnikovata rabota po bılgarski ezik s uçenitsite turçeta (Türk Öğrencillerle Bulgarcadan Leksik Alıştırmalar). V sb.: "Materialiv pomoşt na uçitelite po bılgarski ezik i istoriya". İzd.na ONS gr. Kırcaali -Otdel "Prosveta i kultura", Mart 1961, str.3-23.

1962 YILI
1.Rodop Manileri (E. Boyev ile Birlikte). "Narodna Prosteva" Devlet Yayınevi, Sofya, 1962.
2.Rabota v Dopılnitelnite Çasove po bılgarski ezik. (Bulgarcadan Ek Derslerde Çalışmalar - St. Slavova ile Birlikte). V. Sb.: " V pomoşt na uçitelite, koito rabotat c turçeta"/ sbornik ot statii/ İzd.na Ministerstvotona prosvetata i kulturata, Sofya, 1962, str. 27-46
3.Govornite uprajneniya po bılgarski ezik s uçenitsite turçeta (Türk Öğrencilerle Bulgarcadan Sözlü Alıştırmalar -Y. Ananiav ile Birlikte). Poraditsa "Pedagogiçeski zov". Izd.na ONS gr. Kırcali - Otdel "Prosveta i kultura", br. 1 i. 2., April, 1962, 26 str.

1963 YILI
1.Rodop Türk Halk Masalları (E. Boyev ile birlikte). "Narodna Prosveta", Devlet yayınevi, Sofya, 1963, 136 sf.
2.Masallarda 1978 yılında Çekoslovakya'da Slovak dilinde de yayımlandı.
3.Mihail Şolohov /Eserlerin Dili / Yeni Işık Gazetesi, Sofya, 1965. Rodop Manileri (E.Boyev ile Birlikte) Genişletilmiş 2. Baskı, "Narodna prosveta" Yayınevi, Sofya, 1963, 190sf.
4.Değerlendirme: Muharrem Erginoğlo, Türk Kültürü Dergisi III, 128/ 1965, SF.280, Ankara.

1966 YILI
1.Ailede Çocukların Terbiyesine Dair (H.Mahmudov ile Birlikte) Vatan Cephesi Milli Şurası Yayını, Sofya, 1966, 47sf.
2.Rodop Türküleri (E.Boyev ile birlikte). İkinci baskı, "Narodna Prosveta", Devlet Yayınev, Sofya, 1966, 136 sf.

1971 YILI
1.Uygulamalı Türk Dili Dersleri - Ses Bilgisi ve Şekil Bilgisi (H. Mahmudov ve M. Beytullov ile Birlikte) "Kl. Ohriski" Sofya Üniversitesi Yayını - Sofya Üniversitesine Bağlı Şumnu (Şumen) Türk Dili ve Coğrafya Fakültesi, Sofya, 1971, 405 sf.

1974 YILI
1.Turski ezik. Tekstove Çast I. (Türk Dili Metinler I.Bölüm H.Mahmudov, Kr. Haciolova, V.Samarcieva, M.Memedov ile birlikte). İzd.na Sofiyskiyat universitet "Kl. Ohridski", Fakullet po zapadni filologii, Sofya, 1974, 326 sf.
2.Turski ezik. Tekstove Çast II. (Türk Dili Metinler II.Bölüm H.Mahmudov, Kr. Haciolova, V.Samarcieva, M.Memedov ile birlikte). İzd.na Sofiyskiyat universitet "Kl. Ohridski", Fakullet po zapadni filologii, Sofya, 1974, 306 sf.
3.Praktiçeski turski ezik. Tekstove. Çast III. (Uygulamalı Türk Dili Metinler. Bölüm III. (Aynı yazarla birlikte). İzd.na Sofiyakiyat Universitet "Kl. Ohridski", fakultet po zapadni filologii., Sofya, 1974, 360 sf.

1975 YILI
1.Obuçeniç na detsa ot nebılgarski proizhod v detskata gradina/ Programirano rıkovodsvo za 6 - godişni detsa v 4 svitıka / (Bulgar Kökenli Olmayan Çocukların Ana Okulunda Eğitim - Öğretimi / 6 Yaş Grubundan Çocuklara 4 Kitapçıktan Oluşan Kılavuz/ 1. Kitapçık (M.Yanakiev, T.Vladimirova, S.Makodonska ve A.Vasilieva ile birlikte ). İzd.na Nauçnoizsledovatelskiyat İnstitut po obrazovanieto "T. Samodumov" pri Ministerstvoto na narodna prosvela, Sofya, 1975, 204 sf.
2.Obuçenie na detsa ot nebılgarski proizhod v detskata gradina / Programirano rıkovodstvo za 6 - godişni detsa v 4 svitıka / Bulgar Kökenli Olmayan Çocukların Ana Okulunda Eğitim Öğretimi / 6 Yaş Grubundan Çocuklara 4 Kitapçıktan Oluşan Kılavuz, II.Kitapçık. Aynı yazarlarla birlikte. Sofya, 1975, 240 sf.

1976 YILI
1.Bılgarskite seliştni i liçni imena v osmanski dokumenti i nakoi tehni fonetiçni i gramatiçni izmeneniya. (Osmanlı Belgelerinde Bulgar Yer ve Kişi Adları ve Bunlardaki Bazı Fonetik ve Gramer Değişmeleri) Godişnik na Sofiyskiya Üniversitet "Kl. Ohridski". Fakultet po zapadni filologii, T. LXXI. 1. Klasiçeski filologii i orientalistika, 1976, 75-167.
2.Za turtsizmite v publitsistika na Zahari Stoyanov. ( Zahari Stoyanov'un Sosyo -politik konulu Eserlerindeki Türkçe Alıntılara Dair). God. na Sofiyskiya universitet. Fakultet po klasiçeski filologii i orientalistika. T.LXXXI, 1976, Sofya, 1980, 57-70.
3.Türk Dili Ses Bilgisi (Fonetika na turskiya ezik). İzd.na Sofiyskiya universitet "Kl. Ohridki", Sofya, 1976, 232 str.
4.Değerlendirme: Prof.Dr. Agamusa Ahundur. Sovetskaya Turkologiya 2, sf. 88-90. Bakü-1978.

1977 YILI
1.K turskim zaimstvovaniyam v bolgarskom yazıke (Bulgarcada Türkçe Alıntılar Üstüne ) İzd. Azerbaycanskoy ordena Lmudovogo znameni goşudarstvenıy universitet. Uçeniya zapiski. Otedelnıy ottisk, Bakü, 1977.sf.67-71.
2.Obucenie na detsa na bılgarski turtsi (Bulgar Türkleri Çocuklarının Eğitimi Öğretimi) (A. Vasileva, S. Makedonska ile Birlikte). İzd. Na Dırjavna izdatelstvo "Narodna prosveta, Sofya, 1977, 301, sf.

1979 YILI
1.Uçebnik po turski ezik (Türk Dilinden /Ders Kitabı) (H.Mahmudov, 1. Beyrullov ve V.Samarcieva ile birlikte). İzd.na Sofiyskiya universitet "Kl. Ohridski," Sofya, 1979, 555.sf.

1980 YILI
1.Rodop Manileri ( E.Boyev ile birlikte ) Türk Dünyasını Araştırma Dergisi (TDA) II/9 (Ara. 1980),sf.206-220,İstanbul.
2.Bılgarsko-turski reçnik (Bulgarca-Türkçe Sözlük). Sıstavili: S.R. Demirev, M.Mehmedov, sp. Bılgarski ezik,kn. 6, 1980, str.525-528. (Değerlendirme).

1981 YILI
1.Bılgarsko - turski tematiçen reçnik. Çast I-II. ( Bulgarca - Türkçe Tematik Sözlük. Cilt I-II ) İzd. na Sofiyskiya universitet" Kl. Ohridski"", Sofya, 1981. 1376 sf.
2.Değerlendirme: Türker Acaroğlu. Türk Dili Dergisi, Nisan 1983, sf. 122-123, Ankara.
3.Leksikalni zaemki v turskiya ezik ot bılgarskiya i ot drugite slavanski ezitsi. (Türkçede Bulgarcadan ve Öteki Slav Dillerinden Leksik Alıntılar. Sıpostavitelno ezikoznanie/ Spisanie na Sofiyskiya universitet "Kl. Ohridski" .VI. 1981, 3-5sf, 105-135.

1982 YILI
1.Aslan Eyvazov, Muasir Türk Dilinin Fonetikası. Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Neşri, Bakü, 1978, 93 sf. Sp.filologiya, 10-11, Sofiya, 1982, sf. 124-127. (Değerlendirme).

1983 YILI
1.Bulgaristan'da Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri. II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, III. Cilt, Ankara, 1983, st.287-305.
2.Fonetiçna, morfologiçna i semantiçna harekteristika na slavyanskite zaemki v turskiya ezik/s ogled na narodnite govori na Turtsiya. ( Türkiye'nin Halk Ağızları Göz Önünde Bulundurularak Türkçedeki Slavca Alıntıların Fonetik, Morfolojik ve Semantik Açıdan Nitelendirilmesi). V. Sb.: "Bulgariya i svetat prez vekovete", İzd.na Sofiyskiya universitet, "Kl. Ohridski", Sofya, 1983, sf.119-129.

1990 YILI
1.Ruski zaemki v govorite na oblastta Kars - İztoçen Anadol / Turtsiya/ ( Doğu Anadolu-Kars İli Ağızlarında Rusça Alıntılar). BAN, İnstitut za Balkanistika, problemna grupa po "Etnolinguistiçni problemi na balkanskite narodi", Sofiya , 17.sf.
2.İz istoriyata na Bılgarsko- turskite i tursko-bılgarski reçnitsi ( Bulgarca - Türkçe ve Türkçe Bulgarca Sözlüklerin Tarihine Dair). BAN, İnstitut za Balkanistika, problemna gruba po "Etnolinguistiçni problemi na balkanskite narodi" Sofya, 1990, 15sf.
3.Za entonima Bulgar (Bulgar Etnonimine Dair) İnstitut za balaknistika pri BAN, Problemna Grupa po "Etnolinguist içni problemi na balkanskite narodi, Sofya, 1990, 35 sf.
4.Ana Okulu Öğretmenlerine Türkçeden Kılavuz Kitap (G. Rüslemova ve Y. İbrahimova ile birlikte). Haklar ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), Sofya, 1990.
5.Özlenen Alfabe (M.Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
6.Türkçe -2 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
7.Türkçe -3 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
8.Türkçe -4 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
9.Türkçe -5 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
10.Türkçe -6 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
11.Türkçe -7 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
12.Türkçe -8 Okuma Kitabı (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
13.Öğretmenlerimize, Ana ve Babalarımıza ilk Türkçe Kitap, (M. Süleymanoğlu ile birlikte), (HÖH), Sofya, 1990.
14.Ana Okulu, İlk Okul, Orta Okul ve Liselerde Türkçe öğretim Programı. Sofya, 1990.

1991 YILI
1.Bulgar Dili Grameri. Ankara Üniversitesi DTCF Öğrencilerine Ders Kitabı, Ankara, 1991, 105 sf.
2.Yaşam Sancıları İçinde Adımız, Dilimiz, Kültürümüz. HÖH gazetesi, Sofya, sayı 2, 1991. Aynı makale, şu dergilerde yayımlanmıştır. Bulgaristan Türklerinin sesi, sayı 6, 1991, Ankara, sf 11-13 Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 2, 1992, Bursa, sf. 3-4.

1992 YILI
1.Bulgar Yahudilerinin Cudezmo Dilinde Türkçe Alıntılar. Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi, sayı 3, sf. 12-15, Bursa.
2."Sefarat 92" Osmanlılar Zamanında Balkanların Ekonomik ve Kültürel Gelişmesinde Yahudilerin Katkısı. Balkanlarda Türk Kültürü, Sayı 4, sf.14-15, Bursa, 1992.
3.Bulgaristan'da Türk Dili öğretimi ve Ortaya Çıkan Sorunlar. Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 5, sf.18-20, Bursa,1992.
4.Çağdaş Bulgar Dili A.Ü. DTCF Öğrencilerine Ders Kitabı, Ankara, 1992, 306sf.

1993 YILI
1.Sıstoyanie na frazeologizmite ot turski proizhod v sıvremenniya bılgarski ezik. (Bulgarcada Türkçe Kökenli Deyimlerin Durumu) Ankara, 1993,57 sf.
2.Kım vıprosa za slvyanskiya leksikalen element v turskiya ezik. (Türkçede Slav Leksik Unsurlara Dair) Sıpostavitelna ezik iznanie sp.na Sofiyakata unevirsitet "KL.Ohridski", Sofya, 1993, br. 3-4, str.187-193.
3.Prof.Dr.O.Yaşar Nasteva'nın 70.Doğum Yıldönümünü Kutlarken. Yeni Hafta Gazetesi, Ankara, 4 Ocak 1993.
4.Kriçim'de Hıdrellez Manileri - Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 7, sf. 14-18, Bursa, 1993.
5.Osmanlı Kaynaklarında Balkan Toponim ve Hidronimleri. Balkanlarda Türk Kültürü. Sayı 8, sf.17-20, Bursa, 1993.
6.Çağdaş Türkçede En Sık Kullanılan Sözcükler. Balkanlarda Türk Kültürü. Sayı 9, sf. 9-13, Bursa, 1993.

1994 YILI
1.Türkolojinin Bulgaristan'da Gelişmesinde Katkıda Bulunan Bulgar Bilginleri. Balkanlarda Türk Kültürü. Sayı 11, sf. 5-6, Bursa, 1994.
2.Bulgaristandaki Türkler. Süvari Dergisi, Ocak, 1994, sf.27, Ankara
3.Balkan Türkleri Edebiyatı (Sözlü Edebiyat) Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 12, sf. 4-7, Bursa, 1994.
4.Bulgaristan Türklerinin Yakın Geçmişi ve Bugünü. Balkanlarda Türk Kültürü. Sayı 13, sf. 5-8, Bursa, 1994.

1995 YILI
1.Balkan Türk Edebiyatı. (Yazılı Edebiyat) Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 14, sf. 9-12, Bursa 1995.
2.Gagavuz Türklerinin Dili ve Folkloru. Balkanlarda Türk Kültürü, sayı 15, sf. 15-19, Bursa 1995.
3.Bulgaristan'da Atatürk Reformlarının Bulgar Aydınları Tarafından Değerlendirilmesi. Süvari Dergisi, Ekim, sf. 28-32, 1995, Ankara.

1996 YILI
1.Bulgaristan Türkleri Şiiri. Türk Dili. Dil ve Edebiyat Dergisi. Türk Şiiri Özel Sayısı V, Mart, Ankara, 1996, St. 449-578.
2.Bulgar Folklorunda Türk Folkloru Etkileri, Bilig Dergisi, sayı8, sf. 140-146, Ankara, 1996.
3.Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş ve Gelişmesinde Hizmeti Geçen Bulgaristanlı Türk Aydınları. Türkiye'de Türkolojinin Gelişmesi ve Prof.Dr.Hasan Eren, Kayseri Üniversitesi Yayını, Kayseri, 1996.
4.Bulgaristan'da Ana Dilimiz, Türkçe Ders Kitaplarımız ve Öğretim Sorunlarımız. Uluslar arası Türk Dili Kongresi, 1992.
5.(26 Eylül 1992-1 Ekim 1992) sf. 299-308. TDK Yayınları: 632.

1997 YILI
1.Bulgaristan Türklerinin Eğitim ve Kültürel Kalkınmasına Hizmeti Geçmiş Azerbaycan Aydınları. Bilig Dergisi, sayı 3, Ankara, Ocak, 1997.
2.Bulgaristan Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, İLESAM Yayını, Ankara-1997.
3.Türk-Bulgar Dil İlişkilerine Toplu Bir Bakış, Bilig Dergisi, sayı 4, Ankara, 1997, sf.170-175.
4.Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri (İkinci Baskı). Bilig Dergisi, Sayı 5, Ankara 1997, sf. 200-209.
5.Türk - Bulgar Dil İlişkileri Konusunda Değerli Bir Kitap, Bilig Dergisi, 1997, Sayı 6, sf. 259-262
6.Türkçe -2 Bulgaristan Türklerinin Çocuklarına ait Türkçe Okuma Kitabı (İkinci Baskı) T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Yayını
7.Çağdaş Bulgar Dili (Fonetik, Sözcük Yapımı, Morfoloji, Sentaks), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara, 1997, 307 sayfa
8.Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antoloji Cilt 8. Bulgaristan Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yayını, 1997, 446 sayfa.

YAYIMLANMA AŞAMASINDA OLAN
1."Tarih Boyunca Slav - Türk Dil İlişkileri", 380 sf., Türk Dil Kurumu.
2."Bulgaristan Türkleri Edebiyatı", 430 sf., (Gazi Üniversitesi Yayınları).
3."Türk - Bulgar Dil İlişkileri", 15 sf., AÜ. DTCF Yayını.
4."Çağdaş Bulgar Dili", 306 sf., AÜ Yayını.
5."Türk - Balkan Dil ve Edebiyat İlişkileri", 150 sf., Türk Kültürünün Çevre Kültürlerle Etkileşimi. Projesi çerçevesinde yayımlanmaktadır.
6."Türkçenin Sıklık Sözlüğü", 250 sf., Türk Dil Kurumu.
7."Nakol statistiçeski nablüdeniya vııhu fonetiçnata i morfologiçna struktura na dumata v sıvıemennıya turski ezik i obraton roçnik" ("Çağdaş Türkçe'de Sözcüğün Fonetik ve Morfolojik Yapısı Üzerinde Bazı İstatistik Araştırmalar ve Ters Sözlük"), 180 sf.
8."Türkçe - Bulgarca Sözlük", C.I-II, 1681 st.
9."Uygurskiy kaganat v 745-760 gg. (Po materialam runiçeskih nadpisey). Avtor: Sarthoja - Ulı Harjaubay (Pünik Yazıtlardaki Bilgilere göre, 745-760 Yıllarında Uygur Hakanlığı), Rusçadan çeviri, 225 sf.
10." Türkçe - 2, Okuma Kitabı", T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, 100 sf.

ULUSLAR ARASI KONGRE VE SEMPOZYUMLARDA OKUNAN BİLİMSEL RAPOR VE BİLDİRİLERDEN BAZILARININ BAŞLIKLARI:
1."Turtsizmite v tvorçestvoto na Zahari Stoyanov" / Stalist.f çesko izsiedvane/, (Zahari Stoyanov'un Yaratıcılığında Türkçe Kelimeler / İstatistik Araştırma/). Doklad, çelen na Hauçna sesiya, organizirana ot fakulteta po zapadni, filolojii po sof. Universitat "Kl. Ohridski", april, 1976, Sofya.
2."Türkçe'de En Sık Kullanılan Sözcüklere Dair ( Langüistik - İstatistik Araştırma. III. Milletlerarası Türkoloji Kongresinde Okunan Bilimsel Bildiriler, İstanbul, 1979. BTK'de Basıldı).
3."Bulgaristan'da Kriçim Türklerinin Düğün Türküleri", II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi, Bursa, 1981, T.C. Kültür Bakanlığının Derlemesinde Basılmıştır.
4."Eonetiçna, morfologiçna i semantiçna barakteristika na Slavyanskite zaemki v turskiya ezik /s ogled na narodnite de vori na Turtsiya/ (Türkiye'nin Halk Ağızları Göz Önünde Bulundurularak ) Türkçedeki Slavca Alıntıların Fonetik, Morfolojik ve Semantik Açidan Nitelendirilmesi. Nauçno sıobtenie, şetena na I. Merdunaroden kongres po bılgaristika, may, 1981 g. / Po kısne v razşiren variant pod siştoto zaglavie be poblikuvana v sb.: "Bılgariya i svetıt prez vekovete", izd. Na Sof. Universitet. "Kl. Ohridski", Sofiya, 1983g., str.119.129/ Uluslar arası Bulgaroloji Kongresinde Okunan Bilimsel Bildiri, Mayıs, 1981, Sofya ( Daha sonraları "Kl. Ohridski" Sofya Üniversitesinin Yayını "Yüzyıllar sürecinde Bulgaristan ve Dünya" Başlıklı Derlemede Yayımlanmıştır), Sofya, 1983.
5."Türkçe'de Eklerin İşleklik Durumu" (İstatistik Araştırma). Türkoloji Kongresinde Okunan Bilimsel Bildiri, İstanbul.
6."Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'de Balkan Tepenim ve Hidronimleri. Akadimisyen VI. Georgiev'in 80. Doğum yıldönümü Münasebetiyle Düzenlenmiş " Balkan Halklarının Etnik Linmistik Sorunları" konulu Uluslar arası Bilimsel Toplantıda okunan bildiri. (9-10.02.1988-Sofya).
7.XVII. Yüzyıl Osmanlı - Türk Kaynaklarından Balkan Toponim ve Antroponimleri" (30.08-5.09.1989-Sofya ).
8."Bulgarca'da Türkçe Kökenli Tarih Terimleri". Türk Tarih Kongresi, Eylül, Ankara, 1990.
9."Bulgaristan'da Türkolojinin Gelişmesi". Uluslar arası Türk Dili Kongresi, Eylül, İstanbul-Ankara- 1992.
10."Türkçe'de SlavLeksik Unsurlar Sorununa Dair". Uluslar arası Linguistik Coğrafya ve Diyalektoloji Kongresi. Kasım, 1992, Sofya. (Kl.Ohridstik - Sofya Üniversikesinin "Karşılaştırmalı Dil Bilimi Dergisinde" yayımlanmıştır. Sofya, 1993, sayı. 3-4, sf.187-193.
11.Bulgaristan'dan Türkiye'ye Göç Eden Türklerin Dili Üzerine Sosyo-Linguistik Araştırma". (Araştırmada İstatistik metod uygulanmıştır). Uluslar arası Sosyo- Lintguistik kongresi, Eylül, Sofya, 1993.
12."Bulgaristan Göçmenlerinin Türkiye'de Dil Sorunları Var mı?" Türk Kültür Kongresi, Eylül 1993- Ankara.
13."Bulgaristan Türklerinin Edebiyatına Toplu Bir Bakış" II.Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı, 8-10 Aralık 1994, Ankara.
14."Türkiye'de Milli Kurtuluş Savaşı ve Türk Kadını", Uluslar arası Sempozyum, Mart 1995-Erzurum.
15."Bulgaristan Türk Toplumunun Kültür Sorunları" III. Türk Dünyası, Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı, 30 Eylül-2 Ekim 1995, İzmir.
16."Atatürk ve Bulgaristan, III. Uluslar arası Atatürk Sempozyumu, K.K.T.Gazi Mağusa, 3-6 Ekim 1995.
17."Dr.Sadık Ahmet ve Bulgaristan Türklerinin Eğitim ve Kültür Sorunları", 2 Eylül 1995, Ankara, Düzenleyen: TİSAV.
18."Bulgaristan Türk Toplumunun Türk Dili Öğretimi Sorunları" IV. Türk Dünyası Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı, 23-26 Mart 1996-Ankara.
19."Türk - Bulgar Dil İlişkileri", Türkiye'de Sosyal Bilimlerin Gelişmesi ve D.T.C.F. Konulu Sempozyum, Nisan 1996, Ankara.
20."Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş ve Gelişmesine Katkıda Bulunan Bulgaristanlı Türk Aydınları- Türkiye'de Türkolojinin Gelişmesi ve Prof.Dr.Hasan Eren" Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluşu ve gelişmesine Katkıda Bulunan Türk Aydınları Kurultayı, 23-25 Mayıs 1996, Kayseri Erciyes Üniversitesi, 15 sf.
21.Bulgar Folklorunda Türk Folkloru Etkileri" 15 sf. V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, 24-29 Haziran 1996, Ankara.
22."Bulgaristan Türklerinin Eğitim ve Kültürel Kalkınmasına Hizmeti Geçen Azerbaycan Bilim Adamları" 15 sf. Uluslar arası Türk Dili Kongresi, 23-27 Eylül 1996 - Ankara.

1997 YILI
1.Beşinci Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayında Okunan Bildiri: "1990 Yılından Bu Yana Bulgaristan'da Türk Dili Eğitimi. Sorunlar. Perspektifler" 11-13 Nisan 1997, İstanbul.
2.Hollanda (Amsterdam ) Türk Federasyonunun Daveti üzere Kadın Kolları Yaz Kampında: "Türkiye Dışında Türk Kimliğinin Geliştirilmesi ve Güçlendirilmesinde Türk Kadınının Rolü" başlıklı konferanslar verdi (Amsterdam. 23-26 Mayıs 1997)
3.Avusturya (Viyana ) Türk Federasyonunun daveti üzere Kadın Kollarında beş şehirde "Türkiye Dışında Türk Kimliğinin Geliştirilmesi ve Güçlendirilmesinde Türk Kadınının Rolü" başlıklı konferanslar verdi (Avusturya, 11.09-22.09.1997

1998 YILI
1.Altıncı Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayında Okunan Bildiri: "Bulgaristan'ın Yeni Eğitim Yasası ve Türkçe Öğretimin Perspektifleri" (20-22 Mart 1998, Bursa )
Türk Dil Kurumu ile Bursa Uludağ Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen "Başlangıcından Bu Yana Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Basın Hayatı" Bilim Şöleninde Okunan Rapor: "Başlangıcından Bu Yana Bulgaristan'da Türkçe Eğitimi" ( 20-26 Nisan, 1998 Bursa )

Hayrettin Karaman

Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak 1934 yılında Çorum�da doğdu. İlkokulu burada bitirdikten sonra özel olarak Arapça ve İslâmî ilmler tahsil etti. İlk İmam Hatip okullarından biri olan Konya İmam Hatip Okulu�na girdi ve ikinci dönem mezunları arasında yer aldı (1959). Yeni açılan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü�nde okudu ve ilk mezunlarından biri olarak 1963�te mezun oldu. İki yıl İstanbul İmam Hatip Okulu�nda meslek dersleri öğretmeni olarak çalıştıktan sonra açılan imtihanları kazanarak İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü�ne fıkıh asistanı oldu. Başlangıçtan Dördüncü Asra Kadar İslam Hukukunda İctihad konulu tezi ile fıkıh öğretmeni oldu (1971). Aynı yıl İzmir Yüksek İslam Enstitüsü�ne tayin edildi. 1975�te tekrar İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü�ne döndü. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakültesi�ne dönüşmesinin ardından doktor, doçent ve prorfesör oldu. Eylül 1976-Eylül 1980 yılları arasında yayımlanan Nesil dergisini çıkaranlar arasında yer aldı.

ESERLERİ
Arapça-Türkçe Yeni Kâmus (Bekir Topaloğlu ile birlikte 1966), Mukayeseli İslam Hukuku (I, 1974; II, 1982; III, 1991), İslam Hukuk Tarihi (1975), İslam Hukukunda İctihad (tez, 1975), İslam�ın Işığında Günün Meseleleri (2 c. 1975, genişletilmiş yeni baskı, I-II, 1988; III, 1992), Günlük Hayatımızda Haramlar Helaller (1979), İslam�da İşçi-İşveren Münasebetleri (1981), Anahatlarıyla İslam Hukuku (I. 1984; II, 1985; III, 1986), İslam�da Kadın ve Aile (I, 1993; II, 1994), İslamlaşmanın Önündeki Engeller (1995), Gerçek İslam�da Birlik (1996), İnsan Hakları (1996), Laik Düzende Dini Yaşamak (1997). Ders Kitapları: Arapça Sarf-Nahiv ve Arapça Metinler (Bekir Topaloğlu ile birlikte, 1964), Fıkıh Usûlü (1965), Hadis Usûlü (1965).Laik Düzende Dini yaşamak 1-2,Yeni Gelişmeler Karşısında İslam Hukuku.

Hayati Develi

1962 yılında Uşak�ın Ulubey ilçesinde doğdu. ilk ve orta okulu Ulubey�de, liseyi İzmir Atatürk Lisesi�nde okudu. 1983 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi�nden mezun oldu.1993 yılında Evliya Çelebi Seyahatnamesi�nin dil özellikleri üzerine hazırladığı doktora tezini tamamladı. 1993-1994 öğretim yılında Rusya Federasyonu�na bağlı Tataristan Cumhuriyeti�nde çalıştı. Halen İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü�nde öğretim üyesi olup, çalışma sahası Türkiye Türkçesi ve Tatarcadır.

Azeri Türkçesi Lügati (Erzurum 1993), Evliya Çelebi Seyahatnamesi�ne Göre 17. Yüzyıl Osmanlı Türkçesinde Ses Benzeşmeleri ve Uyumlar (Ankara 1995), 18. Yüzyıl istanbul Hayatına dair Risale-i Garîbe (istanbul 1998) isimli kitapları vardır. Ayrıca Mehmed Memduh paşa�nın Mir�at-i Şüûnât (Tanzimattan Meşrutiyete I, istanbul 1991) isimli hatıratını günümüz Türkçesine aktarmıştır.

Haşmet Başar

07.07.1945 doğumlu Haşmet Başar, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi�nden mezun olduktan sonra Londra�da İş İdaresi diploması, New Castle Üniversitesi�nden master dereceleri aldı. Leeds Üniversitesi�nde doktora ve Manchester Üniversitesi�nde post doktora çalışmaları yaptı. Liverpool�da çok uluslu bir şirkette iktisatçı olarak çalıştı ve Birleşmiş Milletler Programı�nda yer aldı. 1984-1994 yılları arasında uluslar arası finans kuruluşlarında ve Kalkınma Bankası�nda üst düzey görevler yaptı. Başar, vefatından önce HABA International�ın Genel Müdürlüğünü ve Latin Amerika ülkesi olan Surinam Cumhuriyeti�nin Fahri Konsolosluğu görevini yürütüyordu. Çeşitli dillerde 8 kitabı ve 50�nin üzerinde bilimsel makalesi yayımlanan Başar, evli ve iki çocuk babasıydı.

Hasan Bülent Paksoy

Doktorasini Ingiltere'nin Oxford Üniversitesinde, Birlesik Krallik (United Kingdom) Universiteleri Rektörler Kurulu bursu ile bitiren Hasan Bülent Paksoy, Ohio State University, Franklin University, University of Massachusetts-Amherst ve Central Connecticut State University tarih bölümlerinde ögretim üyesi, Harvard Universitesi Orta Dogu Merkezinde Arastirmaci olarak görev yapti.

Prof. Paksoy'un elli'yi askin arastirma yazisi son yirmi yil içinde Amerika, Avrupa ve Asya kitalari üzerindeki onbir ülke'de
(ABD, Ingiltere, Almanya, Fransa, Turkiye, Japonya, Kazakistan, Hollanda, Belçika, Güney Kore, Kanada) çikarilan bilimsel dergilerde yayinlandi.

Paksoy, 1970 yilinda ABD de Bostwick bursu ile Lisans ve ABD National Science Foundation arastirma programi destegi ile de
1976 yilinda Yüksek Lisans diplomalarini aldi.

ESERLERİ

IDENTITIES: HOW GOVERNED, WHO PAYS? (2001); ESSAYS ON CENTRAL ASIA (1999); INTERCULTURAL STUDIES (New York: Simon and Schuster, 1998); TURK TARIHI, TOPLUMLARIN MAYASI, UYGARLIK (Izmir: Mazhar Zorlu Holding, 1997); CENTRAL ASIA READER: THE REDISCOVERY OF HISTORY (New York: M. E. Sharpe, 1994); CENTRAL ASIAN MONUMENTS (Istanbul: ISIS Yayinevi, 1992); ALPAMYSH: CENTRAL ASIAN IDENTITY UNDER RUSSIAN RULE (Hartford, Conn: AACAR, 1989).

Hasan Bülent Kahraman

Lisans derecesini 1980 yılında İnşaat Mühendisliği dalında Gazi Üniversitesi'nden, yüksek lisans derecesini 1983 yılında Ekonomi dalında Hacettepe Üniversitesi'nden, doktora derecesini de 1999 yılında Siyaset Bilimi dalında Bilkent Üniversitesi'nden aldı. Hacettepe, ODTÜ ve Bilkent Üniversiteleri'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1977 yılından itibaren bağımsız yazar ve sanat eleştirmeni olarak çalışmalarını sürdürmektedir. 1991-1996 yılları arasında Kültür Bakanlığı Başdanışmanı ve 1992-1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı yayınlar Dairesi Başkanı olarak görev yaptı. 1996 yılından bu yana Radikal Gazetesi'nde köşe yazarıdır. Rotterdam Belediyesi Sanat Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. Eczacıbaşı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Danışma Kurulu üyesidir. Araştırma alanları Türk siyaseti, siyasal kuramlar, sosyal kuram, yapısalcılık sonrasi felsefe, kültürel araştırmalar, görsel kuram, modern Türk edebiyatı, Türkiye popüler kültürü olarak sıralanabilir. TÜSES, SODEV, Tarih Vakfi, Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği, Middle East Studies Association of North America üyesidir.

Hasan Saka

Prof. Hasan SAKA (1885-1960)
1885 yılında Trabzon�da doğdu. Mülkiye Mektebini 1908 yılında bitirdi. Paris Siyasal Bilgiler Okulu Diplomasi Şubesini 1912 yılında bitirip, daha önceki işi Divân-ı Muhasebat (Sayıştay)�daki görevine başladı.

Nisan 1915�de Maliye Bakanlığı Varidat Umum Müdürlüğü Temettü Vergisi Komisyonu 1. Mümeyyizliğine tayin edildi. Ekim 1916�da Eskişehir Sancağı Bölge İktisat Müdürü oldu. 4 Eylül 1918 tarihinde Mülkiye Mektebi iktisat dersi hocalığını üstlendi.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi�ne Trabzon Milletvekili olarak katıldı. İşgal kuvvetlerinin Meclis�i kapatması üzerine İaşe Umum Müdürlüğü Teftiş Heyeti Müdürü oldu. 1921 yılında Trabzon Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi�ne katıldı. 3. İcra Vekilleri Heyeti�nde önce Maliye, 11.5.1922 tarihinden itibaren de Ekonomi Bakanlığı yaptı. Bu dönemde çağdaş maliye ilkelerinin yerleşmesinde öncülük etmiştir. Lozan Konferans Heyetinde ekonomik ve mâlî konularda ikinci başkanlardan biri olarak görev yaptı ve anlaşmaya üçüncü sırada imza attı.

1. İnönü Hükûmeti�nde İktisat, 2. İnönü Hükûmeti�nde Ticaret ve 3. İnönü Hükûmeti�nde bir süre Maliye Bakanlığı yaptı. 13.7.1926 tarihinde istifaen görevinden ayrıldı. 1.11.1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliğine seçildi. Bu görevini 3, 4 ve 5. dönemlerde de korudu. 1 Kasım 1935 tarihinde Başkan Vekilliğinden ayrıldı ve 24 Ekim 1936�dan 1941 yılına kadar İstanbul�dan Ankara�ya nakledilen Siyasal Bilgiler Okulu�nun Genel İktisat Profesörlüğünü üstlendi.

6-8. dönemlerde de Trabzon Milletvekili seçilerek 13 Eylül 1944 tarihinde 2. Saraçoğlu Hükûmeti�nde Dışişleri Bakanlığı�na getirildi. İkinci Dünya Savaşı�nın sonlarına doğru bütçenin açık vermeye başladığı, şeker ve kâğıt sıkıntısının en üst sınıra çıktığı ve ortamın gerginleştiği bir dönemde; İsmet İnönü 12 Temmuz Bildirgesi doğrultusunda Başbakanlık yapacak kişi olarak Hasan Saka�yı uygun gördü.

Hasan Saka, Başbakanlıktan ayrılınca Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu Başkan Vekilliğine seçildi. 1954 seçimleriyle politikadan ayrıldı. 29 Temmuz 1960 tarihinde İstanbul�da vefat etti. Fransızca bilen Hasan Saka, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Başbakanı Olduğu Hükûmetler ve Görev Zamanları
16. T.C. Hükûmeti 10.09.1947 10.06.1948
17. T.C. Hükûmeti 10.06.1948 16.01.1949

Hasan Köni

Prof. Dr. Hasan Köni, 7 Haziran 1946�da İstanbul'da doğdu. Saint Joseph Lisesi�nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü�nden 1970 tarihinde mezun oldu. 1976 yılına kadar Ankara Üniversıtesi Siyasal Bilgiler Fakültesi�nde ve Michigan State Üniversitesi�nde doktora ve doktora üstü çalışmalarını tamamladı. 1986�da Ankara Üniversitesi�nde profesörlüğe atandı. 1978�de Colombia Üniversitesi�nde, 1982�de California Üniversitesi�nde ve 1990-91 yıllarında da John Hopkins Üniversitesi�nde misafir öğretim üyeliği yaptı. Halen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü�nün müdürü de olan Prof. Dr. Hasan Köni, ayrıca Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu�nun da yönetim kurulu üyesidir.

Harezmi

Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk bilginidir.
Harezmî 780 yılında Harezm�de doğdu. Daha sonra ilim öğrenmek amacıyla, kendi döneminin ilim merkezi olan Bağdat�a gitti. Abbasi Halifesi Me�mun, Bağdat�ta kurduğu kütüphanenin (Darülhikme) idaresini kendisine verince, matematik ve astronomi kaynaklarını uzun süre inceleme imkanı bulmuştur.
Bağdat�taki bilimler akademisi Darülhikme�de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.
Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez �cebir� adı altında sistemleştirdi.
Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı.
Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti�l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri�nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus�un astronomik cetvellerini de düzeltti.
Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü�l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi.
Harezmî, 850 yılında Bağdat�ta vefat etti.

Haluk Kurtoğlu

10 Haziran 1932 tarihinde Aydın�da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü mezunu. 1953-1997 yılları arasında Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak görev yaptı.

1969 yılında bir yıl süre ile Londra Royal Shakespeare Academy'de çalışmalara katıldı.

1982-1985 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümünde hocalık yaptı. 1997 yılından beri özel tiyatrolarda oyuncu olarak çalışmaktadır. Bugüne kadar 100�den fazla oyunda görev almıştır.1991 yılından sonra Dialog eğitim kurumunda Diksiyon/Fonetik dersleri verdi. 27 Eylül 2004 tarihinde İstanbul�da öldü.

Haluk Kurtoğlu�nun rol aldığı filmler

Yorgun Savaşçı 1979
Elveda Dostum 1982
Bir Yudum Mutluluk 1982
İhtiras Fırtınası 1983
Bataklıkta Bir Gül 1983
Aliş ile Zeynep 1984
Duvardaki Kan 1986
Yolun Sonundaki Karanlık 1987
Hafız Yusuf Efendi 1987
Bir Muharririn Ölümü 1987
Elif Ana - Ayşe Kız 1987
Gecenin Öteki Yüzü 1987
Kuruluş / Osmancık 1987
Aşkın İlk Yarısı 1987
Cennet Gözlüm 1987
Gönülden Gönüle 1987
Belki Yarın 1988
Ölümünün 400. Yılında Mimar Sinan 1988
Türk Vakıf Medeniyeti 1988
Reis Bey 1988
Dönemeç 1988
Yansıma 1988
Yedi Uyuyanlar 1988
Minyeli Abdullah 1989
İnsanlar Yaşadıkça 1989
Yalnız Değilsiniz 1990
Sayın Başkan 1990
Minyeli Abdullah 2 1990
Dört Mevsim İstanbul: İstanbul Bir Özlemdir 1990
Sonsuza Yürümek 1991
Yıldızlar Gece Büyür1991
Issızlığın Ortası 1991
Yağmur Beklerken 1992
Bışr-i Hafi -Bir Zamanlar Sarhoştu 1992
İki Kızkardeş 1992
Beşinci Boyut 1993
Ağrı'ya Dönüş 1993
İskilipli Atıf Hoca / Kelebekler Sonsuza Uçar 1993
Hayatın İçinden 1993
Kanayan Bosna 1993
Yorgun Savaşçı 1993
Hasret 1993
Karanlık Sular / The Serpent's Tail 1994
Garip Bir Koleksiyoncu 1994
Aylaklar 1994
Kanayan Yara - Bosna Mavi Karanlık 1994
Ölümsüz Karanfiller 1995
Kurtuluş 1996
Sara ile Musa 2000
Deli Yürek-Boomerang Cehennemi 2001
Hırsız 2001
Bulutbey 2002
Emanet 2002
Abdülhamit Düşerken 2002
Yusuf Yüzlü 2004
Şeytan Sofrası 2004
Kadirşinas 2004

X

Tiyatro sanatçısı Kurtoğlu öldü
Hürriyet 28.09.2004

Türk tiyatrosu bir ustasını kaybetti. Tiyatroya oyuncu, yönetmen ve eğitmen olarak hizmet veren Haluk Kurtoğlu, tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde öldü.

Kurtoğlu 72 yaşındaydı.Omurgasındaki rahatsızlığı nedeniyle 15 Eylül 2004 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan ve burada bir ameliyat geçirdiği belirtilen Kurtoğlu'nun tedavi gördüğü Beyin Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi'nde dün hayatını kaybettiği bildirildi. (aa)

Haluk Gerger

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararasi iliskiler bölümü eski ögretim üyesi olan Haluk Gerger�in bu görevine YÖK ve 1982 anayasasi yürürlüğe girdiği gün son verildi. Çesitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. İnsan Hakları Derneği Kurucu Üyesi.
Darmstadt Teknik Üniversitesi'nde 1996 ve 1999 yıllarında misafir öğretim üyesi olarak bulundu.

28 Kasım 2007 Çarşamba

Haluk Dursun

1957 yılında Hereke'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sonçağ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde "İslam Amme Hukukunda Hükümet Anlayışı" konusunda yüksek lisans, "II. Abdülhamit Döneminde Akabe'de Osmanlı-İngiliz Rekabeti" konusunda da doktora tezi hazırladı. 1987 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak girdi. Daha sonra öğretim görevlisi ve yardımcı doçent oldu. Fakültede Türk Kültür Tarihi, Yeni ve Yakınçağ'da Avrupa Tarihi ve Türk İnkılap Tarihi derslerini vermektedir. "Yaşayan Boğaziçi" başlıklı bir ayrıbasım inceleme ile değişik konular da Kubbealtı Akademi Mecmuası, Tarih ve Medeniyet dergisinde makaleler kaleme aldı. 1988-89 yıllarında müstear ismiyle Zaman gazetesi'nde siyasî köşe ve dizi yazılar yazdı. Aynı yıllarda Zaman Araştırma Grubu'nu kurdu. 1995-96, 1998-99 yılları arasında Zaman gazetesinde kültür-sanat sayfasında "Cangözü" başlıklı haftalık yazılarına halen devam etmektedir. 1996-97'de San Çağrı Gazetesi'nde günlük siyasî köşe yazıları yazdı. Yine Yeni Hafta gazetesinde haftalık-siyasî, Yeni Ufuk gazetesinde köşe yazısı ile tarih eki editörlüğü yaptı. TGRT'de 30 günlük "Eski Tatlar" programı yapımcılığı ile "Bir Ramazan Akşamı" programının danışmanlığını, ayrıca STV'de "Cangözüyle İstanbul" konulu, Sabah Esintileri kuşağında, 10 program yaptı. Mert FM ile Burç FM'de İstanbul kültürü konulu radyo programları hazırladı.

ESERLERİ:
1.Ermeni Terörünün Kaynakları
2.İstanbul�da Yaşama Sanatı Ötüken Y
3.Nilden Tunaya Osmanlı Yazıları Ötüken Y.

Halis Yunus Ersöz

DOÇ. DR. HALİS YUNUS ERSÖZ

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
Çalışma Ekonomisi Ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi
25. 01.1968 tarihinde Karabük�te doğdu.
1995 � 2000: Doktora (İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı)
1992 � 1994: Yüksek Lisans (İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı)
1988 � 1992: Lisans (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü)
Mesleki Kariyer:
06.06.2005: Doçent (Sosyal Politika Alanı)
2002-2005: Yardımcı Doçent (Sosyal Siyaset ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı) (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü)
2000 � 2002: Dr. Araş. Gör. (Sosyal Siyaset ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı) (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü)
1993 � 2000: Araş. Gör. (Sosyal Siyaset ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı) (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü)
İdari Görev:
2006-:İktisat Fakültesi, Fakülte Kurulu Üyeliği.
2005-:Sosyal Siyaset Konferansları Editörü (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Çal. Eko. Ve End. Blm)
2004-:Teslim ve Kabul Komisyonu (İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi)
Çalışma Alanı: Bulunduğu Anabilim Dalı: Sosyal Siyaset ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı
Diğer İlgi Alanları: Sosyal Siyaset, Refah Devleti, Yerel Yönetimler, Özelleştirme, Yoksulluk, Sendikacılık ve Toplu Pazarlık, İnsan Kaynakları Yönetimi, Sosyal Güvenlik, Çalışma Ekonomisi, İş Piyasaları.

Halil Muhammed Özlem Gürbüz

DR.HALIL MUHAMMED ÖZLEM GÜRBÜZ KIMDIR ?

Dogum tarihi: 7.8.1963
Gaziantepte dogdu, ilk, orta, Lise tahsilini yaptiktan sonra isvicrede Private und Freie
Üniversitesinin Ekonomi Fakültesinden basariyla doktorasini tamamlayarak mezun oldu.

Konustugu Diller: Türkce, Almanca, Ingilizce.

Türkiyede askerlik vatan hizmetlerini bir bucuk sene Cavus unvaniyla tamamladi,
askerde takim cavuslugu ve Bölük Egitim cavuslugu yapti. Acemi birligi Denizli,
usta birligi Ankaraydi.

ISVICREDE KURDUGU KURULUSLAR
- El Ele Hand in Hand, Is ve Isci Bulma Firmasi
- ILF-Enstitüsü
- PAB-Özel is Danismanligi Bürosu
- GIKO-Islam Toplumu Konferanslari Organizasyonu
- TÜRKIYEJOB- Türkiye Is Internasyonal

ESERLERI:
Internettin Temel Bilgileri
Uluslararasi Ekonomi
Bir Firma Nasil Kurulur
Personel Müdürlerinin Vazifeleri
Avrupa Birligi
Islamin Temel Bilgileri
Berlinde Bir Türk
Ruh Hasta Olmaz, Arastirma

POLITIKA DENEYIMLERI
MILLETVEKILLIGINE VE BAKANLIGA HAZIRLIK
Sosyal Demokrasi Partisi
Yesiller Partisi
insan Haklari Politikasi, Müslümanlarin Haklarini Koruma Politikasi, Türk vatandaslarinin
Haklarini Koruma Politikasi, Saglik Politikasi, Cevre Koruma Politikasi, Is Politikasi,
Ekonomi Politikasi, Belediye Politikasi, Eyalet Politikasi, Devlet Politikasi.

SINEMA VE TELEVIZYON FILMI, BÜYÜK ÖDÜL ALMIS FILM:
FILMIN ADI: ATESTEN GÜNLER, TARIH: 1921, FILM YÖNETMENI: ZIYA ÖZTAN,
FILMIN TÜRÜ: TÜRKIYE CUMHURIYETININ KURTULUS SAVASI, ETIKETLER:
ROMANDAN UYARLAMA, FILMIN YAPIMI: 1987, YER: ANKARA VE BASKA YERLER,
ZUHAL OLCAY, HALUK BILGINER VS.
DEVLET: TÜRKIYE CUMHURIYETI DEVLETI.
KISI: HALIL MUHAMMED ÖZLEM-GÜRBÜZ , GÖREVI: TAKIM KOMUTANI, ROL ADI: BASROL.
INFORMASYON: www.sinematurk.com

irtibat Maili:
drhalil1@yahoo.de

27 Kasım 2007 Salı

Halil Ürün

1947 yılında Konya'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra bir müddet karayollarında mühendis olarak çalıştı.

1971-88 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı.1989 yılında Konya Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi ve iki dönem üst üste aynı görevi başarıyla yürüttü.

Evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.

Halil inalcık

HAKKINDA YAZILANLAR


DÜNYACA TANINMIŞ TARİHÇİMİZ HALİL İNALCIK
Bilim ve Teknik s.357 Gökhan Tok

Osmanlı-Türk tarihi büyük bir tarih; aynı zamanda en çok saptırılmış bir tarih. Milletimiz bu tarihin gerçeklerini dünyaya tanıtacak bir tarihçiyi çoktandır beklemekte idi.
Prof. Dr. Halil İnalcık işte bu beklenilen tarihçidir.

DÜNYACA ÜNLÜ tarihçimiz Halil İnalcık�ın yaşam öyküsünü öğrenmek için hayli gerilere gidip, 1905 yılından başlayabiliriz. Rus-Japon savaşının sürmekte olduğu bu tarihlerde İnalcık�ın babası Seyit Osman Nuri , vatanı Kırım�ı terkeder ve İstanbul�a gelir. Seyit Osman bir süre kolonya imalathanesi işletir. Bir dönemin ünlü Osman Nuri kolonyalarını o çıkarmıştır. Bahriye binbaşılarından Seyit Osman�ın kızı ile evlenmeye karar verir. �Babam 1930 yılında annemden ayrıldı ve Mısır�a gidip yerleşti, orada bir dükkân açtı. Türk malları satıyordu. 1934 yılında orada öldü.�
Halil İnalcık, 26 Mayıs 1916 yılında İstanbul�da dünyaya gelir. Savaşlarla geçen bir dönem yaşar çocukluğunda. Milliyetçi bir Türk olan babası, Atatürk�ün Sakarya Meydan Savaşı�nı kazanmasına o kadar sevinir ki �Zafer-i Milli� adında bir şekerleme çıkarmaya başlar. Aile 1924 yılında Gazi�nin Ankara�sına geçer ve burada yerleşir. Küçük Halil, ilkokulu burada, Gazi İlkokulu�nda okur.
�Bütün inkılapları orada yaşadım. Şapka inkılabı olmadan önce biz çocuklar kalpak giyerdik. Şapka inkılabından sonra okulda kalpaklarımızı yere çaldığımızı hatırlıyorum.�
Halil İnalcık yeni harflere geçişi de ilkokulun dördüncü sınıfındayken yaşar. Arapça ve Farsça kurallara göre eski yazı okumuş olması, ileride tarihçi olduğunda çok işine yarayacak, eski belgeleri okumasına olanak verecektir. Çocukluğundaki anılardan biri de Ulus Meydanı�ndaki heykelle ilgilidir.
�Ulus Meydanı�ndaki abidenin açılışına biz okulca götürülmüştük. Atatürk heykelinin açılışında bir nutuk verme görevi bana ve bir öğrenciye daha verilmişti. O nutkun hazırlanmasına babam karıştı; nutka bir takım Arapça kelimeler ilave ettiği için hoca görevi bana değil öbür çocuğa verdi. Ulus heykelinin bende böyle bir anısı vardır, bunu hiç unutmam.�
İnalcık�ın soyadı, ileride bir tarihçi olacağını işaret edercesine tarihten alınmış bir isimdir.
�Soyadı kanunu çıktığı zaman herkesin belli bir soyadı alması gerekiyordu. Belli bir zaman içinde seçtiğiniz adı nüfus memuruna bildirmeniz gerekiyordu. Vakit geçtiği takdirde nüfus memuru istediği adı size verebiliyordu. O, bizim için İnalcık adını seçmiş. İyi bir şans sonucu İnalcık tarihte meşhur bir adamdır; Harzemşahlar�ın Maveraünnehir�deki valisi idi. İnalcık, Cengiz Han�ın İslam dünyasına saldırmasına neden olmuştur. Moğolistan�dan gelen bir kervanı yağmalamasaydı Cengiz Hanİslam dünyası üzerine saldırmayacaktı.�
Babası aileyi bırakıp Mısır�a yerleştiği için Halil İnalcık�a annesi bakar. Ortaokulda biraz haylaz bir çocuk olduğu için yatılı olarak Sivas Öğretmen okulu�na verilir. 1932 yılında ise Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu�na nakledilir.
�Orada biz bir manastırdaymış gibi sabahın erken saatlerinde kalkar, çalışmaya başlardık. Hocalarımız çok seçkin insanlardı. Mesela bunlardan fizik hocamız Nusret Kürkçüoğlu sonradan İstanbul Üniversitesi�nde profesör oldu; edebiyat hocam ise ünlü edebiyat tarihçisi Abdülbaki Gölpınar idi.�
Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra Halil İnalcık�ın önünde öğretmen olmaktan başka bir yol yok gibi görünmektedir. 1935 yılında karşısına beklenmedik bir fırsat çıkar. O zaman Atatürk, tarih tezini bilimsel temellere dayandırmak için Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi�ni kurar. Kendisi de bir öğretmen okulu mezunu olan Afet İnan�ın çabalarıyla öğretmen okulu öğrencileri yeni kurulan bu okula devam imkanı verilir. Böylece Halil İnalcık�ın Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi�ndeki günleri başlar.
�O zamanlar Ekrem Akurgal, Sedat Alp Almanya�dan yeni dönmüş ve orada doçent olmuşlardı. Almanya�dan gelen en iyi profesörler hocalarımızdı. Aslında o zamana kadar benim aklımda tarih yoktu. Ben daha çok edebiyat, felsefe gibi alanlar istiyordum. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi�ne ilk girdiğimde Sinolojiyi düşündüm. Fakat sonratarihimizin en önemli döneminin Osmanlı tarihi olduğunu gördüm. Osmanlı arşivlerinde milyonlarca vesika vardı ve ben en iyi işi burada yapabilirdim.�
Üniversite eğitimi sırasında İnalcık, dönemin önde gelen isimlerinden dersler alır; bunlar arasında Fuad Köprülü, Şemsettin Günaltay, Muzaffer Göker, Yusuf Hikmet Bayur gibi isimler vardır. Ortaçağ tarihi derslerini aldığı Köprülü, İnalcık üzerinde büyük bir etki bırakır ve meslek yaşamı boyunca kendisine örnek olur. Halil İnalcık 1940 yılında mezun olduktan sonra Dil ve Tarih Coğrafya Faküytesi�nde kalır ve Yakınçağ Tarihi Bölümü�nde asistan olur. Buradaki akademik yaşantısı, 1972 yılına değin sürecektir. �Tanzimat ve Bulgar Meselesi� başlıklı doktora tezini iki yıl içinde tamamlar ve doktora payesini alır. İstanbul arşiv belgelerinden derleyerek hazırladığı bu çalışması Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanır. Belgelere dayanarak hazırlanmış bu tez büyük ilgi uyandırır, öyle ki o sırada dekan olan Enver Ziya Karal�ı Bulgar elçiliğinden bir heyet ziyaret eder ve bu tezin Bulgar tarihine yaptığı katkılardan dolayı tebriklerini sunar. Bu da, İnalcık�ın ileride birçoklarının kabul edeceği tarafsız ve doğru tarih yazımı konusundaki hassaslığına bir örnek oluşturur. İnalcık, kendisi için en önemli uğraşının bilimsel araştırmacılık olduğunu belirtiyor.
�Arşivlerde 1432 yılına, II. Murat devrine ait bir tımar defteri buldum. Bu, arşimizdeki en eski defterdir. Onu 1954�te neşrettim. Bu Arnavutluk�a ait bir defterdi ve Arnavutluk tarihine yönelik çok önemli sorunları çözmemize yardımcı oldu. Ben eğer şöhretli bir tarihçi olmuşsam, bunu Türk arşivlerine borçluyum. Bu arşivler çok mühim ve çok zengindir. Sosyal bilimlerle uğraşan Türk bilim adamları bu arşivler sayesinde önemli çalışmalar yapabilirler veTürkiye�nin sosyal bilimlerdeki başarısı bizi Fransa�nın yanına yerleştirir. Fakat zaman zaman arşivilerimizin yönetiminde anlaşılmaz bir düşünce hakim oluyor. Vesikaların tamamını alamayacağımız söyleniyor. Son olarak 1989 yılında defterlerin fotokopilerinin tam olarak çıkışı yasaklandı. Bugün bunların ancak üçte birini alabilirsiniz. Eskiden bu kural geçerli olsaydı ben Tanzimat ve Bulgar Meselesi başlıklı tezimi ortaya çıkaramazdım. Bu vesikaların açıklığı sayesinde bütün dünya çarpıtmalardan kurtulmuş hakiki tarihimizi öğrenecektir. Vaktiyle, Köprülü�nün dışişleri bakanı olduğu zamanlarda tam açıklık vardı. Macarlar kendileri ile ilgili defterlerin fotokopilerini aldılar ve Macarca�ya tercüme ettiler. Macarlar bugün kendi kayıtlarında Türkler aleyhine olan bölümleri düzeltiyorlar. Macar tarihini yalnızca Macar vesikaları ile yazarsanız çok düşmanca sonuçlara varırsınız, ama Türk vesikalarını da kullanırsanız daha dengeli bir tarih ortaya çıkar. Bunu böyle yapmamak bizi Türk tarihinin gerçeklerini öğrenmekten alıkoyar.�
İnalcık bu kapalılığın sıkıntılarını çekmeye başlamış. Öyle ki 1950�li yıllardan beri sürdürmekte olduğu II. Mehmet zamanı Osmanlı İmparatorluğu�nun tarihini incelemesi bu yüzden aksamaya uğramış.
Halil İnalcık tarihçilik anlayışını Fransız Annales ekolu doğrultusunda tanımlar ve çalışmalarını temelde bu bağlamda sürdürür. Bunun en önemli örneğini 1977 yılında Fernand Braudel Araştırma Merkezi�nde Immanuel Wallerstein�ın düzenlediği uluslararası bir konferansta sunduğu bir bildiride görmek mümkündür. İnalcık bu bildiride Annales yönteminin Osmanlı ekonomik ve sosyal tarihine bakışta kökten değişiklikler getirebileceğinden nasıl yararlı olabileceğinden sözeder. UNESCO�nun çıkarmayı tasarladığı Dünya Tarihi adlı kitapta kendisine görev verilmesi, onun tarihçiliğine olan ulusyararası saygının bir işareti sayılabilir.
�UNESCO 1950�lerde bir dünya tarihi kitabı çıkardı. Zaman içinde bu kitabın revizyondan geçirilerek yeniden neşredilmesi gündeme geldi. Ben kitap hakkında bir eleştiri yazdım, benim gibi başka insanlardan da tenkitler gelince UNESCO başkanı eski kitabı tamamen bir kenara bırakarak yenisinin yazılmasına karar verdi. Bunun 5. cildi�nin-ki 1500�den 1800�e kadar olan bir dönemi kapsıyor -editörlüğü bana ve Cambridge Üniversitesi�nden Prof. Peter Burke�e verildi. Biz bu tarihler arasındaki dünya tarihini aramısda ikiye ayırdık ve benim hisseme Türkiye, Ortadoğu, Afrika, Hindistan, Ortaasya düştü. Biz bu işe dokuz yıl önce başlamıştık, bu yıl bu cildin bütün yazıları tamamlandı.�
�Türk tarihçilerine bir öneride bulunmak gerekirse diyebilirim ki daima belgelere sadık kalın. Eğer hakikatı ortaya çıkarırsanız bu daima bizim lehimizedir, çünkü bugüne değin tarihimiz hakkında yazılanların çoğu ya yalandır, ya çarpıtmadır. Eğer mübalağa yaparsanız kenidinizi kabul ettiremezsiniz, sizi ciddiye almazlar.�
Halil İnalcık�ın iyi bir tarihçi olmasındaki en önemli nedenlerden biri de bildiği yabancı dillerdir şüphesiz. İngilizce, Almanca, Fransızca�yı çok iyi okuyabilen İnalcık, Arapça ve Farsça�yı da kullanabiliyor. Bir sözlük yardımıyla okuyabildiği diller arasına İtalyanca�yı da katabiliyor.Bu, kaynakları araştırmaları için kullanmamasına ve yabancı dillerde yayın yapmasına olanak sağlıyor. İnalcık sayıları yüzleriu geçen makale ve kitaplarıyla dünya tarihçiliğinde seçgin bir yer yapmıştır. Başarısının göstergeleri aldığı ödüllerin çok üzerinde. Bunlar arasında Rockfeller Vakfı, Türk Tanıtma Vakfı, ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı, Sedat Simavi Vakfı, Dışişleri Bakanlığı Yüksek Hizmet ödülleri sayılabilir. İnalcık�ın başarılarının bir başka göstergesi de aldığı fahri doktora payeleri. Boğaziçi, Uludağ, Selçuk, Atina, Kudüs İbrani ve Bükreş üniversitelerinden doktora payeleri onun başarısının uluslararası platformda da takdir edildiğini gösterir. İnalcık, 1986�da Amerikan Akademisi�ne, 1993�te British Academy�e üye seçilir ve böylece uluslararası alanda seçkin bir yer alan ilk tarihçimiz olur.
İnalcık iyi bir araştırmacı olmasının yanında yetiştirdiği öğrencilerle de Türk tarihçiliğine değerli katkılarda bulunuyor.
�Türk tarihçiliği gelişiyor. Geçmişte iki büyük üstad var: Fuad Köprülü, Ömer Lütfü Barkan. Bu iki usta Türk tarihçiliğine getirdikleriyle bir yön vermiştir. Bugün tarihimizi onların yolunda iyi inceleyebilmek için, Osmanlıca�ya hakim olmak, bunun yanında batı tarihçiliğini iyi izlemek gerekir. Bana, siz bütün kariyeriniz boyunca ne yaptınız diye sorarsanız şunu söyleyebilirim: Bütün çabalarım Türk tarihçiliğini modern tarihçilik düzeyine çıkarmaktır. Benim tarih anlayışım devletlerin tarihini ortaya çıkarmaktan ziyade halkın tarihini, halkın geçmişte nasıl yaşadığını, sosyal hayatını, ekonomisini, gündelik yaşantısını ve bunları belirleyen şartları ortaya çıkarmaktır. Bizim tarihçiliğimiz ise bu konulara yeni yeni ilgi duyuyor.�
İnalcık, 1972�de otuz yıl ders okuttuğu Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi�nden emekli olunca, Chicago Üniversitesi tarih bölümüne davet edilir. Burada on beş öğrenci yetiştirdikten sonra 1986 yılında ikinci kez emekli olur.
Öğrencilerinden on ikisi çeşitli Amerikan üniversitelerinde Osmanlı-Türk tarihi okutmaktadır. Bugün bu alanda bir İnalcık ekolünden sözedilmektedir. Halil İnalcık çok çeşitli üniversitelerde sürdürdüğü meslek yaşantısına 1993 yılından itibaren Bilkent Üniversitesi�nde devam ediyor. Bu üniversitede lisansüstü bir tarih bölümü kurmakta. �Burada yaptığım en önemli iş budur. Yeni bir görüşle geleceğin Türk tarihçileri yetişiyor. Dört uzmanla birlikte hazırladığı son eseri �An Economic and Social History of Ottoman Empire� bugün dünya üniversitelerinde el kitabı haline gelmiştir. İnalcık bu eserle Osmanlı Türk tarihinin medeni yüzünü dünyaya tanıtmakla övünüyor.

İnalcık'a fahri doktora
9 Mayıs 2001 zaman

Sofya Üniversitesi St. Kliment Ohridski Akademi Senatosu, dünya bilimine katkılarından dolayı Prof. Dr. Halil İnalcık'a fahri doktora (Doctor Honories Causa) unvanı verilmesini kararlaştırdı.
Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İnalcık'a, Sofya Üniversitesi tarafından layık görülen doktora unvanı, 5 Ekim 2001 tarihinde Sofya'da düzenlenecek törenle verilecek.

Halil Berktay

Sabancı Üniversitesi Öğretem Üyesi

1947'de doğan Doç. Dr. Halil Berktay, liseyi Robert Kolej'de okuduktan sonra, ekonomi alanında lisans ve lisansüstü eğitimini 1968'de Yale Üniversitesi'nde tamamladı.Ekonomi okuduğu Yale Üniversitesi'nden, lisans ve yüksek lisans derecelerini 1968 yılında daha sonra yöneldiği Tarih'te ise doktorasını Birmingham Üniversitesi'nden 1991 yılında aldı. Türkiye'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Tarihi ve İktisadi Doktrinler kürsüsü ile ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümlerinde öğretim üyeliği yaptı. Ayrıca yurtdışında, Birmingham Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi'nde ders verdi. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü müdür yardımcılığında bulundu. Ana Britannica ansiklopedisinin, Europalia sergi projelerinin tarih danışmanlığını yaptı. Esas uzmanlık alanı, 20. yüzyıl Türk milliyetçiliği ve milliyetçi historiyografisidir. Bunun dışında, gerek Avrupa ortaçağ tarihinin, gerekse Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihinin karşılaştırmalı bir perspektif içinde yeniden düşünülmesi sorunuyla da uğraşageldi. Son yıllarda Türk ulus-devletinin ve ulusal belleğinin inşası üzerinde yoğunlaşıyor. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi ile Helsinki Yurttaşlar Derneği kurucu üyesidir. Toplumsal Tarih dergisinin yazı kurulunda, Journal of Peasant Studies'in yayın danışma kurulunda yer alıyor.




TARİHÇİLİĞİN TARİHİ

Berktay, Osmanlı tarihi ve tarihçileri konusunda çok fikir belirttiği için zaman zaman Osmanlı tarihçisi gibi algılanmasına veya kendisinden bu şekilde bahsedilmesine rağmen, Osmanlı tarihinin birincil kaynakları üzerinde çalışarak özgün buluşlar üretmediği için kendisini Osmanlı tarihçisi olarak görmediğinin altını çizerek konuşmasına başlıyor. Kendisini tarihsel sosyoloji ile karşılaştırmalı tarih arasında bir yerlerde duran interdisipliner bir insan olarak tanımlayan Berktay, özel olarak historiografiyle uğraştığını belirtiyor:
"Benim birincil kaynaklarım tarihçilerin, özel olarak 20. yy Türkiye tarihçilerinin yazdıklarıdır. Tarihçilerin yazdıklarını okuyup onlardan bir sentez ve derleme yaparak Osmanlı toplumu şudur veya Avrupa ortaçağ toplumu budur demek için değil. Tarihçilerin okuduklarını inceleyip, bu tarihçilere bunları neler söyletiyor, bunun ardında ne gibi ideolojik, politik gündemler var, ne gibi adı konmamış alt söylemler var şeklinde bir söylem analizini devreye sokarak tarihçiliğin tarihini yapmak açısından tarihçilerin yazdıklarını okuyan bir insanım. Birincil kaynak olarak doğrudan doğruya tarihçilerin kendi yazdıklarını kullanıyorum ve onları historiografik bir okumaya tabi tutuyorum."

Belli bir konuyu araştırmak için okumak ile bütünsel söylemi ve mesajı anlamak için okumak arasında çok büyük bir fark bulunduğunu belirten Berktay, historiografik okumanın bütünsel ve dolayısıyla diğerine göre çok daha zahmetli bir iş olduğunu vurguluyor.
"Historiografik okuma için satır satır okumak ve aynı zamanda satır aralarını da düşlemeye çalışmak şarttır. Hiçbir satırı ve hiçbir kelimeyi kaçırmamak gerekir. Kurumlar veya olaylar hakkında verilen bilgilerle birlikte yorumları, ideolojik arka planları, alt mesajları, bütün çağrışımları yakalamaya çalışmak gerekir. Dolayısıyla daha bütünlüklü, daha mufassal ve titiz olması gereken bir iştir. Mesela Ömer Lütfü Barkan'ın Osmanlı İmparatorluğu'nda çiftçi sınıflarının hukuki statüsüyle ilgili 1937-38 tarihinde Ülkü dergisinde tefrika edilmiş olan makalesinin daha başında öyle iki paragraf vardır ki, burada müthiş bir retorikle Osmanlı Devleti'nin nasıl inkılapçı bir devlet iradesini temsil ettiği ve bütün kuvvetleri bu cihanşümul iradeye ram etmeye kalkışarak, nice savaşların fırtınasında çelikleşerek emsalsiz bir devlet organizması yarattığından söz eder. Tarihçiler bunu okumazlar; bense özellikle bunu okurum. Çünkü yazıldığı dönem de hesap edilirse Barkan'ın ilham kaynakları arasında faşizmin de yer aldığı aşırı devletçi, korporatist bir ideolojiden ne kadar etkilenmiş olduğunu ve o dönemin totaliter cereyanları içinde ne kadar büyük bir yoğunlukla yaşamakta olduğunu bu paragraflar açığa vurur."

MARKSİZM VE TARİHÇİLİK

Gençlik yıllarından itibaren siyasi bakımdan aktif bir Marksist olarak yaşamış olmanın kendisine kaçınılmaz bir biçimde içselleştirdiği şeyler olduğunu belirten Berktay, kendisini "Marksist bir kültür kıtası içinden çıkagelen bir tarihçi" olarak tanımlıyor:
"50 yaşını aşmış ve Marksist bir entelektüel aile içinde doğup büyümüş bir insan olarak benim, Marksist duyarlılıklarla, tarih görüşleriyle vs 35 yılı aşan bir haşır neşir oluşum var ve elbette bu belli bir kültür kıtasını şekillendiriyor. Bugünkü sorularım o sorularla sınırlı değil, bugünkü duyarlılıklarım o duyarlılıklarla sınırlı değil elbette. Ancak yine de benim için bir çıkış noktası, bir tramplen, bir ilk basamak bile olsa kendimi tarif ederken bunu söylemek zorundayım."

Berktay kendisinden Türkiye'de veya dışarıda genellikle Marksist bir tarihçi olarak bahsedilmesini yanlış buluyor. Marksizmin politik gelecek projesini artık paylaşmadığını ve Marksizme de ezeli ve ebedi, değişmez doğruları olan bir akım olarak değil, başı ve sonu olan tarihsel bir kategori olarak baktığını ifade ederek, günümüzde Marksist bir tarihçi olmanın ne anlama geldiğinin belli olmadığını vurguluyor:

ENTELEKTÜEL SERÜVENİ
Halil Berktay kendi entelektüel serüvenini Şevket Pamuk, Çağlar Keyder, Stefan Yerasimos, Huricihan İslamoğlu, Ünal Nalbantoğlu veya İlber Ortaylı gibi isimleri kapsayan bir neslin hikâyesiyle bağlantılandırıyor:
"1960'lara gelinceye kadar tarih çok dar bir meslekti; ulus-devletin ihtiyaçlarından kaynaklanan tarih söylemleri ve bunların ders kitaplarına veya törenselliklere yansıyışı ya da milliyetçi böbürlenmelerin popüler versiyonlarını içeren tarihsel romanlar, tefrikalar vs dışında, kamuoyunda bugünkü gibi seçkin tarih eserlerine canlı ve entelektüel kalitesi yüksek bir ilgiden söz etmek mümkün değildi.
Ulus-devletin ideolojik ihtiyaçlarının aşılandığı resmiyetler ve törensellikler ile oldukça içine kapalı bir kast manzarası arz eden o zamanki profesyonel akademik tarihçilik dışında, bu alanda radikal ve özgür rüzgârlar ilk defa 1960'larda esmeye başladı. Bu on yıl içinde dünya çapında ve Türkiye'de, azgelişmiş denilen toplumların tarihsel kaderinin kökenlerine ilişkin, emperyalizm ve azgelişmişlik sorunsalı diyebileceğimiz bir sorunsal doğdu. Yani tarihi anlamak ihtiyacıyla bir geleceğe şekil vermek, toplumun kaderine etkili müdahalelerde bulunmak arzusu ve özlemi el ele giden bir şeydi. Dinamizmini de çok büyük ölçüde buradan alıyordu; kuvveti ve zaafı buydu. Kuvveti buydu çünkü çok büyük bir heyecan ve atılım yaratıyordu; zaafı buydu çünkü bilim ile politika arasında bir mesafe ve serinkanlılık oluşmuyordu. Bilimin, bilimsel araştırmanın şu veya bu şekilde algılanan politik, ideolojik icaplara feda edilmesi söz konusu oluyordu. Örneğin Muzaffer Sencer'in Osmanlı Toplum Yapısı kitabı 1969 tarihli ilk baskısında "Devrim Stratejisi Açısından" altbaşlığını taşıyor ve bu, o tarihte, hiç kimse tarafından yadırganmayabiliyordu. Fakat sonuç olarak, Osmanlı-Türk azgelişmişliğinin tarihsel kökenlerini aramak, kurcalamak dürtüsü o radikal entelektüel ortamda pek çok genci tarih dışı alanlardan genellikle de ekonomiden veya sosyolojiden gelip tarihle ilgilenmeye sevk etti."

Osmanlı-Türk azgelişmişliğinin tarihsel kökenlerini ortaya koyma isteği Berktay'ı da tarihe, özellikle de Osmanlı Klasik Dönemine yöneltir:
"Tabii 15.-16. yy'a bulaşmak derhal Osmanlı toplumu feodal miydi, değil miydi tartışmalarına bakmak demek. Ben de, bana o zamanki Marksist ortodoksi anlayışım çerçevesinde daha uygun geldiği için, bir de kendimi o gençlik yıllarımda Milli Demokratik Devrim stratejisine daha yakın bulduğum için Osmanlı devletinin feodalliğini ispatlamaya 'taktım'. Osmanlı toplumu feodal değildir diyen söylemin önemli bir damarı akademik Osmanlı tarihçilerinden geliyordu ve Osmanlı toplumun kerim bir devlet tarafından yönetildiği, adalete dayandığı, sosyal sınıfları ve sınıf çelişkilerini, sömürüyü, baskıyı barındırmadığı çağrışımlarıyla yüklüydü; genç bir Marksist öğrenci için işin bu yanı tabii çok büyük bir sinirlenme kaynağıydı. O dönemde benim tutumum 'Osmanlı toplumu feodaldi; çünkü toplumsal sınıflar vardı, sömürü vardı, artı ürün aktarımı vardı, ezilen bir köylülük vardı' şeklindeydi. Derken biraz ilerleyince, bu insanların Osmanlı toplumunun feodal olmadığını kanıtlamak için kullandıkları feodalizm modelinin yanlışlığı noktasına geldim. Yani feodalizmin ekonomik bakımdan hassa çiftlik işletmeciliğine ve politik bakımdan da saf bir adem-i merkeziyete indirgenemeyeceğinin; Avrupa ortaçağ tarihçiliğinin aslında bunu çoktan aşmış olduğunun farkına varmaya başladım. Hâlâ kafamda nihai proje olarak, kullanılan feodalizm modelinin yanlışlığını göstermesi ve bu modelin güncelleştirilmesi yoluyla Osmanlı toplumunun feodal olduğunun ispatlanması vardı; ama artık Osmanlı toplumu eskisi gibi dar ve modası geçmiş bir feodalizm kategorisinin içine değil, çok daha geniş ve esnek olarak yorumlanmış bir feodalizm kategorisinin, daha doğrusu, bağımlı köylülüğe dayalı fiyef dağıtım sistemleri genel kategorisinin içine yerleştiriliyordu. 7-8 yıl bu aşamada yerimde sayarken, Köprülü'nün, Barkan'ın ve İnalcık'ın farklı dönemlerde yaşamış ve yazmış oldukları gibi çok basit bir şeyi fark ettim ve dolayısıyla bu konudaki görüşlerin veya fikirlerin bir progresyonu olduğunu, başka bir deyişle bir teorinin veya bir paradigmanın zaman içinde inşasının söz konusu olduğunu kavramaya başladım. Osmanlı toplumunun feodal olmadığı iddiası zaman içinde değişmez bir şekilde duran bir görüş değil; bu görüşün de bir tarihi var. Bu görüş çok kuvvetli bir şekilde 1930'ların ortalarında ya da ikinci yarısında ortaya atılıyor. Yani Osmanlı tarihçileri birdenbire arşivlerde yeni şeyler bulduklarından ve bu yeni ampirik kanıtlar getirdiğinden değil, kendi içinde yaşadıkları ideolojik, politik ortamdan ötürü bunu söylüyorlar ve bu da 1930'ların ikinci yarısındaki otoriter Türk ulus-devletinin ideolojik ihtiyaçları ve bunları profesyonel tarihçilere yansıtış biçimleriyle ilgili bir olay. Böylece 20. yy Türk tarihçiliğinin de bir tarihi olduğunu ve bunun Türkiye Cumhuriyeti'nin, hatta daha geniş düşünürsek, Türk milliyetçiliğinin fikir tarihinin bir parçası olarak okunması ve analiz edilmesi gerektiğini düşünmeye başladım. Açıkçası, kendi alanımın gelişmesine bir katkıda bulundum mu diye bir soru sormaya hakkım varsa, 20. yy Türk tarihçiliğinin historiografisi diye bir alanı tanımlamakla, historiografik duyarlılık ve kendi kendinin farkında olma diye bir gündemi galiba ortaya koyan ben oldum diye düşünüyorum."

YAZMAKTAN ÇOK DERS VERMEK

Bu uzun entelektüel arayışın kendisini birçok değişik alanlarda "ekstra bagaj" edinmeye sevk ettiğini belirten Berktay, bu durumun bazı zorlukları da beraberinde getirdiğini ifade ediyor:
"Sürekli okudukça ve öğrendikçe var olan edinimlerimin tamamını yeniden gözden geçirmek ihtiyacını duyuyorum. Yani bana fragmanter önermeler yetmiyor; bir konuda yeni bir şey öğrendiğimde acaba benim bütünsel bilgi yapım içinde hangi taşlar yerinden oynadı, neleri yerine koymam lazım diye düşünmeye başlamam gerekiyor. Bu çok zahmetli ve çok zaman kaybettiren bir arayış. Yani devamlı böyle yeni bilgiler entegre etmeye çalıştıkça yazmak ve tamamlamak zor oluyor. Bu yüzden ben de içimi derslerde döküyorum. O oynayan taşları yeniden yerlerine oturtma çabası içinde durup da yazamıyorsunuz, ama ders vermeye devam edebiliyorsunuz ve dersler düşünceleri geliştirmek, sınamak ve kurcalamak için en iyi platformu oluşturuyor.

Üniversiteye döndüğüm '92 yılından beri benim için esas yaratıcı faaliyet ders vermek haline geldi. Bu bakımdan kendimi, yazmaktan çok, ders veren bir tarihçi gibi hisssediyorum. Bu yüzden ders kitaplarıyla çok uğraşıyorum, Türkiye'deki eğitim pratikleriyle de çok uğraşıyorum; küçük çocuklara sosyal bilgilerin, tarihin nasıl öğretildiği, daha doğrusu nasıl berbat edildiği, bunun nasıl düzeltilebileceği beni çok ilgilendiriyor."

BİLİM OLARAK TARİH

Çalışma tarzının çok okumaya ve güçlü bir hafızaya dayandığını söyleyen Berktay, tarih öğrencilerine de, tarihçi için hafıza ve hafızayı geliştirmenin çok önemli olduğunu, hafızayı güçlendirici bir tarzda konsantre olarak çalışılması gerektiğini hatırlatıyor ve tarihçilerin "hızlı okuma yöntemleri"nden kesinlikle uzak durmaları gerektiğini belirtiyor.

Tarihin bir bilim olduğuna inanmaya devam ettiğini söyleyen Berktay, postmodernizmin pozitivist, ampirisist yaklaşımlara getirdiği eleştirileri çok önemli bulmakla beraber tarihçilerin bir ortak bilgi projesine sahip olmasının gerekliliğini vurguluyor:
"Tarih, kendi idiografik, yani genellemelerle değil tikel durumlarla ilgilenen uğraşısı içinde dahi, bilimsel bir doğrulanma-yanlışlanma, yani kanıtlar, veriler ile bilimsel bir ilişki içinde olma anlayışına sahip. Tarihçiliğin bir kanıt, veri, belge sorunu var. Tamam, mutlak gerçek diye bir şeyi hiçbir zaman yakalayamayabiliriz. Gerçeğe ancak aproksimatif ve asimtotik olarak yaklaşabiliriz belki; yani sürekli yaklaşırız, aradaki mesafe ha bire küçülür, ama onu bir türlü yakalayamayabiliriz. Ancak sonuç olarak tarihçinin, gerçeğe daha fazla yaklaşmak habire daha doğru ve daha detayları tamam bir gerçeklik yakalamak peşinde koşmak diye bağlayıcı bir ideali ve hedefi yoksa, bence tarihçilik mesleği diye bir şey yoktur. Eğer 'uydurmak serbesttir, kendi paradigman ve esinleniş tarzın içinde ne istersen yazarsın, edebiyat olarak iyi okunursa geçerlidir' diyorsanız, bu tarihçilik değildir bence. Eğer bir ideal olarak dahi tarihsel gerçekliğin peşinde koşmayacaksak o zaman bu işi yapmanın anlamı yoktur. Bu anlamda ben, postmodernizmden enforme olan, ama esas olarak gene de ampirik doğrulama-yanlışlanmaya çok inanan; tarihin saf bir bilim olmasa bile, gene de bir bilim olduğu anlayışını muhafaza eden bir insanım."

AVRUPA MERKEZLİ OLMAYAN BİR TARİH

Berktay, bilimsel idealini Avrupa tarihi dışındaki alanların, tarihyazımının ana mecrasına uygun bir bilimsel sentaksa kavuşturulup evrensel tarihe entegre edildiğini görmek ve buna katkıda bulunabilmek olarak özetliyor:
"Avrupa'nın 15. yy sonlarından başlayarak dünyada sadece askeri, maddi, politik bir hegemonya değil, aynı zamanda ideolojik, düşünsel, bilimsel bir hegemonya kazanması ile bağlantılı olarak günümüzün tarihçiliği ve sosyal bilimleri de esas olarak Avrupa merkezli bir tarzda tanımlanmış durumda. Bunu her alanda hissediyoruz. Tipik bir örnek, benim uğraştığım feodalizm konusu; Avrupa tarihçileri bir çekmece açıyorlar, üzerine feodalizm yazıyorlar, içine de o Avrupa ortaçağ toplumunun fotoğrafını sokuyorlar ve buna feodalizm kategorisi diyorlar. Ondan sonra, Avrupa dışı toplumlarla ilgili bilgi arttıkça, bu kategorinin, bu çekmecenin darlığı zorlanmaya başlıyor ve fiyef sistemleri olan başka toplumlar da hesaba katılmak isteniyor; Japonya, Çin, Osmanlı derken çekmece almamaya başlıyor. Çekmece zaten onları alacak şekilde tanımlanmamış. Aslında çekmeceyi çıkarmak, parçalamak ve baştan kurmak, daha geniş bir çekmece yapmak lazım. Yani var olan eurocentrist kategorilerin içine daha sonra öğrenilen Avrupa dışı olguları tıkıştırmaya kalkışmakla olmuyor. Entelektüel kategorilerin yeniden inşası gerekli."

Tarih ve diğer sosyal bilimlerin Avrupa toplumsal yapılarının analizine uygun bir şekilde yapılandırılmış olduğunu belirten Berktay, Batılı modern topluma odaklanan ekonomi-sosyoloji-siyaset bilimi üçlemesinin kapladığı kabul edilen alan dışında, antropolojinin kabile toplumlarını ve ilkel halkları, Şarkiyatçılığın ise Avrupa dışındaki "yüksek uygarlık"ları araştırmak için oluşturulduğuna dikkat çekiyor:
"Bugün Amerika'daki, İngiltere'deki, Almanya'daki üniversiter yapıya baktığımızda Osmanlı tarihi, tarih bölümleri içinde ve onlarla tamamen entegre bir biçimde değil, asıl olarak Ortadoğu merkezleri, Ortadoğu enstitüleri, Yakın Doğu enstitüleri, Doğu Araştırmaları fakülteleri gibi bölümlerde okutuluyor. Bu kurumsal kompartmantalizasyon, söz konusu özel ve marjinal tarihler için, daha çok deskriptif, yani analitik, teorik kapasiteleri çok zayıf özel dillerin kullanılmasıyla elele gidiyor. Osmanlı tarihi ve kurumlarıyla Avrupa tarihi ve kurumlarının aynı olduğunu söylemek istemiyorum, ama aynı bilimsel dille bunlar irdelenebilmeli. Ben kendi bilimsel idealimi, özlemimi farklı tarihleri aynılaştırmak değil, farklı tarihlerin ortak bir sentaks, ortak bir dil ile irdelenmesine katkıda bulunmak olarak tanımlayabilirim."

25 Kasım 2007 Pazar

Halide Edip Adıvar

1884 yılında İstanbul'da doğdu. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi.Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908 yılında gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. 1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik,müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasi görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte yurtdışına çıktı.

ESERLERİ

Roman:
Heyula, Raik'in Annesi, Seviye Talip, Handan, Yeni Turan, Son Eseri, Mev'ud Hüküm, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Kalb Ağrısı, Zeyno'nun Oğlu, Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Döner Ayna, Akile Hanım Sokağı, Kerim Ustanın Oğlu, Sevda Sokağı Komedyası, Çaresaz, Hayat Parçaları,

Hikaye:
Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, Kubbede Kalan Hoş Seda,
Oyun: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh,
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev,

Diğer Eserleri:
Talim ve Terbiye, Turkey Faces West, Conflict of East and West in Turkey, Inside India, Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, Doktor Abdülhak Adnan Adıvar.

XXXXXXXXXXX
Türkün Ateşle İmtihanı
Kurtuluş Savaşı Anıları
Halide Edib Adıvar
Atlas Yayınevi / Halide Edib Adıvar'ın Bütün Eseleri Dizisi


HAKKINDA YAZILANLAR

Halide Edip ve Amerika
Frances Kazan
Bağlam Yayınları / İnceleme � Araştırma Dizisi

Bu tezde, Halide Edip'in Amerikan yanlısı düşüncelerinin kökenlerini ve bu düşüncelerin daha sonraları Türk ulusal siyasetinin fiili dünyasındaki cisimleşmesini inceliyorum. Ardından, Edip'in 1928 yılında bir dizi konferansta konuşma yapmak üzere gittiği Amerika'da Amerikalı aydınlardan, gazetecilerden ve yorumculardan oluşan bir dinleyici topluluğuna hitaben yaptığı Yeni Türkiye'nin tarihsel ve siyasal tablosunu çözümlüyorum. Edip ve Dr. Adnan, Mustafa Kemal'le aralarındaki ciddi ideolojik ayrılıklar sonucu siyasi birer sürgün olarak ülkelerinden uzakta yaşamaya zorlanmış olmalarına karşın, yaşamlarını ateşli birer vatansever olarak sürdürdüler.
-Frances Kazan-

Kurtuluş Savaşı ve Halide Edip
Mehmet Kılıçoğlu
Güldikeni Yayınları / Araştırma İnceleme Dizisi

Dış baskıların ve iç yönetimdeki çağa uymazlığın sonucu Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştır. Bu yıkılış anında, sağduyulu birkaç aydının inanç tutumuyla Türkiye Cumhuriyeti yaratılabilmiştir. Cumhuriyetin kurulması için ulus bir savaş vermiştir. Bugün, savaşı yaşayanları dinlediğimizde tatlı bir öykü anlatılıyormuş sanıyoruz. Oysa, o günleri derinlemesine inceleyip değerlendirince hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Bir ulusun ölüm kalım uğraşı verdiğini buluyoruz.

Halid Ömer Tadmori

HAKKINDA YAZILANLAR

Eminönü�nün kardeşi Trablusşam
Naciye KAYNAK
Yeni Asya 15 Haziran 2003

Beyoğlu�ndaki Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi�nde düzenlenen bir toplantı ile Lübnan�ın ikinci büyük kenti Trablus tanıtıldı. Eminönü Belediyesi�nin yeni kardeş şehri olan Trablus�tan gelen Tarihçi Prof. Dr. Ömer Tadmori�nin Trablus�un tarihini anlattığı programda Dr. Mimar Halid Ömer Tadmori de dia gösterisiyle Trablus�u tanıttı. Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu da Trablus�la ilgili anılarını anlattı.

Trablus�un Eminönü�ne çok fazla benzediğini ve zaten kardeş olduğunu söyleyen Eminönü Belediye Başkanı Lütfi Kibiroğlu �Eminönü ile Trablus�un çok ortak yanı var� dedi.

Kardeş şehir adına konuşma yapan Tarihçi Prof. Dr. Ömer Tadmori, nüfus ve yüzölçümü olarak Trablus�un Lübnan�ın ikinci büyük kenti olduğunu ve geçmişinin 3500 yıla kadar dayandığını anlattı. Fenikeliler tarafından deniz kenarına inşa edilen Trablus�un Memlüklerin eline geçtikten sonra denizden üç kilometre geriye taşındığını ifade eden Tadmori 1516 tarihinden itibaren Osmanlı idaresine geçen Trablusşam�da başta Trablus Kalesi�nin ana kapısı ve kuzey burcu olmak üzere birçok Osmanlı eserinin bulunduğunu vurguladı. Tadmori, Abdülhamit Han�ın culusunun 25. yıldönümünde inşa ettirdiği saat kulesinin de şehrin önemli eserlerinden olduğunu ifade etti.

Dr. Halid Tadmori
Trablus - Lubnan
Member of the City Council of Tripoli
President of Heritage & Historical Monuments Sub-Commity
Lecturer in the Lebanese University
Faculty of Fine Arts - Department of Architecture
Tripoli - Lebanon

archiled@hotmail.com
www.tripoli-city.org

Hakkı Açıkalın

Dr. Hakkı Açıkalın, 1963 yılında, eski büyük tüccarlardan bir baba ve Osmanlı Hanedanından bir annenin oğlu olarak, İstanbul-Ortaköy�de doğdu. Orta-lise öğrenimini, Saint-Benoit Fransız Lisesi�nde 1975-82 arasında tamamladı. Bu arada 1978'de, bir sosyalist-AEP'ci hareketle bağlantı içine girdi.

1984-90 arası; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde lisans eğitimini tamamlayıp tıp doktoru oldu.

1991 Mayıs-1992 Nisan döneminde; Macaristan, Pecs Üniversitesi�nde Beyin-Sinir Cerrahisi ihtisasına başladı.

26 Ağustos 1992�de; Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı'nda yeniden ihtisasa başladı ve 25 Ocak 1996�da; aynı bölümden Anatomi Bilim Doktoru ünvanıyla mezun olup, tıp doktorluğuyla beraber akademik doktor kimliği de kazandı.

1988, 89 ve 93'te Fransa, İsviçre ve İtalya'da çeşitli tibbî çalışma ve araştırmalar yaptı.

1993 ve 95'teki, iki Anatomi Kongresi'ne, iki orijinal ve kapsamlı bildiri sundu.

1993'te Dr. Meryem Açıkalın�la evlendi ve 1996 Eylül'ünde Türkiye'den ayrılıp Bükreş'e geçti. Burada hayatının kritik bir dönüm noktasını teşkil eden bir siyasî harekete dâhil oldu ve 1997 Ocak ayında bu teşkilatça Atina'ya görevli olarak gönderildi. Aynı siyasî hareketteki eşi 1998 Ekim�inde Kuzey Irak�ta kayboldu ve kendisinden bir daha haber alamadı.

1998 Mayıs�ında, mensubu olduğu siyasî hareketin bir yetkilisiyle şiddetli bir ideolojik-siyasî tartışmanın ardından, bu teşkilatla bağlarını büyük ölçüde kopardı.

1995 yılından bugüne, İBDA fikriyatı çizgisindeki dergilerde Coyotte (Kurt) müstear ismiyle ve aralıklarla makaleleri yayınlandı.
İsviçre'de ikâmet ediyor.

ESERİ

İleri Paradigmalar

Hakan Poyraz

PROF. DR. HAKAN POYRAZ

Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi
15 Haziran 1962 tarihinde doğdu.
Öğrenim Durumu:
Lisans Felsefe İstanbul Üniversitesi 1984
Y. Lisans Türk İslam Düşüncesi İstanbul Üniversitesi 1987
Doktora Felsefe Tarihi Ankara Üniversitesi 1995
İdari Görevler :
2001- Anabilim Dalı Başkanı SAÜ, Fen-Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Felsefe Tarihi
2002-2004 Dekan, Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi
2002-2004 Üye, Fakülte Kurulu, Fakülte Yönetim Kurulu, Üniversite Yönetim Kurulu ve Senato ve Yayın Kurulu.
2002-2002 Bölümü Başkanı, SAÜ Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü
2002-2003 Bölüm Başkanı, SAÜ Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
2004- Üniversitelerarası Kurul Üyesi (h.d.e)
2004-2004 Bölüm Başkanı SAÜ Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Eğitim Teknolojileri Bölümü
2005- Üye, Fakülte Kurulu, SAÜ, Fen-Edebiyat Fakültesi
Bilim ve Sanat Kuruluşlara Üyelikler:
Türk Felsefe Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği

Hakan Kırımlı

Hakan Kırımlı Balıkesir'de 30 Kasım 1958'de doğdu. İlk, orta ve lise tahsillerini Ankara Koleji'nde tamamladı. Lisans derecesini 1981'de Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü'nde, yüksek lisans derecesini de 1985'te aynı üniversitede (tarih) kazandı. Doktora çalışmalarına Batı Almanya'nın Münih şehrindeki Ukrayna Hür Üniversitesi'nde başlayan Kırımlı, daha sonra ABD'ye giderek Madison'daki Wisconsin Üniversitesi'nin Tarih Bölümü'ne girdi ve 1990'da bu üniversiteden tarih dalında doktor unvanını aldı. Kırımlı 1991'den beri Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve ağırlıklı olarak Rusya- Sovyet tarihi ve politikaları derslerini vermektedir. Doç. Dr. Kırımlı'nın araştırma alanı daha çok Rusya- Sovyet İmparatorluklarındaki Türk- Müslüman halklarının tarihi, Türk-Rus ve Türk-Ukrayna ilişkileri ve şimdiki durumu üzerine yoğunlaşmaktadır.Hakan Kırımlı, 1995 yılında Türk Tarih Kurumu asli üyeliğine seçilmiştir. Evli ve iki çocuk babası olan Kırımlı, Türkçe, Kırım Tatarca, Rusça, İngilizce, Almanca, Kıpçak ve Orta Asya dilleri (Kazan Tatarca, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, Kumukça) ve az Ukranice bilmektedir.Cahiers du Monde Russe et Sovietique (Paris), Middle Eastern Studies (London), ve Central Asian Survey (London) gibi akademik dergilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda yayın organında makaleleri yayınlanmıştır.

ESERLERİ: National Movements and National Identity Among the crimeanTatars (1905-1916) (Leiden: E.J. Brill, 1996) ve Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1906) (Ankara: TTK Yayınları, 1997),Kırım Bibliyografyası (Ankara, 1986)

Hacı Paşa

Hekim Konyalı Hacı Paşa

Anadolu'nun İbni Sina'sı olarak bilinen fıkıh ve tıp bilgini. İsmi, Celâlüddîn Hızır bin Ali el-Konevi olup, Hacı Paşa diye meşhurdur.1335 yılında Konya'da doğmuştur. 1423 senesinde Ödemiş�e bağlı Birgi�de vefât etti.

İlk ve medrese tahsilini Konya'da yapmıştır. Ailesi, o zamanın Bilim Merkezi olan Kahire'ye göndermiştir. Buna göre ailenin oldukça zengin olduğu anlaşılmaktadır. Kahirede'de hocaları Şeyh Ekmelüddin�den ve Mübarekşah Mantıki'den dersler almıştır.

Bir ara ağır hastalığa yakalanması, tıb tahsiline yönelmesine yol açtı ve kısa zamanda, devrinin en meşhur doktoru oldu. Kahire�nin büyük hastahanesine baştabib tayin edildi. İlaçlar ve hastalıklar üzerine ihtisasını ilerlettikten sonra memleketi Konya'ya döndü. Aydınoğlu İsa bey'in daveti üzerine Aydın'a yerleşen Hacı Paşa İsa Bey için Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eseri ile, Türkçe Teshil adlı muhtasar bir tıb kitabı yazdı. Timur Hanın tabibleriyle görüştü. Yapılan ilmi münazarada, ilminin üstünlüğünü, tebabetteki ehliyeti ve dirayetini kabul ve tasdik ettiler. Büyük islam mütefekkiri Seyyid Şerif Cürcani Hacı Paşa'nın dehasına ve faziletine hayranlığını yazmıştır. Yerleştiği Birgi kazasında 1423 senesinde vefat eder ve gömüldüğü yere Hızırlık adı verilmiştir.

Hacı Paşa'nın Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eserinin genel planı, İbn-i Sina�nın Kanun�una benzemektedir. Dört bölümden meydana gelen eserin birinci bölümünde genel bilgiler, ikinci bölümünde yiyecek ve içecekler, üçüncü bölümde hastalıkların sebepleri, dördüncü bölümde genel hastalıklar yer almaktadır. Hacı Paşa kitabın girişinde, eseri yazarken karşılaştığı güçlükleri, hocalarından yaptığı tahsili, hastahane tecrübelerini ve okuduğu tıb kitaplarını bildirmektedir. Ayrıca birçok gözlemlere de yer vermiştir. Hacı Paşa daha sonra bu eserini kısaltıp, Türkçe olarak Teshil-üt-Tıb isimli kitabı yazmıştır.

Eserlerinden Bazıari :Şifa-ül-Eskam , Deva-ül-Alam , Teshil-üt-Tıb,Kitabül'l-feride,
Kitabü''t -e'a'lim vs.

Kaynaklar :
Hekim Konyalı Hacı Paşa / A. Süheyl Ünver, İstanbul Üniv.1953

24 Kasım 2007 Cumartesi

Güzin Dino

Kenanpaşazade Sait Bey'in oğlu, Osmanlı Bankası Resmi İşler Müdürü Asım Bey'in kızı olan Güzin Dino (Dikel) dilci, öğretim üyesi, çevirmen, yazardır. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Roman Filolojisi Profesörü Eric Auerbach'ın asistanlığını yapmıştır. 1943 yılında, Adana'da ikamete memur edilmiş olan Abidin Dino ile evlenmiştir. 1946 yılında D.T.C. Fakültesi'nde doçent olarak görev yapmış, 1954 yılında Paris'e yerleşen eşinin yanına gitmiştir. Paris'te Ulusal Bilim Merkezi'nde çalışmış, Doğu Dilleri Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yapmıştır. Türkiye'de çeşitli Türk romanları üzerine incelemeler, Fransa'da roman ve şiir çevirileri yapmıştır. Çevirileri, ünlü yayınevlerinde, denemeleri, Fransız ve Amerikan dergilerinde yayımlanmıştır.

ESERLERİ
Gel Zaman Git Zaman, Güzin Dino'nun Nazım Hikmet'li, Picasso'lu, Aragon'lu, Avni Arbaş'lı, Yves Montand'lı, Çetin Altan'lı, Yaşar Kemal'li, Orhan Veli'li anılarıdır...

Güner İsmail

Bir Portre: Güner İsmail
http://www.makturk.com 03.07.2006

Makedonya'da seçimlere bir gün kala siyaset sahnesi hayli hareketlendi... Çıkacak sonucun Türkler için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aşağıdaki yazım, 02.07.2006 tarihli Tercüman Gazetesi'nde yayınlanan köşe yazımdan alıntıdır.

Lütfü TÜRKKAN'ın Yazısı

Bir Portre..
Güner İsmail

Benim de memleketim olan Makedonya�da 5 Temmuz�da seçimler var. Bu seçimlerde Türkleri temsil eden üç parti seçimlere katılıyor. THP, TMBH, TDP.

THP�nin Genel Başkanı Adnan Kahil halen milletvekili, TDP�nin Genel Başkanı Kenan Hasip te oyle. TMBH Genel Başkani Erdoğan Saraç ise TDP�nin eski Genel Başkanı.

Gönül isterdi ki zaten nüfusları çok az olan Türkler, tek bir çatı altında seçimlere girsinler. Oylar bolünmesin. Maalesef bu konuda başarılı olmak mümkün olmadı.

Yazıma konu olan Güner İsmail ise Makedonya�da Üskup�te yetişmiş önemli bir Türk Aydını. Şu anda aktif siyaset yapmıyor olsa da 1991 yılından itibaren Makedonya�da demokratik surecin olusturulmasi asamasinda bir siyasetçi olarak ciddi katkılar vermiş bir isim.

1992-1994 yılları arasında Makedonya Cumhuriyeti�nde Kültür Bakanlığı görevinde bulunan Güner İsmail, 1994-1996 yılları arasında da Makedonya Parlamentosu�nda bağımsız milletvekilliği ve Hükümet Sözcülüğü yaptı.

1997 yılından itibaren yayın hayatında olan stratejik araştirma dergisi olan Forum�un Direktörlük görevi ile birlikte Dnevnik Gazetesi�nde köşe yazarı olan Güner İsmail halen UNESCO üyesi ve Makedonya Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini devam ettirmektedir.

2002 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Boris Trajkovski tarafından bu göreve getirilen İsmail, Trajkovski�nin ölümünden sonra yeni Cumhurbaşkanı Branko Crvenkovski tarafından da görevi uzatılmıştır.

Bu kurum, bizim ülkemizdeki Milli Güvenlik Konseyi�nin işlevini gören bir kurum olup, NATO üyeliği konusunda hazırlıkları devam eden Makedonya için, hayati önem taşıyan bir kurumdur. Slav Lisanlarının tamamı ile birlikte İngilizce ve Almanca bilen Güner İsmail Felsefe Profesörüdür.

Gülten Kazgan

İstanbul Üniversitesi�nden 1994�de emekli oldu ve ıstanbul Bilgi Üniversitesi�nin kurulmasına kurucu üye ve kurucu rektör olarak katıldı. Halen aynı üniversitede AR-ME ve ıktisat Bölümü Başkanı, Mütevelli Heyet Üyesi olarak çalışmaktadır. Gülten Kazgan�ın başlıca kitapları; Tarım ve Gelişme, Ortak Pazar ve Türkiye, ıktisadi Düşünce, Ekonomide Dışa Açık Büyüme, Küreselleşme ve Yeni Ekonomik Düzen, Tanzimattan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi: 1. Küreselleşmeden 2. Küreselleşmeye�dir. Ayrıca çok sayıda ıngilizce/Türkçe olarak yayınlanmış makalesi, araştırması ve incelemesi yayınlanmıştır.

ESERİ
İktisadi Düşünce

Göksel Baktagir

1966 yilinda Kirklareli'nde dogdu.Müzige sekiz yasinda babasi Muzaffer Baktagir'in gözetiminde basladi.1983 yilinda girdigi I.T.Ü.
Türk Musikisi Devlet Konservatuari'ndan1988'de mezun oldu.Bu okulda bir yil sonra lisansüstü egitime basladi.

Ayni yil, Tanburi Necdet Yasar'in genel sanat yönetmenligindeki Kültür Bakanligi Istanbul Devlet Türk Müzigi Toplulugu'nda kanun sanatçisi olarak çalismaya basladi.Bu tarihlerde dahil oldugu "Necdet Yasar Ensembe" ve birçok baska grup ile Ingiltere, Fransa,Danimarka,Belçika,Hollanda,Almanya , Kanada,ABD'nin çesitli eyaletleri,Malezya,Arjantin,Ispanya,Italya,Isviçre ve
Türkmenistan'da konserler verdi.

Beste çalismalarina konservatuar ögrenciligi yillarinda baslayan Göksel Baktagir'in, otuzbesi sözlü ve yüzbesi enstürümantal olmak üzere 140 civarinda beste çalismasi bulunmaktadir.Eserlerinin birçogu TRT repertuarina alinmis,"Sazim" adli Zavil saz semaisi,
1990 yilinda TRT tarafindan düzenlenen bir yarismada ödül kazanmistir."Tek Kelime" adli Muhayyerkürdi sarkisi,Milliyet gazetesinin düzenlemis oldugu 1997 yilinin en sevilen 10 sarkisi arasina seçildi. 2000 yilinda,"Dogu Rüzgari" adli albümü Türkiye
Yazarlar Birligi tarafindan ödüllendirildi.Baktagir,1984 yilindan beri,kanun icrasinda diger tekniklerin yanisira özellikle "sol el" için gelistirdigi kendine özgü bir teknik üzerine çalismalarini sürdürmektedir.Kanun sazi üzerinde,geleneksel icra biçimlerinde günümüzün en önde gelen icracilarindan biri olarak kabul edilen santçi,temelde bir Türk Musikisi enstürümani olan
sazinin bütün imkanlarini ve sinirlarini degerlendirerek,bakis açisini diger dünya müziklerine dogru genisletmistir.Bu baglamda New Age ve caz gibi türlerde de basarili örnekler sergilemis,bazi batili caz topluluklariyla konserler vermistir.
Susan Kalifastau ile Akbank Caz Festivali'nde(1994)konserler verdi,Lawrence "Butch" Morris ile yine Akbank Caz Festivali'nde(1995)konserler verdi.Morris ile verdigi konser 1996'da CD olarak yayinlanmistir.1997'de Burhan Öçal'in daveti üzerine,kendisiyle ve Arif Erdebil (ney),Yurdal Tokcan (ud),Selim Güler'in(kemençe) de içinde bulundugu grupla
bir konser vermistir.Fransa'da gerçeklesen bu konserin kayitlari "Orient Secret" adinda bir albümle 1998'de yayinlamistir.Mayis 2000'de Merca Dede Ensemble ile "Selimname-Evrensele Açilan Kapinin Aydinlik Sesleri" adinda bi konser
vermistir. 1998'den beri "Istanbul Sazendeleri" grubuyla Türkiye içinde ve özellikle akademik kurumlarda konserler vermektedir.

Göksel Baktagir'in bestelemis bulundugu saz eserlerini ihtiva eden "Okyanustaki Sesler", "Kervansaray-3" , "Günlük" ,"Dogu Rüzgari" , "Okyanustaki Sesler-2(Cananim)"
,
"Okyanustaki Sesler-3(Hüzün)" adlarini tasiyancd ve kaset çalismalari bulunmaktadir.
Baktagir,CNN Türk yapimi ,Istiklal Marsi Belgeseli'nin müziklerini bestelemistir.
Sanatçi ayrica yayinlamak üzere bir kanun metodu üzerinde çalismaktadir.

Bugüne kadar cd ve kaset olarak yayinlanmis eserlerinin yer aldigi bir nota kitabini da "Okyanustaki Sesler"
adiyla yayina hazirlamaktadir. Istanbul Devlet Türk Müzigi Toplulugu'ndaki asli görevinin yaninda müzik çalismalarini Istanbul Fasil Toplulugu ve IstanbulTasavvuf Musikisi (Dergah) Toplulugu'nda da sürdüren Baktagir, Fas'ta "Uluslararasi Rabat Festivali" ve
Saraybosna'da "Bas Çarsi Festivali"ne katilmasini yanisira 7 cd ve kaset çalismasi gerçeklestirmistir.
Geçen yillar içinde Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuari'nda ögretim görevlisi olarak hizmet vermistir.Su anda Haliç Üniverstesi'nde ögretim görevlisidir. Santçi,Füsun Baktagir ile evli ve Bugra Can adli bir çocuk babasidir.

E-mail : gokselbaktagir@hotmail.com

Gökhan Çapoğlu

1956 doğumlu. SBF mezunu. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını ekonomi alanında yurt dışında yaptı.Doç. Çapoğlu, Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaparken DSP�den siyasete atıldı.Ecevitler�le anlaşamayarak partiden ayrıldı. Çeşitli yayınları bulunan Çapoğlu, aynı zamanda Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı da yürüttü.

Gıyasettin Aytaş

15. 03. 1964 doğumlu. İlk ve orta öğrenimimi bu ilde; lise öğrenimimi ise Ankara'da tamamladı. 1981-1982 öğretim yılında başladığı üniversite öğrenimini, 1984-1985 öğretim yılında Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olarak tamamladı. 1986-1989 yılları arasında Rize-Kendirli Ortaokulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yaptı. 1990 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Yaygın Eğitim Enstitüsü'ne öğretmen olarak atandı. Enstitüde Yayın Dokümantasyon Bölümünde bir müddet çalıştıktan sonra, Mesleki ve Teknik Eğitim Araştırma ve Geliştirme Merkezi Teknik Yayınlar Bölüm Başkanlığı görevini yürüttü. Burada Mesleki Teknik Eğitim Haber Bülteni'nin çıkarılmasında katkıda bulundu. Bilgisayar Destekli Eğitim Projesi çerçevesinde, bilgisayar ders yazılımlarının denetim ve raportörlüğünü yürüttü. Gazi Üniversitesi ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında yapılan bir protokol çerçevesinde, Türkçe ders kitaplarının yazarları arasında yer aldı. 1993-1994 yıllarında Talim Terbiye Kurulunda Türk Dili ve Edebiyatı Müfredat Programını geliştirme komisyonunda çalıştı. Bu görevi sırasında, çeşitli kurs programlarının hazırlığında aktif üye olarak görev aldı. 1994-1995 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğünde yürütülmekte olan Avrupa Boyutunda Atlas Projesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün yazımını üstlendi. Gazi Eğitim Fakültesi'nin açmış olduğu Türkçe Öğretmenliği Programı araştırma görevliliği sınavını kazanarak, 20.04.1995 tarihinde Gazi Eğitim Fakültesinde göreve başladı. Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü'ne 9 Temmuz 1997 tarihinde Öğretim Görevlisi, 24 Temmuz 2000 tarihinde Yardımcı Doçent olarak atandı. Halen, Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümünde Öğretim Üyesi ve Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Evli, iki çocuk babası.

Yrd. Doç. Dr. Gıyasettin AYTAŞ

Gerhard Kessler

Ord. Prof. Dr. Gerhard KESSLER, 1883 yılında Almanya-Prusya-Wilmsdorf�da doğmuştur. Alman iktisatçı ve toplum bilimcidir. 1901-1907 yılları arasında Berlin ve Leipzig Üniversitelerinde İktisat okumuştur. Jena Üniversitesinde görev almıştır. Daha sonra 1927-1933 yılları arasında Leipzig Üniversitesinde profesör olmuştur. 1933 yılında Nasyonal Sosyalist Partisinin iktidara gelmesi üzerine görevine son verilmiştir. Hitler rejimi tarafından muhakeme edilmeden hapsedilmişse de Hindenburg�un delaletiyle serbest bırakılmıştır. Daha sonra İstanbul Üniversitesi tarafından davet edilerek, 1933�te yurdumuza gelmiştir. İstanbul Üniversitesinde sosyoloji dersleri veren Kessler, Türkiye�de çağdaş iktisat öğretiminin temelini attı. Sonradan İktisat Fakültesine dönüşecek olan İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsünü, Hukuk Fakültesi bünyesinde kurmuştur. Ülkesine dönüş tarihi olan 1951�e kadar bu enstitünün müdürlüğünü sürdürmüştür. Sosyal Siyaset ve sendikacılık eğitiminin Türkiye�de kurucusu olan Kessler 1945 yılında yayınladığı �İçtimai Siyaset�adlı kitabıyla bu alandaki ilk eseri ortaya koymuştur. 1945 yılından itibaren çalışma hayatımızı düzenleyen kanunların hazırlanmasında ve kurumların oluşturulmasında büyük bir rol oynamıştır. Çalışma Bakanlığı, İşçi Sigortaları Kurumu ve İş ve İşçi Bulma Kurumu oluşturulurken birçok defa Ankara�ya hükümet görevlilerinin daveti üzerine gitmiş, ilgilileri aydınlatmıştır. Kessler, Türkiye�de sendikal hayat açısından bir dönüm noktası olmuştur. 1948 yılında İstanbul, İktisat Fakültesinin en kıdemli enstitüsü olan İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsünde �sosyal siyaset konferansları� serisi başlamıştır. 1963 yılında Kessler ölmüştür.

Kessler�in başlıca eserleri şunlardır;
1.Sosyoloji (1934),
2.Sosyoloji Dersleri (1936),
3.İçtimaiyata Başlangıç (1938),
4.Kooperatifçilik (1940),
5.İçtimaî Siyaset (1945),
6.Sosyal Sigorta (1950).

Geoffrey Jones

İngiltere'de Reading Üniversitesi´nde ve Hollanda/Rotterdam'da Erasmus Üniversitesi'nde Ticaret Tarihi profesörüdür. Özellikle çokuluslu bankacılık ve ticari şirketler konusunda ihtisaslaşmış bir uluslararası ticaret tarihi uzmanıdır. Banking and Empire in Iran (İran'da Bankacılık ve İmparatorluk), 1986; Planning and Power in Iran (İran'da Planlama ve İktidar), (Frances Bostock ile birlikte) 1989; British Multinational Banking 1830-1990 (1830-1990 Arasında Britanya Çokuluslu Bankacılığı), 1993; ve 2000 yılında çıkması beklenen Merchants to Multinationals (Tüccarlardan Çokuluslu Şirketlere) gibi pek çok kitap ve makalenin yazarı veya editörüdür. Business History dergisinin editörleri arasında yer alan Jones, European Business History Association (Avrupa Ticaret Tarihi Derneği)'ın başkanıdır.

Gazi Yaşargil

1925 Diyarbakır-Lice doğumlu Prof. Dr. Gazi Yaşargil 1944 yılında, Almanya'daki Frederic Schiller Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdi. 1945 yılında, 2. Dünya Savaşı'nın zor koşulları yüzünden tıp eğitimine Isviçre Basel'deki tıp fakültesinde devam etti ve 1950'de mezun oldu. Zürih Üniversitesi Nöroşirürji Klinik Direktörü Prof. Dr. Hugo Krayenbühl ile çalışmaya başlayan Yaşargil, daha sonra stereotaksik teknikle ilgilenmek amacıyla Almanya'ya gitti. Çalışmalarını, intakranial anevrizma ve Arteviorvenöz malformasyon gibi vasküler lezyonlar üzerinde yoğunlaştıran Yaşargil ayrıca; Lima ve Moniz'in geliştirdiği serebral anjiografi teknikleriyle uğraştı. Mikro cerrahiye ilgi duyan Yaşargil, vasküler cerrahi, tranial ve spinal tümörlerin tedavi yöntemleri üzerinde çalıştı. Prof. Dr. Gazi Yaşargil ayrıca mikro cerrahiyi Nöroşirürji'de uygulayarak çok zor ve hassas bölgelerdeki tümörlerin alınabileceğini kanıtladı.

Fuat Köprülü

Mehmet Fuat Köprülü (1890 - 1966) Parlamenter, siyaset ve devlet adamı, Yeni Demokrat Partinin kurucusu. Köprülü Mehmet Paşanın ailesindendir. Ayasofya Rüştiyesi ve Mercan İdadisi'nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesi'ne devam etti. 1909'da bu fakülteyi bırakarak Edebiyat, Felsefe ve Tarih alanlarında özel olarak çalışmaya başladı. Bundan sonra İstanbul okullarında öğretmenlik yaptı. 1924'de Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Aynı yıl İstanbul Darülfünun'daki görevine döndü. Bu arada Türkiyat Enstitüsü'nü kurdu. T.T.E. (Türk Tarih Encümeni) kurulan başkanlığına seçildi.

1929'da Ord. Prof. oldu ve Edebiyat Fakültesi Dekanı seçildi. 1934'de siyasi hayata atılarak Kars'dan meclise milletvekili olarak girdi. çok partili döneme geçiş sırasında C.H.P.' den ayrılarak D.P.'nin kurucuları arasına girdi. 14 Mayıs 1950'de D.P. iktidarı döneminde I. Menderes kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. 1956'da Devlet Bakanlığı görevini sürdürürken bir yıl sonra D.P.'den istifa etti. Milletvekilliği de düştü. 27 Mayıs 1960'dan sonra Yeni Demokrat Partiyi kurdu. Ancak bu parti pek ilgi görmedi. Amblem olarak seçtiği "Kıratı" A.P.' ye bırakarak siyasi yaşamdan ayrıldı.

ESERLERİ
Arasında Türk Dili ve Edebiyatı hakkında araştırmalar 1934, Türk Saz
Şairleri Antolojisi 1940, Anadolu'da Türk Dili ve Edebiyatı'nın Tekamülüne bir bakış 1934, Osmanlı Devleti'nin kuruluşu 1959, On The Way to Democracy 1964, Edebiyat Araştırmaları Külliyatı 1966 adlarında bir çok kitap ve araştırma eser ve makaleleri vardır. Öte yandan İslam Ansiklopedisi'nde sahası ile ilgili ilmi makaleler yazdı.

Fritz Arnd

Yirminci asrın büyük kimyagerlerinden. 1885�te doğdu. Kimya öğrenimini Freiburg Üniversitesinde gördü. 1908 Breslau Üniversitesinde profesör oldu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında (1915) memleketimize geldi. Ülkemizde akademik kimya öğrenimini başlatmak ve geliştirmek için çağrılmıştı. İstanbul�da Darülfünun�da uzun yıllar kimya profesörlüğü yaptı. İstanbul�un işgal kuvvetlerinin eline geçmesi ile, 1918 yılında memleketi Almanya�ya döndü. 1934 yılında İstanbul Üniversitesine Ordinaryus profesör olarak davet edildi.

İyi Türkçe konuşurdu. İkinci defa gelişinde 21 yıl süreyle Türk kimyagerlerinin akademik yetiştirilmesi, eğitimlerinin düzenlenmesi görevinde yılmadan çalışmıştır. 1955 yılında Almanya�ya geri döndü. Hamburg�da 1969 yılının sonunda öldü. Kıymetli din kitapları yazan Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesinde, Arnd�ın yanında çalışarak organik bir cisim keşfetti. Bu buluş, İstanbul Fen Fakültesi Dergisi, 1937 senesi, ikinci cildin ikinci sayısında ve Berlin�de çıkan 1937 yıl ve 2519 sayılı Almanca Zentrall Blatt kimya kitabında "Işık Hilmi" adı ile yazılıdır.

Profesör F. Arnd, İstanbul�da çıkan Türkçe Tecribi Kimya kitabında Aristo için şöyle diyor: "Fen ve ilim terakkisinin, hemen hemen bin beş yüz sene içinde durmuş olması kısmen Aristo felsefesinin kabahatidir." Türkçeye tercüme edilip, İstanbul Üniversitesinde uzun yıllar okutulan Anorganik ve Organik kimya kitapları vardır.

Fikri Alican

ESERLERİ

Koca Meşe'nin Gölgesi
Fikri Alican
Doğan Kitapçılık

Prof. Dr. Fikri Alican, Koca Meşe'nin Gölgesi'nde, hayatı boyunca tanıştığı birbirinden ilginç kişilerle, olaylarla ve dostluklarla bezeli anılarını, son derece samimi ve yalın bir dille okuyucuya aktarıyor. Bir bilim adamının, Adapazarı'ndan ABD'ye uzanan yaşamöyküsünden kesitlerin sunulduğu bu kitabı beğenerek okuyacaksınız...

Fikret Başkaya

Doç. Dr. Fikret Başkaya, 1940'da Denizli'de doğdu. Izmir Atatürk Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Iktisat ve Maliye bölümünü bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Doktora aşamasında ve sonrasında, Azgelişmişlik Emperyalizm, Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş Sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Yurda döner dönmez askere alındı. Yedek Subay Okulu'ndayken 'sakıncalı er' sayılarak Erzurum'a (Oltu) sürgün edildi.Askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi Iktisat Bölümü Öğretim Üyesi iken Paradigmanın Iflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti.

ESERLERİ: Çevre Kapitalizmi ve Azgelişmişlik Süreci* Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına* Borç Krizi Üzerine Bir Deneme* Paradigmanın Iflası* Kalkınma Iktisadının Yükselişi ve Düşüşü* Azgelişmişliğin Sürekliliği.

Yenilgi Tuzağı
Fikret Başkaya
Ütopya Y. İstanbul 2001

Türkiye, "Nizam-ı Cedit"ten "Güçlü ekonomiye geçiş programı"na kadar iki yüz yıldır bir yenilgi tuzağına düşmekten yakayı kurtaramadı. Bütün bu zaman zarfında üretilen tüm kavramlar veya hakim retorik, hep aynı anlama gelen şeylerdi. Hepsinin ortak paydasında Batı'da ortaya çıkan kapitalizme "uyum sağlamak" vardı. Nizam-ı cedit, asrileşme, muasırlaşma -daha sonra bu kavram çağdaşlaşma olarak yeniden sahneye çıkacaktı-, batılılaşma, modernleşme, kalkınma, "istikrar", "yapısal uyum", şimdilerde "güçlü ekonomiye geçiş" vb... esas itibariyle sömürgeleşmenin başka kavramlarla ifadesinden ve başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildi. Velhasıl, kapitalist gelişmenin farklı evrelerine "uyumu" ifade eden, olup-bitenleri meşrulaştıran, kavramın gerçek anlamında bir "retorikti".

Dünya'nın geri kalanının da kapitalizmin ilk defa ortaya çıktığı ve ortaya çıkar çıkmaz hakim duruma gelen emperyalist ülkeler gibi olması, onlara benzemesi, iki bakımdan olanaksızdır: Birincisi, kapitalist üretim tarzı kutuplaştırıcıdır, hiyerarşi üretmeye mahkumdur; İkincisi de, herkesin Batı gibi "zengin" ve "müreffeh" olması ekolojik sınırlılık nedeniyle olanaksızdır. Artık iflas eden, iflası sürekli tekrarlanan bu yenilgi tuzağından kurtulmanın, paradigmanın iflas ettiğini kabullenmenin, velhasıl paradigmayı değiştirmenin zamanı gelmiş olmalıdır.
(Arka Kapak)

Paradigmanın İflası
Batılılaşma, Çağdaşlaşma, Kalkınma
Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş Fikret Başkaya Doz Y. İstanbul 1997

"Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır."
F. Engels

1- Türkiye iki yüzyılı aşkın bir zamandan beri Batı gibi olmak için onu taklit ediyor. Küçük bir azınlığın "refahı" pahasına, giderek insanlığın varoluş koşullarını ortadan kaldıran burjuva uygarlığının "ayrıcalıklı" ülkelerine benzemek istiyor. Öyle bir burjuva uygarlığı ki: "Sahiplerinin çıkarına olarak sermayenin genişletilmiş yeniden üretimini sağlıyor da, bir bütün olarak toplumun basit yeniden üretimini sağlıyamıyor."
(Kitabın İçinden)

Fevziye Abdullah Tansel

1912 yılında Elazığ'da doğdu. İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1935). Konya, Ankara'da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından Ankara İlahiyat Fakültesi�nde öğretim üyeliğine getirildi (1964). Şiir yazmaya 1931 yılında başladı. Dönemin ulusal coşkularım dile getiren bu şiirler Ülkü dergisinde yayımlandı. Daha sonra edebiyat tarihi araştırmalarına girişti. İslâm Ansiklopedisi'nde. Türk Tarih Kurumu'nun yayımladığı Belletence inceleme yazıları çıktı. Ziya Gökalp'in makale ve mektuplarım hazırlayıp bastırdı. 1988 yılında vefat etti.

ESERLERİ:
Mehmet Akif, Hususi Mektuplarına Göre Namık Kemal ve Abdülhak Hamit, Çocuklar İçin Dini Şiirler, Tanzimat Devri Edebiyatında Dini Şiirler, Servet-i Fünun ve Son Devir Edebiyatında Dini Şiirler, Türk-İslâm Edebiyatı, Ömer Seyfettin'in Şiirleri.

Fethi Gedikli

1960 yılında Trabzon/Akçaabat�ta doğdu. ilk ve ortaöğrenimini doğduğu ilde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesin�nde ingilizce hazırlık (1979-80), istanbul Üniversitesi�nde Hukuk okudu (1984). ingiltere�de Birmingham ve Londra�da bir yıl (1988-89), Mısır�da Kahire�de (1992) 10 aya yakın bir süre araştırmalarda bulundu. Nizamiye Mahkemelerinin Kuruluşu, Yapısı ve Hukuk Yargılama Usûlü adlı yüksek lisans teziyle bilim uzmanı (1989), 16. ve 17. Asır Osmanlı Şer�iyye Sicillerinde Mudârebe Ortaklığı: Galata Örneği konulu çalışmasıyla doktor oldu (1996). M.Ü. Hukuk Fakültesi�nde Hukuk Tarihi anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

ESERLERİ
Çağdaş Azerbaycan Şiiri Antolojisi (Yusuf Gedikli ile, 1983) ve Tarihi ve Sosyal Bağlamı İçinde İslâm Hukuku (Der. Aziz el-Azme, çeviri, 1992) , Osmanlı Şirket Kültürü İz Y.

Ferruh Müftüoğlu

Prof. Dr. FERRUH MÜFTÜOĞLU; 1942 senesinde Akseki�de doğdu. İlk ve Ortaokulu Beyşehir�de Liseyi Konya�da bitirdi. 1965�de İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olarak aynı fakültenin Su Yapıları Kürsüsüne asistan oldu. 1970-73 yıllarında Londra Üniversitesi Chelsea College�de Sibernetik Modeller alanında doktora yaptı ve 73 Haziranında İTÜ�ye döndü. 1979 senesinde doçent, 1991�de de profesör oldu. Kendi üniversitesinde Su yapıları, Barajlar, Yeraltı-suları, Sulama-kurutma, Akışkanlar Mekaniği ve Hidrolik gibi su mühendisliği derslerini verdi; Yıldız, Sakarya ve Uludağ Üniversitelerinde de bu derslerin bazılarını okuttu. 2000 yılında ağır bir açık kalp ameliyatı geçirerek emekliye ayrıldı. Havza modelleri konusundaki çalışmaları ile dikkat çekerek 1986 senesinde AMERICAN INSTITUTE OF HYDROLOGY tarafından üye seçilip Profesyonal Hydrologist ünvanına lâyık görüldü. Geliştirmiş olduğu havza modeli bâzı yeni çalışmaların da esâsını teşkil etmek sûretiyle SCIENCE CITATION INDEX�de taranan dergilerde yayınlanmış 18 makaaleden atıflar almış bulunmaktadır. İTÜ İnşaat Fakültesince basılmış 2 ders notu ile Marifet Yayınevi tarafından neşredilmiş Ortadoğu Su Meseleleri ve Türkiye adlı bir kitabı bulunmaktadır. Bazı gazete ve dergilerde siyaset, kültür, güzel sanatlar ve şehircilik konularında fıkra ve makaleleri de yayınlanmıştır.

Maârif Meseleleri
araştırma - inceleme Ötüken Neşriyat
İstanbul - 2004

Feridun Emecen

Prof. Dr. Feridun M. EMECEN
1958 yılında Bulancak (Giresun)'da doğdu.
1975'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girdi. 1978 yılında aynı fakültenin Tarih Araştırmaları Enstitüsü'nde memuriyet hayatına başladı.1979'da Tarih Bölümü Yeniçağ Kürsüsü'nden mezun oldu. 1981 yılında aynı kürsüde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1985'de " XVI. Asırda Manisa ve Yöresinin Sosyal ve Ekonomik Tarihi" konulu doktora tezini verdi. 1987'de yardımcı doçent, 1989'da ise Doçent ünvanını aldı. 1995'de de Profesör oldu. Halen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde Klasik Dönem Osmanlı Tarihi ve Avrupa Tarihi derslerini vermekte ve bu konularla ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerini idare etmektedir.

İhtisas sahası: Yeniçağ Tarihi
Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu
Kitapları:
XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara:Türk Tarih Kurumu, 1989.
Osmanlılar'da Divan-Bürokrasi-Ahkam: II. Bayezid Dönemine Ait 906/1501 Tarihli Ahkam Defteri. İstanbul 1994. ( İ.Şahin ile birlikte)
Mühimme Defreti , nr.90 ( müşterek çalışma), İstanbul 1993.

Feray Şansal

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 4 HAZİRAN 2001

TÜRKİYE'DE EN YÜKSEK ORANDA EVE SAHİP OLAN KESİMİN YOKSULLAR OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI..
haberturk.com 3 Haziran 2001

Uluslararası Infratest Burke'un yaptığı araştırmada, Türkiye'de en yüksek oranda eve sahip olan kesimin yoksullar olduğu belirlendi. Başka bir deyişle, yılda en fazla 2 bin 315 dolarlık harcanabilir geliri olan bir aile, Türkiye'de ev sahibi olabiliyor. Hatta yüzde 4'ünün ikinci evi var. 3 bin 500 örnek hane İş dünyasına araştırmaya dayalı pazar bilgisi ve danışmanlık hizmetleri sunan NFO WorldGroup İnc. üyesi Infratest Burke, 2000 yılı başında Türkiye genelini temsil eden 3 bin 500 haneyle görüştü. Araştırmada, Türkiye'de en fazla kazancı olan 5. gelir grubunun yüzde 67'si kendi oturduğu eve sahip. 4. ve 2. gelir grubundakilerin yüzde 64'ünün, 3. gelir grubunun da yüzde 66'sının oturduğu ev kendisine ait. 1. gelir grubunun, ev sahibi olma oranı ise yüzde 70. Bu gruptakilerin yüzde 4'ünün ikinci bir evi, yüzde 1'inin de yazlığı bulunuyor. Yüzde 10'u da otomobile sahip. Tarla zenginleri Arsa - tarla konusunda da Türkiye'nin en yoksulları önemli bir yüzdeye sahip. 1. gelir grubunun, 2, 3 ve 4. gelir grubundakilerden daha fazla arsa ve tarlası var. Bu oran en zengin olan 5. grupta ise yüzde 41'e çıkıyor. 1. gelir grubunun yüzde 9'u da dükkân ve işyeri sahibi. Ayrıca yüzde 13'ünde cep telefonu, yüzde 7'sinde mikrodalga fırın, yüzde 13'ünde derin donduruculu buzdolabı, yüzde 4'ünde de CD çalar bulunuyor. Türkiye'de genel olarak hane halkının yüzde 43'ü cep telefonu, yüzde 39'u derin donduruculu buzdolabı, yüzde 28'i otomobil, yüzde 21'i de CD çalar kullanıyor. Oturduğu evin sahibi olanların oranı genel olarak yüzde 66. Sosyal patlamanın freni: Gecekondu Araştırmayı yapan şirketin Başkan Yardımcısı Feray Şansal: "Gelir bu kadar adil değilken, sosyal patlamaların önüne geçen şey de bu. Servetin daha adil dağılmasının ardında gecekondulaşma, çarpık yapılaşma, bozuk şehirleşme var elbette. Herkesin sahip olduğu bir şey var. Dolayısıyla gelir farklılığından kaynaklanan sosyal adaletsizlik, büyük patlamalar oluşturmuyor."

Fehim Üçışık

ESERLERİ

ÜLKE SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Araştırma- İnceleme
ISBN 975-437-289-6
İstanbul - 19991. hamur 12 x 19,5 cm

Bu kitapta, devletin temel yapısından eğitime, sosyal güvenlikten spora kadar çeşitli alanlardaki çok sayıda ülke sorunuyla ilgili olarak,asgari ücretteki uygulamanın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine de 1982 Anayasasına da aykırı olduğu,çalışanın asgari ücretinin emeklinin ücretinden aşağıda kaldığı,sosyal yardım zamlarının insan şeref ve haysiyetiyle bağdaşmadığı,900.000 konut için verilen kredilerin dönmeyip eridiği,futbol karşılaşmalarının dar bir bölge veya zümreye yayınının hukuka aykırı olduğu gibi tesbitler ve siyasi partilerce milletvekili sayısının 2-3 katı kadar aday gösterilmesi, ücret ve maaş, işçi emeklisi, memur emeklisi ve serbest meslek emeklisi ayrımları yapılmaması, sosyal sigortaların malî sorunlarının haklara dokunulmaksızın ve kamu yardımı olmaksızın aşılması, emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatının çalışırken konut kredisinden düşülmesi, kamu arazilerinin konut yardımına dönüştürülmesi, her ihtiyaç duyana, sağlık, işsizlik, iş kurma, öğrenim, evlenme, aile, konut ve araba yardımı yapılması şeklindeki somut çözüm önerileri bulacaksınız.

Fatmir Seydiu

1951�de Priştine�nin Poduyeva Belediyesi�ne bağlı Pakaştiça köyünde dünyaya gelen Dr. Fatmir Seydiu, evli ve üç çocuk babası. Siyaset bilimi doktorası bulunan Seydiu, Priştine Üniversitesi�nde öğretim görevlisiydi. Kosova Başkanı Seydiu, Fransızca ve İngilizce biliyor.

GÜNDEM

Kosova�nın yeni lideri Fatmir Seydiu oldu
Zaman 11.02.2006

Kosova meclisi, efsanevi lider İbrahim Rugova�nın yerine ılımlı görüşleriyle tanınan Fatmir Seydiu�yu (54) seçti.

120 sandalyeli mecliste yapılan seçimin 3. turunda 12�ye karşı 80 kabul ve 17 çekimser oy alan Seydiu, Kosova�nın yeni başkanı oldu. Rugova�nın fahri başkanı olduğu Kosova Demokratik Birliği Partisi Genel Sekreteri olan Seydiu, Kosova Meclisi Başkanlık Kurulu üyeliği görevini yürütüyordu.

Meclisi boykot eden 10 Sırp üye seçime katılmazken, Türk ve Boşnak vekiller Seydiu�ya destek verdi.

Seçimin ardından, Kosova�nın nihai statüsüyle ilgili görüşmelere devam edilmesi bekleniyor. Seydiu, ay başında yaptığı açıklamada, nihai statüyle ilgili olarak, �En iyi çözüm bağımsızlıktır.� demişti. Yeni lider, dünkü teşekkür konuşmasında da �Demokratik Kosova�nın AB ve Avro-Atlantik kurumlarla bütünleşmesi için çaba harcayacağım.� dedi.

Dün başta AB olmak üzere uluslararası toplumdan Fatmir Seydiu�ya destek mesajları geldi. Hukuken Sırbistan-Karadağ�a bağlı olan Kosova, 1999�daki NATO operasyonundan beri BM idaresinde bulunuyor.

Fatmagül Berktay

İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyesi. İÜ SBF'de 'Siyasal Düşünceler Tarihi', İÜ Kadın Sorunları Araştırma Merkezi'nde 'Feminist Teoriler' dersleri veriyor. Kadın hareketinde etkin olarak yer alan Fatmagül Berktay, Türkiye'yi çeşitli uluslararası platformlarda temsil etti.

ESERLERİ
Yurtiçinde ve dışında yayınlanmış makalelerinden bazıları Kadın Olmak/Yaşamak/Yazmak (Pencere yay., 1997) adlı kitapta derlendi. Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın (Metis Yayınları - İstanbul, 1996) tarafından; Women and Religion - A Comparative Study ise Blackrose Books (Canada, 1998) tarafından yayınlandı.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

1962�de Afyon�da doğdu. Orta eğitimini lise son sınıfa kadar İstanbul�da sürdürdü ve orta eğitimini Afyon Lisesi�nde tamamladı (1980). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü�nü bitirdi (1984). Aynı bölümde �Türk-İslâm Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi� başlıklı teziyle yüksek lisans eğitimini tamamladı (1987). İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı�nda �Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi� başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu (1994). Söz konusu tezi, Moda ve Zihniyet (İz Yayıncılık, 1995) adıyla neşredilmiş ve büyük ilgi görmüştür. Akademik çalışmalarının yanısıra edebiyat ile de meşgul olan yazar, hikâyelerini Acı Deniz (İz Yayıncılık, 1996, ikinci baskı 1998) adlı kitabında toplamıştır.

ESERLERİ:Modernleşme Sürecinde Moda ve Zihniyet, Acı Deniz, Sözün ve Sükutun Renkleri İz.Y.

Faruk Kadri Timurtaş

1925 yılında Kilis'te doğdu. Kabataş Lisesi'nde okudu. Yüksek öğrenimini İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Aynı bölümde doktora yaparak önce doçent, sonra profesör oldu. İnceleme ve araştırma yazılan İstanbul, Hisar, Türk Kültürü, Çağrı, Kubbealtı dergilerinde yayımlandı. Uzun süre Tercüman gazetesine dil ve edebiyat konusunda yazılar yazdı. Eski edebiyatımızın bazı önemli eserlerim yeniden basıma hazırladı. Ölümünden sonra bütün yazıları iki cilt halinde yayınlandı. 1983 yılında vefat etti.

ESERLERİ:
Mehmet Akif ve Cemiyetimiz , Osmanlıca, Dil Davası ve Ziya Gökalp, Şeyhi Hayatı ve Eserleri, Şeyhi'nin Harnamesi, Yeni Osmanlıca Metinleri, Yunus Emre Divanı, Tarih içinde Türk Edebiyatı, Diller ve Türkçe�miz, Sanat Edebiyat Dünyasından.

Faruk Erem

Türk Ceza Hukukunun olduğu kadar, dünya ceza hukuku� na da ışık tutan Faruk Erem 1999 yılında vefat etmiştir. Hümanist anlayışının hocalığını yapan Prof. Dr. Faruk Erem binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Onlarca hukuk kitabı ve makaleleri yanısıra, �Bir Ceza Avukatının Anıları� adlı eseri tiyatro ve filmlere konu olmuştur. Avukatlık da yapan Prof. Dr. Faruk Erem TC Cumhurbaşkanlığı baş danışmanlığı görevinde de bulunmuştur.

Faruk El-Baz

HAKKINDA YAZILANLAR

Her yönüyle "aşmış" bir bilim adamı
Ali Murat Güven
Yeni Şafak 30 Ağustos 2004

O'nu sizlere tanıtmaya nereden başlamam gerektiğini gerçekten bilemiyorum. Ancak çok iyi bildiğim bir şey var ise, o da bana meslek hayatımın en güzel, en anlamlı röportajlarından birini yapma şansı vermiş olduğu�
Prof. Dr. Faruk El-Baz'ın öylesine olağanüstü bir bilimsel kariyeri var ki, bunu bazı başlıkları atlayarak özetlemeye kalksam hem sizlere hem de ona haksızlık etmiş olacağım. Ancak, ben yine de -medya dünyasının o ünlü cümlesi "yerimiz sınırlı"nın ardına sığınarak- çaresizlik içinde ana başlıklardan hareket etmek zorundayım.

1 Ocak 1938'de Mısır'da Nil Deltası'ndaki bir köy olan Tûk el-Aklam'da dünyaya gelen El-Baz, çölü yaşam alanı edinmiş kalabalık bir ailenin üyesiydi. Belki de bu nedenledir ki "çöl jeolojisi" alanında sonradan dünyanın en seçkin uzmanlarından birine dönüşecekti.

Bir ilâhiyatçı olan babası tarafından sürekli okuması ve araştırması için teşvik edilen El-Baz, parlak bilimsel kariyerine ilk adımı 1958'de mezun olduğu Kahire-Ain Shams Üniversitesi'nde attı. Bu eğitim süreci Assiut Üniversitesi, Missouri Mineral ve Metalurji Yüksek Okulu, doktorasını yaptığı Missouri Üniversitesi ve ardından da Heidelberg Üniversitesi ile devam etti.

Bilimsel donanımını pratik uygulamalarda kullanmaya yatkın kişiliğiyle, başarılı bir kimyager ve jeolog olarak bilimsel ününün adım adım yayılmaya başladığı bu dönemde uzman sıfatıyla Pan American petrol şirketinde çalışmaya başladı ve Süveyş Kanalı'nda bulunan ilk petrol havzasının keşif çalışmalarına katıldı.

1967 yılından itibaren Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'ya kabul edilerek altı yıl süreyle Apollo Ay Programı'nda çok önemli görevler üstlenen El-Baz, bu dönemde "Ay'da İniş Bölgeleri Saptama Komitesi"nin genel sekreterliği, "Uzay Gözlemleri ve Fotografik Görüntüleme Merkezi"nin baş müfettişliği, "Apollo Astronotları Uçuş Eğitim Dairesi"nin başkanlığını yaptı. Bilim tarihine altın harflerle yazılan başarılara imza attığı bu görev döneminde, bütün Apollo astronotlarına bilimsel eğitimlerini -bir Müslüman bilgin olarak- bizzat o verdi. Bu anlamda bakıldığında Ay'a hiç ayak basmadı, ama Ay'a ayak basan 12 müstesna adamın ardında da -adetâ "Yıldız Savaşları" filmindeki jedi şovalyelerinin bilge hocası Yoda gibi- hep o vardı. Sözün burasında, Apollo 15 astronotlarından Alfred Merril Worden'in kayıtlara geçen şu ünlü sözünü aktararak El Baz'ın bu operasyona katkılarını bizzat öğrencisinin ağzından özetleyelim. Worden, Ay'dan dönüşünün ardından gerçekleştirdiği medya söyleşilerinden birinde aynen şöyle demişti: "Kral'ın bize verdiği eğitimden sonra, Ay'dayken kendimi daha önce oraya gitmiş biri gibi hissettim."

Yazı dizimizin başlığında yer alan "Kral" ifadesi de işte buradan geliyor, Yani benim uydurmam ya da alanında başarılı olmuş bir dindaşımıza yönelik hamasî bir kayırmam değil. Yaptığım ön araştırmalarda El-Baz'ın rahle-i tedrisatından geçen Apollo astronotlarının ona hayranlık düzeyinde bağlı olduklarını ve kendi aralarında "Kral" lâkabını taktıklarını öğrendim. Bu yüzden ben de onu dizimizin başlığında aynı lâkapla andım.

Apollo Ay Programı tamamlandıktan sonra ödüllere boğulan ve ünlü Smithsonian Enstitüsü tarafından Washington'da bir "Gezegenleri Araştırma Merkezi" kurmakla görevlendirilen El-Baz, 1973-1975 yılları arasında Ruslarla Amerikalıların uzay alanında ilk kez işbirliği yaptıkları Apollo-Soyuz projesinde de aktif görevler aldı.

1980'lerde National Geographic Society (Ulusal Coğrafya Derneği) için çöl jeolojisi üzerine araştırmalar yürüten ve bu araştırmaları derneğin ünlü "sarı" dergisinde de yayımlanan Hoca'nın, ikinci uzay çağı sayılan "uzay mekikleri" döneminde ise optik konusundaki uzmanlığını konuşturduğunu, bu araçların uzayda kaliteli görüntü kaydedebilmesi için gerekli olan geniş açılı kameraları tasarladığını görüyoruz. O günden bugüne kadar da bir sürü saygın bilimsel kurumda akademisyenlik, yönetim kurulu üyeliği, yöneticilik, ödüller, ödüller, ödüller� En sonunda da Boston Üniversitesi bünyesinde bulunan "Uzaktan Algılama Merkezi"nde yöneticilik�

Farabi

Asıl adı, Muhammed bin Muhammed bin Tahran bin Uzlug�dur. 870 tarhinde Farab [Otrar] kentinde doğdu. Farabi [Farablı] diye anılır. Medrese öğrenimi gördükten sonra, Harran�da felsefe araştırmaları yaptı.

Halep�te Hemedani hükümdarı Seyfüddevle�nin konuğu oldu. Arap ülkelerinde yaşamıştır. 950 tarihinde Şam�da vefat etti.

Aristo�nun etkisinde kaldı. Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etti.Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili bir eser yazdı.

Bazı Eserleri

�Kitabu'l-Cem beyne reyey el-hakimeyn (İki Felsefeci Arasındaki Düşüncelerin Uzlaştırılması)
�Ele Alınan Kaynakların Kaynakları
�Medinetü'l-Fadıla (Erdemli Toplumun İlkeleri Üstüne Kitap)
�Risale fi Ma'anii'l-Akl(Aklın Anlamları)
�İhsa el-Ulûm musiki el-Kebir (Büyük Müzik
�Tasilü�s-Saâde:Farabi, siyaset ile ahlak arasında kurduğu sıkı ilişki nedeniyle Tasilü�s-Saâde adlı eserinde siyasal lideri bir ahlak prototipi, önderi ve öğretmeni olarak görmüştür.

Fahri Atasoy

ESERLERİ

Küreselleşme ve Milliyetçilik
Dr. Fahri Atasoy
Ötüken Neşriyat, İstanbul 2005
sosyoloji - strateji dizisi

Küreselleşme ve milliyetçilik tartışması, geçmiş çağlardan bugüne devam eden bir sosyolojik olgudur. Modern çağ hem evrenselci hümanizmin gelişmesine, hem de milletleşme ve milliyetçilik hareketlerinin ivme kazanmasına sahne olmuştur. İlk sosyoloji teorileri bu yüzden genellemeci olmasına rağmen, kültürel farklılığı temele alan görüşler de hemen gündeme girmiştir. Bir tarafta dünyanın bütünleşmesine yönelik insanlık ideali, diğer yandan çağa ismini verecek derecede milliyetçilik hareketleri... Kant, Hegel, Comte gibi, tarihi sürecin olumlu gelişmelerle artık sona varmakta olduğu beklentisi içindeki düşünürlerin evrenselci teorilerine rağmen, Sorokin�in �Bir Bunalım Çağı� adlandırmasına yol açan acılarla dolu tarihi ve toplumsal gelişmeler...

Küreselleşme tartışmaları başladığında �Tarihin Sonu� olarak yorumlanan liberal kapitalizmin �Yeni Dünya Düzeni� adıyla bütün insanlığı biçimlendireceği ve bütünleştireceği beklentisi ön plana çıkmıştır. Fakat insanlığı oluşturan farklı milletler ve kültürlerin yok edilemediği birçok sömürgeci projede görülmüştür. Son olarak enternasyonal sosyalizmin uygulama alanı olarak Sovyetler Birliği sınırları içindeki milli varlıkların eritilemediği ortaya çıkmıştır. Günümüz küreselleşme tartışmalarında da küreselciliğin egemen olması karşısında milliyetçilik hareketlerinin canlanması söz konusudur. Sosyal olaylar ve süreçler bu bakımdan tek biçimli ve tek açılı olarak yorumlanamaz. Dolayısıyla bu çalışmada sosyal süreçlerin birbiriyle iç içe olan olgusal temelleri ortaya konmaya özen gösterilmiştir. Dünya bir taraftan bilişim teknolojilerinin sunduğu imkanlarla �global köy� gibi küçülürken, bir taraftan içinde kendi muhalif tepkisini besleyerek yeni milliyetçilik akımlarına sahne olmaktadır.

Fahrettin Kerim Gökay

1900�de Eskişehir�de doğan Gökay yüksek öğrenimini İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi�nde tamamladı. 1922-1924 yılları arasında Münih, Hamburg ve Viyana üniversitelerinde uzmanlık eğitimi gördü. Öğrencilik yıllarında Milliyetçi ve Ahrar gazetelerini çıkardı. 1926�da Tıp Fakültesi Seririyat-ı Akliye�de (Asabiye Kliniği) doçent, 1933 Üniversite Reformu�nda profesor oldu, 1942�de ordinaryus profesör oldu. Sağlık ve maarif şûraları üyelikelerinde, Türkiye Kızılay ve Yeşilay dernekleri başkanlıklarında bulundu. 1949�da CHP iktidarınca İstanbul valiliği ve belediye başkanlığına getirilen Gökay bu görevini 1957�ye değin DP iktidarı döneminde de sürdürdü. Bern büyükelçiliği (1957-1960), YTP İstanbul milletvekilliği (1961-1965), sağlık ve sosyal yardım bakanlığı (1963) görevlerinde bulundu. Türkiye Sosyal Psikiyatri Derneği�nin kurucusu ve başkanı olan Gökay �Yeşilaycılık� konusundaki etkili çalışmalarının yanı sıra, İstanbul valiliği ve belediya başkanlığı sırasında esnafı sık sık denetleyerek fiyatları indirmesi, sarhoşları kent dışına çıkarması gibi ilginç uygulamalarıyla da gündemde kaldı. DP�nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 seçimi öncesinde, İstanbul Taksim Meydanında son seçim konuşmasını yapan İsmet İnönü�ye olağanüstü kalabalığı göstererek, �İşte İstanbul paşam� demesi ve Adnan Menderes�in İstanbul�da uyguladığı istimlak programını eleştirince, �Hoca, sen biraz dinlen�diyen Menderes�e, �Asıl sen biraz dinlen�yanıtını vermesi, siyasal literatürümüze giren tümceler oldu.

Tıp ve siyaset dünyasının renkli siması Ord. Pof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay 22 Temmuz ,,,,,da İstanbul�da öldü.

Fahrettin Ahlati

Fahrettin Ahlati, Bitlis�te yaşamış bir astronomdur. 1260 yılında İlhanlı Devleti'nin kurucusu Hülagi Han�ın, İran�ın Mera şehrinde (Van hududunun yanında) yaptırdığı rasathanede diğer Türk alimleri ile beraber çalışmıştır. Bu rasathanenin en büyük özellikleri, 12 burcu göstermiş olması, güneşin doğumundan batışına kadar geçen süre zarfında, pencerelerinden giren ışıklara göre saatin tespit edilmesidir.

Fahrettin Kırzıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Fahrettin KIRZIOĞLU
10.03.1917 yılında Kars'da doğdu.
1946 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu.
1967 yılında doktor, 1976 yılında doçent, 1982 yılında profesör oldu.
Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu
Bildiği yabancı diller: Fransızca, İngilizce, Farsça
Kitapları:
Kars Yaylası, İstanbul 1946.
Kars'ın Kurtuluşu Hatırası. Kars 1950.
Kars Tarihi,İstanbul 1953.
Dede Korkut Oğuznâmeleri,I. Kitap. İstanbul 1952.
1855 Kars Zaferi.İstanbul
Ziya Gökalp Müzesi.İstanbul 1956.
Edebiyatımızda Kars,II.kitap. İstanbul 1958.
Millî Mücâdelede Kars.Ankara 1960.
Kürtler'in Kökü-I. bölüm. Ankara 1963.
Her Bakımdan Türk Olan Kürtler.Ankara 1964.
Kürtler'in Türklüğü.Ankara 1968.
Karapapaklar.Erzurum 1972.
Kars İli ve Çevresinde Ermeni Mezâlimi (1918-1920). Ankara 1970.
Osmanlılar'ın Kafkas Ellerini Fethi(1451-1590). Ankara 1976, 2 bsk. Ankara: TTK, 1993.
Kâzım Karabekir.Ankara 1982.
Anı Şehri Tarihi (1018-1236). Ankara 1982.
Türk İnkılâp Tarihi Ders Notları. Erzurum 1977.
Kıpçaklar: Yukarı-Kür ve Çoruk Boyları'nda. Ankara 1993.
Bütünüyle Erzurum Kongresi (3 cilt bir arada).Ankara 1993.
Dağıstan-Aras-Dicle-Altay ve Türkistan Türk Boylarından Kürtler.Ankara 1984.
x


1917�de Kars�ta doğan Prof. Dr. Kırzıoğlu, 1946 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü�nden mezun oldu. 1967�de doktor, 1975�te doçent, 1982�de profesör unvanını alan Prof. Dr. Kırzıoğlu, Türk Tarih Kurumu üyeliği yaptı.

Özellikle Kars, Doğu Anadolu ve Kafkasya tarihi ile ilgili çalışmaları ve kitapları bulunan Prof. Dr. Kırzıoğlu, Fransızca, İngilizce ve Farsça biliyordu.

HABER

Türkolog Kırzıoğlu vefat etti

Bir süredir rahatsız olan Türkolog Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu, 10 Şubat 2005 tarihinde Ankara�da vefat etti.
Ankara AA

10 Şubat 2005 � Prof. Dr. Kırzıoğlu�nun cenazesi, 11 Şubat 2005 tarihinde Hacı Bayram Camii�nde cuma namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından, Cebeci Asri Mezarlığı�ndaki aile kabristanında toprağa verildi.

HAKKINDA YAZILANLAR

Ömrünün Kemal Çağında Prof. Dr. Kırzıoğlu M. Fahrettin
Yusuf URAMALI

Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Doğu Anadolu ve Kafkasya ile Ahıska konusunda ilmî araştırmaların yolunu açan ilk bilim adamıdır. Daha lise mezunu bir genç olup memuriyete başladığı günlerde, Ahıska�yı görmek ümidiyle oraya en yakın yer olan Posof�u tercih etmiştir. Gerçekten de Posof�ta kaldığı bir yıla yakın bir zaman zarfında Ahıska�yla ilgili birçok bilgi ve halk edebiyatı malzemesi toplamıştır. Burada kaldığı sırada en büyük arzusunun Ahıska�daki Ahmediye Camiini görmek olduğunu fakat bunun mümkün olmadığını söyler.

1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı, bütün cephelerde şiddetle devam ediyordu. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı�ndan beri Rus işgalinde bulunan Kars ve çevresinde, savaş ortamından yararlanan ve Rusların da desteğini alan Ermeniler, gemi azıya almış, bölge halkına yapmadıklarını bırakmıyorlardı.

İşte böyle bir ortamda, korkunun her tarafa sindiği bir günde, Rus ordusunda görev yapan Kazan Türklerinden Tatar asıllı Yarbay Abdullayev, Kars eşrafını, �Şehirden dışarı çıkınız. Ermenilerle Rus Kazakları, Erzurum-Gümrü hattında anayol boyunca büyük bir katliama hazırlanıyorlar!� diye uyarması üzerine diğer yerliler gibi Karslı Mehmet Derviş Efendi de, ailesiyle birlikte Kars yakınlarındaki Susuz�un Mamaş (Kırçiçeği) köyüne, bir akrabasının yanına gitti.

Kars�ın en eski ve yerli bir ailesine mensup olan Kırzıoğlu Mehmet Derviş Efendi ve eşi Hâfıza Hesna Hoca Hanımın, sığındıkları Mamaş köyünde, ilk çocukları dünyaya geldi. Baba, Kur�an-ı Kerim�in son sayfasının yan tarafına şu derkenârı düştü: �Oğlum Fahreddin, 25 Şubat 1332 Cumartesi günü sabaha karşı Mamaş�da Dülger Ali Ağanın misafir odasında dünyaya geldi.� Buradaki Rumi tarih, yeni takvimle 10 Mart 1917 gününe tesadüf etmektedir.[1]

1917 yılında Rusya�da Bolşevik İhtilâli oldu ve Çarlık yıkıldı. Bunun yerine kurulan Sovyet yönetimiyle Osmanlı Devleti arasında yapılan antlaşmalarla kısmî bir rahatlama görüldü. Ardahan ve Batum�la birlikte Kars da, 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Barış Antlaşması�yla Türkiye�ye bırakıldı. Ruslardan kurtulan şehir, Ermeni işgaline uğradı. 25 Nisan 1918�de Türk ordusu Kars�a girince, dört yıldan beri Mamaş�ta yaşayan Mehmet Derviş Efendi, ailesini alarak Kars�ın Kaleiçi Mahallesindeki evine döndü.[2]

Bu hercümerç devrinde dünyaya gözlerini açan Fahrettin�in ailesi, çevredeki okumuş ailelerden biriydi. Ana dedesi olan Müderris Yemenhalifeoğlu Muhyiddin Efendiyle eşi Kıymet Hoca, mahallenin kız ve erkek çocuklarını ayrı ayrı okutuyor, onlara dinî ve millî bilgiler veriyorlardı.

Küçük Fahrettin�in babası, Kars�ın savunması sırasında Ermenilerle savaşırken bir şarapnelle alnından yaralanıp atından düşmüştü. Atı, kanlı bir eyerle eve gelince, eşinin şehit düştüğünü sanan genç anne, üzüntüden yatağa düştü ve Kars�ın kurtuluşunu göremeden vefat etti. Küçük Fahrettin, henüz 13 aylıkken öksüz kaldı. Baba Mehmet Derviş Efendi, baldızıyla evlendi. Böylece Fahrettin de öksüzlükten kurtuldu. Daha sonra bu hanım da vefat edecek, Mehmet Derviş Efendi, üçüncü defa evlenecekti. Üç hanımdan toplam on çocuk dünyaya gelmişti. Bu kardeşlerin en büyüğü Fahrettin�di.

Fahrettin, küçük yaşlarda iken aile içinde okutuldu ve halası Safiye Hocadan iki hatim indirdi. 1923 yılında Kars Numune Mektebine verildi. 1928 yılında İsmet Paşa İlkokulunu ve 1931�de Kars Ortaokulunu bitirdi. Kars�ta lise olmadığından ücretli-yatılı öğrenci olarak Erzurum Lisesine gönderildi. Lise yıllarında, Erzurum Tarihçesi ve Erzurum Şairleri adlı kitapların tesirinde kaldı. Genç Fahrettin, bu tesirle daha o yaşlarda Kars�ın tarih ve edebî değerlerini araştırmaya yöneldi. Dede Korkut Kitabı�yla da bu yıllarda tanıştı; bu kitabın diline ve üslûbuna hayran kaldı.

Haziran 1934�te Erzurum Lisesinden mezun olan genç Fahrettin, Maliye Tahsil Müfettişi olarak Arpaçay�da memuriyete başladı. Bu memuriyeti, bir yıl sürdü.[3]

1935 yılı ağustosunda, Sağlık Bakanlığı hesabına yatılı olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde tahsile başladı. Bu fakültenin FKB kısmını tamamladı ve sertifika aldı.

Daha önceleri canlı hayvan ticaretiyle meşgul olan babası, Kars�ın kurtuluşunu müteakip 1918 yılından itibaren yapmakta olduğu Belediye Tahsildarlığından ayrılmıştı. Özel İdare�den kiraladığı değirmen de elinden alınmıştı. Bu sırada Kars�taki evleri soyuldu. Bu soygun, aileyi fakir düşürmüştü.

Fakülteyi bırakıp Kars�a dönen Fahrettin, ailenin geçimine katkıda bulunmak için yeniden memuriyete başladı ve yine Hususî Muhasebe Tahsil Müfettişi olarak Posof�a gitti. Burada on ay görev yaptı.[4]

1937 Mayısında askere alındı. On iki ay süren Yedek Subay Okulundan sonra Asteğmen olarak Sarıkamış Topçu Alayına geldi. Burada altı ay kıta hizmeti yaptıktan sonra 1938 Ekiminde terhis edildi. Kars Lisesinde Yardımcı Türkçe Öğretmenliğine başladı.[5]
Kars Lisesindeki öğretmenliği sırasında Halkevinin aylık dergisi Doğuş�un idaresini üstlendi. Daha önce 16 sayfa olarak çıkan dergiyi 32 sayfa hâlinde çıkarmaya başladı. İlk yazı denemelerini ve daha önce Posof ve Arpaçay�da derlediği halk kültürü verimlerini, bu dergide yayımladı. Bu yazılar, yurdun dört bir yanından ses getirdi. Doğuş�taki yazıları ona, yurt çapında haklı bir ün kazandırdı. Yine bu dönemde Kars gazetesinde birçok araştırma yazıları neşredildi.

Kırzıoğlu, Alman-Rus Savaşı başlayınca 1941 yılında yeniden yüksek tahsil yapma fırsatı buldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde okumaya başladı.

1941 yılında Ülkü dergisinde çıkan Dede Korkut Kitabı�ndaki Coğrafî İsimler başlıklı incelemesiyle, ilim âleminin dikkatini çekti. Bu çalışma, 1952 yılında kitaplaşacak ve Kırzıoğlu, Dede Korkut Destanları mütehassıslarından biri sayılacaktı.
Soyadı Kanunu yürürlüğe girince aile adları verilmeyip Çelik soyadı verilmişti. Bu isim, 9 Kasım 1943 tarihli mahkeme kararıyla tashih edildi ve aile, Kırzıoğlu soyadını aldı. Bundan sonraki yazılarında imzasını, genellikle Kırzıoğlu M. Fahrettin şeklinde kullandı.
Kırzıoğlu adı, aileden birinin lâkabından gelmektedir. Hocanın dedelerinden beşincisi olan Değirmenci Şerif Ağanın alnının sağ üst tarafında, doğuştan bir tutam beyaz/kır saç bulunmasından dolayı ona Kırzı Şerif derlermiş. Bu sebeple ailenin adı Kırzılar/Kırzıoğulları olarak anılmaktaymış.

Kırzıoğlu, 1943�te ikinci defa silâh altına alınarak Sarıkamış�taki kıtasına gitti. Bu on yedi aylık ikinci askerlik dönemiyle toplam 35 ay askerlik yaptıktan sonra Topçu Teğmeni olarak terhis edildi. Askerliği sırasında kayak sporuna ilgi duydu ve bu sporla meşgul oldu. İkinci askerlikle fakülte öğrenimi kesintiye uğradıysa da, 1944�te tekrar fakülteye dönerek tahsile devam etti.
Üniversite öğrencisiyken araştırmalarını neşretmeye devam eden Kırzıoğlu, bu sıralarda Çınaraltı, Bozkurt, Türk Yurdu, Tanrıdağ, Türk Amacı, Halkbilgisi Haberleri, Tarihten Sesler ve Yücel dergilerinde araştırmalarını neşretti. O bu sıralarda hocası Zeki Velidî Togan�ın fahri asistanı gibiydi. Sevilen ve kendisinden çok şey beklenen müstakbel bir bilim adamı olarak İstanbul�un ünlü aydınları ve bilim muhitine girdi.

Kırzıoğlu�nun evrak-ı perişanı arasındaki mektuplardan onun çok geniş bir dost çevresine sahip olduğu anlaşılmaktadır Bu çevre, zamanın ilim ve sanat âleminde zirvelere çıkmış ünlü kişilerden oluşmaktaydı. İşte onlardan bazıları: Zeki Velidî Togan, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Şerafettin Erel, Mirza Bala, Orhan Şaik Gökyay, Osman Turan, İsmail Hami Danişmend, Pertev Nailî Boratav, Arif Nihat Asya, Nihal Atsız, Faruk Sümer, Hamit Zübeyir Koşay, Cahit Öztelli, Necati Akder, Rıfkı Salim Burçak, M. Halit Bayrı, Necmettin Esin, Tarık Zafer Tunaya, Faruk Kaleli, İbrahim Kafesoğlu, Bekir Kütükoğlu, M. Altay Köymen, Hikmet Dizdaroğlu, Nejat Diyarbekirli, İhsan Hınçer, Fazlıoğlu Cemal Oğuz Öcal ve çoğu âhirete intikal etmiş daha kimler�

1944 yılında düzenlenen Kars Tarihini Yazma Müsabakası için yazmaya başladığı Kars Tarihi�ni 1945 yılı sonunda vilâyete teslim etti.

Kırzıoğlu, 1948 yılında Kars Lisesinde öğretmenliğe başladı.[6] Bu görevi sırasında, 15 Mart 1949 tarihinde, Silifke eşrafından, Emekli Binbaşı Kâzım Göksel�in kızı ve aynı lisede coğrafya öğretmeni olan Nebahat (Göksel) Hanımla evlendi.
Zamanın siyasî iktidarını etkileyen ünlü bir politikacının yanlış tutumu yüzünden, 1951 yılında Diyarbekir Lisesine tayin edildi.[7] Bu şehirde, sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten Kırzıoğlu, bölgenin tarih, etnoloji, etnografya ve folklorunu araştırdı. Bu araştırma ve incelemelerinin bir kısmını Diyarbekir�de çıkarmaya başladığı Kara Amid, Dicle ve İç Oğuz dergileriyle diğer mahallî gazetelerde neşretti. Mahallî basın ve eşrafla yakın ilişkiler kuran Öğretmen Kırzıoğlu, bu şehirde silinmez izler bıraktı.

Diyarbekir Ziya Gökalp Lisesi Tarih Öğretmeni olduğu sırada, 17 Eylül 1953 tarihinde Türk Dil Kurumu üyeliğine kabul edildi.
Bu sıralarda Kırzıoğlu�nun öncülüğünde Diyarbakır Milliyetçiler Derneği kurulmuştu. Aynı lisede görev yapan eşi Nebahat Hanım da, bu derneğin üyesiydi.[8]

1953 yılında Istanbul�da basılan Kars Tarihi, adlı eseriyle bilim çevrelerinde haklı bir üne erişen Kırzıoğlu, bunun ardından 1855 Kars Zaferi�yle Edebiyatımızda Kars�ı yayımladı.

1957 yılında Adapazarı Lisesine nakleden Kırzıoğlu, Arifiye Öğretmen Okulunda Tarih öğretmenliği yaptı.
1961 yılında Ankara�da Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmeni İşbaşında Yetiştirme Bürosunda Şube Müdürlüğüne getirildi. Bu arada DPT�de Sosyal İşler Dairesinde ve Devlet Bakanlığı Özel İstatistikî Bilgiler Grubunda Tarih Araştırmaları Uzmanı olarak çalıştı.
1964 yılında, 81 yaşında olan babası Mehmet Derviş Efendi vefat etti. Aynı yıl, Necip Fazıl tarafından Kanlı Sarık adlı tiyatro eseri yazıldı. 1064-Selçuklu Fethinin 900. Yıldönümünde, Kars tarihini sahneye koyma amacıyla Kars Belediyesi tarafından desteklenen bu eserin konusu ve malzemesi, yazara Kırzıoğlu tarafından verilmişti.[9]

1966�da MEB Arşiv Dairesi�nde Müdür Yardımcısı ve aynı zamanda Türk Ansiklopedisi�nde uzman olarak çalıştı. Bu ansiklopediye birçok makale yazdı.

Kırzıoğlu, Ankara�daki memuriyeti sırasında bir yandan da Ankara Üniversitesi DTCF�de Akdes Nimet Kurat yönetiminde doktora çalışmasını yürüttü. Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi konulu tezini pekiyi dereceyle veren Kırzıoğlu, 11 Mayıs 1967�da Tarih Doktoru oldu.[10]

Dr. Kırzıoğlu, 1 Kasım 1967 tarihinde Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1972-1973 tarihlerinde bir süre Fransa�da kaldı. Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar adlı teziyle, 18 Kasım 1975 tarihinde Orta Çağ Tarihi Doçenti oldu.[11] Uzun yıllar bu fakültenin Tarih Bölümü Başkanlığını yürüttü. 1980 Kasımından itibaren altı ay Lefkoşa�da kalarak Kıbrıs�taki Türk-İslâm kitabelerini inceledi ve Özel Türk Üniversitesinde İnkılâp Tarihi dersleri verdi.
Kırzıoğlu, 1982 yılında tamamladığı Anı Şehri Tarihi adlı çalışmasıyla Orta Çağ Tarihi Profesörü unvanını aldı. Kadrosuzluktan dolayı iki yıl Dışişleri Bakanlığı Araştırma Dairesinde arşiv uzmanı olarak çalıştıktan sonra Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyeliğine geçti.

Prof. Dr. Kırzıoğlu, 16 Mayıs 1985 tarihinde buradan emekliye ayrılmış; 1 Ocak 1986-31 Aralık 1986 tarihleri arasında sözleşmeli ve Ekim 1987-31 Mayıs 1990 tarihleri arasında da ücretli öğretim elemanı olarak aynı fakültede görev yapmıştır.

Çok verimli ve faal bir bilim adamı olan Kırzıoğlu, sosyal hayatta birçok dernek ve kurulun kurucusu, yöneticisi veya üyesi olarak görev yapmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Kars Turizm ve Tanıtma Derneği, Selçuklu Tarihi ve Medeniyeti Enstitüsü, Türk Folklor Derneği, Türk Ocakları, Türk Dil Kurumu, Diyarbakır Milliyetçiler Derneği, Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Türk Tarih Kurumu, Muallimler Birliği, Malazgirt Fetih Âbidesini Yaptırma Derneği, İstanbul-Kars Lisesinden Yetişenler Cemiyeti, Selçuklu Fethini Kutlama Komitesi, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Derneği...
Bunlardan Türk Tarih Kurumunun Kırzıoğlu�nun hayatında ayrı bir yeri vardır. Zira hâlen bu kurumun aslî üyesi bulunmaktadır. Hoca, TTK�nın, Gürcistan Tarihi adlı basıma hazır tercümeyi hâlâ bastırmamış olmasından üzüntü duymaktadır. Şerefname�nin Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanacağını söylemişti. Bu eser de hâlâ yayımlanmamıştır.

Kırzıoğlu�nun ilk eşi Nebahat Hanımdan üç oğlu vardır. Bunların en büyüğü olan Mehmet Ilgar (1950), Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Mimarlık Bölümünde profesördür. Ortanca oğlu Kâzım Dede Korkut (1951), Ankara Tarım İl Müdürlüğünde ziraat mühendisi ve küçük oğlu Seyfettin Kürşat da (1956) bir şirkette mütercim ve proje koordinatörü olarak çalışmaktadır.
Şeker hastalığından mustarip olan Nebahat Hanım, 5 Mart 1986 tarihinde vefat etti.

Sıhhatine çok dikkat eden Hoca, sakin ve huzurlu bir tabiata sahiptir. Sigara dahil hiçbir kötü alışkanlığı yoktur. 87 yaşında olmasına rağmen dinçtir.Âlim Hocamıza sağlık ve âfiyet dileklerimizle saygılarımızı sunuyoruz.

[1] Kırzıoğlu, aynı sayfanın altına yıllar sonra şu notu ekleyecekti:: 10 Mart 1980 Pazartesi sabahı 63 yaşıma basıyorum. Kısmet olursa 73 ve 83 yaşımı da idrak ederim. Fahreddin
[2] Kars Belediyesi, bu evin bulunduğu caddeye, Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu Caddesi adını vermiştir.
[3] 28.7.1934-30.7.1935 tarihleri arasında.
[4] 29.6.1936-30.4.1937 tarihleri arasında.
[5] 1938-1941 tarihleri arasında.
[6] Bu stajyerlik dönemi 23.3.1948-26.5.1949 tarihleri arasındadır.
[7] Bu politikacı, Arkadaşım Menderes'in müellifidir.
[8] Okul müdürünün yazdığı 5 Şubat 1953 tarihli yazıda, Nebahat Hanımın, bu dernekle ilişkisinin kesilmesi istenmiştir. Bu yazı, yakın tarihle ilgilenenlere bir fikir vermesi bakımından önemlidir.
[9] Hoca, Orta mektepten sınıf arkadaşım dediği zamanın Belediye Başkanı rahmetli Arif Taşçı�nın maddî desteğini temin ederek Prof. Osman Turan�ın tavassutuyla Necip Fazıl�la görüşmüş, eserin tarihî ve edebî malzemesini ona vermiştir. Bu tiyatro eserindeki Kuzucu Mehmet de Hocanın babasıdır.
[10] Bu çalışması önce Atatürk Üniversitesi sonra da Türk Tarih Kurumu tarafından neşredildi.
[11] Bu çalışma da TTK tarafından neşredildi.

Fahreddin Razi

Horasan�da yetişmiş, meşhur din ve fen âlimi. İsmi, Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî�dir. Künyesi Ebû Abdullah ve Ebü�l-Me�âlî, lakabı Fahrüddîn�dir. Allâme, Şeyhülislâm ve Fahr-i Râzî denilmiş, İbn-i Hatîb-ir-Rey (Rey Hatîbi�nin oğlu) diye tanınmıştır. Soyu Kureyş Kabîlesine ulaşır. Aslen Taberistanlıdır. 1149 (H.544) senesinde Rey şehrinde doğdu. 1209 (H.606) senesinde Herat�ta vefât etti.

Fahrüddîn-i Râzî, önce büyük bir âlim olan babası Ziyâüddîn Ömer�den ders aldı. Babası, Muhyissünne Muhammed Begavî�nin talebelerindendi. Râzî fen ilimlerini Necd-i Cîlî�den, fıkıh ilmini Kemâl Simnânî�den öğrendi. Bunlardan başka asrının büyük âlimleriyle görüştü ve onlardan ilim öğrendi. Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin sohbetinde bulunmak sûretiyle tasavvufta olgunlaştı.

Tahsilini bitirip, ilimde yüksek derecelere kavuştuktan sonra, bâzı seyâhatler yaptı. Harezm�de bozuk îtikâd sâhibi Mûtezileye mensup kimselerle münâzaralarda bulundu. Daha sonra Mâverâünnehr�e gitti. Buradan memleketine dönen Fahrüddîn-i Râzî, daha sonra Gazne�ye, oradan da Horasan�a gitti. İlimdeki yüksekliği sebebiyle, Sultân-ı Kebîr Alâüddîn Muhammed Harezmşâh�ın sevgi ve saygısını kazandı. Sultan sık sık onun ziyâretine giderdi. Bir müddet Herat�ta kalan Fahrüddîn-i Râzî, bozuk bir inanca sâhib olan Kerrâmiyye mensuplarının îtikatlarının yanlış olduğunu delilleriyle ispatladı.

Fahreddîn-i Râzî, yalnız Arabî ilimlerde değil, zamânın bütün ilimlerinde mütehassıs idi. Bu yüzden gittiği her yerde sultanların iltifâtını kazandı. Sultan Gıyâseddîn Gûrî onun için, Herat�ta bir medrese yaptırdı. Kerrâmiyye îtikâdında olan halk, sultânın ona olan iltifâtlarını çekemeyip fitneye sebeb olduklarından, buradan da ayrılmak zorunda kaldı ve gittiği her yerde ilimle meşgûl oldu. İlim ve irfâna susayanlar, âlimler, gittiği her yere peşinden gittiler.

Pekçok âlim yetiştiren Fahrüddîn-i Râzî 1209 (H.606) senesinde Heret�ta vefât etti.
Fahrüddîn-i Râzî hazretleri; tefsir, fıkıh, kelâm ve usûl-i fıkıh gibi dînî ilimlerde çok derin bir âlim olduğu gibi, edebî ilimler, matematik, kimyâ, astronomi, tıb gibi zamânın fen ilimlerinde de söz sâhibiydi. O zaman İslâm âleminde ortaya çıkan bid�atleri, yanlış îtikâd sâhiplerinin ve filozofların bozuk düşüncelerini en ince teferruâtına kadar araştırarak, onların bozuk ve yanlış olduğunu delilleriyle ispat etmiş, Müslümanları onların sapık ve yanlış sözlerine aldanmaktan kurtarmıştır.

Fahrüddîn-i Râzî de, İmâm- Gazâlî ve İmâm-ı Beydâvî gibi Ehl-i sünnet îtikâtında, yâni Eshâb-ı kirâmın ve onların talebelerinin yolundaydı. Bunların zamânında türeyen bid�at fırkaları ilm-i kelâma felsefeyi karıştırdılar. Hattâ, îmânlarının esâsını felsefe üzerine kurdular. Bu üç imâm, bozuk fırkalara karşı Ehl-i sünnet îtikâdını müdâfaa ederken ve onların sapık fikirlerini çürütürken, felsefecilere de geniş cevaplar verdiler. Onların bu cevapları, Ehl-i sünnet mezhebine felsefeyi karıştırmak olmayıp, kelâm ilmini, kendisine karıştırılmak istenen felsefî düşüncelerden temizlemektir.

Din ilimlerindeki otoritesi yanında, fen ilimlerinde özellikle fizik ve tabîat ilimleri sâhasında asrının bir tânesiydi. Bu ilim dallarının gelişmesinde büyük katkıları oldu. Fiziğin temel konularından olan hareket, sürat, zaman-mekân ve enerji konularını derinlemesine araştırdı. Aralarında sıkı münâsebet bulunduğunu belirtti. Kuvvetin, şiddet ve süre îtibârıyla arz ettiği farklılıkları gösterdi. Ağır bir cismin uzayda durabilmesi için kendi ağırlığına eşit bir kuvvete muhtac olduğunu ve bu kuvvet devâm ettiği sürece cismin uzayda durabileceğini delîllendirdi. Mekaniğin temellerinden olan birinci ve üçüncü hareket kânunlarını da, gâyet açık ve esaslı bir şekilde ortaya koydu. Ayrıca, ışık ve ses konularını da inceledi. Görme olayının ışık vâsıtasıyla gözde teşekkül ettiğini, renklerin de ışık sebebiyle meydana geldiklerini ve ışıksız cisimlerde herhangi bir rengin mevcud olamayacağını söyledi. Ona göre suda dalgalanma olduğu gibi, havada da dalgalanma meydana gelmekte; bundan da ses ortaya çıkmaktadır.

Fahir iz

1911 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1938). İÜ Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim görevlisi oldu. 1970 yılında ABD'ye gitti. Orada 7 yıl süren araştırmalar yaptı. Dönüşünde Boğaziçi Üniversitesi'nde görev aldı. Yurtdışındaki birçok ansiklopedinin Türkiye'ye ilişkin maddelerine katkıda bulundu. Dergilerde inceleme ve araştırmaları sürekli yayımlandı.

ESERLERİ:
Eski Türk Edebiyatında Nâzım, Cilt: 1, Eski Türk Edebiyatında Nâzım, Cilt: 2, Eski Türk Edebiyatında Nesir. Ayrıca Saltukname ile Pabuççu Ahmed'in Garip Maceraları adlı eserleri yeniden yayına hazırladı.

Eyyüp Sanay

KIZILCAHAMAM-1942, İbrahim, Hatice-Ankara Ü. İlahiyat Fak.-Almanca, Arapça, İngilizce-Prof.Dr., Öğretim Üyesi-Berlin Çalışma Ataşesi, Zürich Çalış.Ataşeliği Sosyal Yrd., Gazi Ü. İletişim Fak. Öğr. Üyesi, G.Ü. Sosyal Bil.Enst.Basın Yayın Y.O. Md.Yrd., G.Ü. İletişim Fak. Radyo-Televizyon ve Sinema Bl.Bşk., Zürih Radyosu Program Yapımcısı, Türkiyenin Sesi Radyosu Prog.Koor. - AK Parti Kurucu Üyesi - XXI inci Dönem Ankara Milletvekili - Parlamentolararası Birlik (PAB) Türk Grubu Üyesi-Evli, 5 Çocuk.

Eyüp isbir

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Kent ve Çev.Sorun.
Öğretim Üyesi

07.10.1946 yılında Elazığ'da doğdu. 1964'de Cumhuriyet Lisesini bitirdi. 1969 Yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi yüksek öğrenimini tamamladı. 1976 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde Yüksek Lisans + Doktorasını tamamladı. 1980 Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde Doçentliği tamamladı.

1987 yılında Selçuk Üniv.Hukuk Fak.Kamu Hukuku Böl. Profesörlük ünvanı aldı. Gazi Üniv.İktisadi ve İdari Bil.Fak.Kamu Yön.Böl. 1991

E-mail : eisbir@gazi.edu.tr

Eşari

Ebu'l- Hasen Eş'ari Hazretleri

Ebû Abdullah Hafif (rahmetullahi aley) bir hâtırasını, şöyle nakleder: ''Gençliğimde, İmâm Eş'ari hazretlerini görmek üzere Basra'ya gitmiştim: Oraya vardığımda heybetli ve güzel, yaşlıca bir zât ile karşılaştım. Kendisine sordum: 'Ebü'l- Hasen Eş'ari hazretlerinin evi nerededir?' 'Onu niçin arıyorsun?' deyince, dedim ki: 'O mübârekleri çok seviyorum ve görüşmek istiyorum.' Bunun üzerine tebessümle, cevap verdi: 'Öyleyse yârın, erkenden buraya gel!' Ertesi sabah, namazdan sonra oraya gittim. Beni yanına alıp, Basra zenginlerinden birinin evine götürdü! Kendisini görünce, saygıyla yer verdiler... Mu'tezile fırkasının meşhûr âlimleri de, orada bulunuyorlardı. ''Hepimiz oturunca, mu'tezile âlimlerine bâzı suâller soruldu. Onlar da cevap veriyordu ki; beni oraya götüren zât, söyledikleri yanlış şeyleri red ile doğrusunu bildirmeye başladı...Ben de yanımda oturana sordum: Bu doğruları söyleyen kimdir?' O kimse taaccüble (şaşkınlıkla): 'İmâm Eş'ari'yi tanımıyor musun?. Hayret doğrusu!' dedi. O zaman, mes'eleyi anladım. Münâzaralardan sonra, Hazreti İmâm, dışarı çıktı. Ben de beraber çıktım. Gene tebessümle sordu: 'Ebü'l-Eş'ari'yi ve süylediklerini, nasıl buldun bakalım?' 'Fevkalâde! cevabını verdikten sonra, ben de kendilerine sordum: 'Efendim! O mecliste siz niçin, kendiniz suâl sormadınız da! Hep onların sorularına cevap verdiniz?' Bunun üzerine buyurdu ki: 'Biz onlarla, konuşmak istemiyoruz! Ancak Allahü teâlânın dininde; yanlış ve sapık sözler söylenince, reddediyoruz! Yanlış olduklarını isbât ile, doğrusunu bildiriyoruz.
Kurtuluş
Ehl-i Sünnet i'tikadının, iki imâmından biri, İmâm Eş'ari, diğeri, İmâm Mâtüridi hazretleridir. Soyu Eshâb-ı kirâmdan; Ebû Mûse'l- Eş'ari hazretlerine ulşır! Adı: Ali b. İsmâil olup, künyesi: Ebü'l-Hasen'dir. Hicri 266 yılında, Basra'da doğdu. Üvey babası, mu'tezile kelâmcılarından Ebû Ali Cübbai'nin müridi idi. Bu sebeple o da; bu bozuk yol üzerinde yetiştirildi. 40 yaşına kadar, mu'tezile fırkasında bulundu. Nihâyet 40 yaşında; Ramazan-ı şerifin ilk günlerinde, bir rüyâ gördü. Rüyâsında, sevgili peygamberimiz buyurdular ki: ''Yâ Ali! Bizden rivâyet edilen yola, yardım eyle!'' Ebü'l-Hasen çok şaşırdı ve sevindi ama, kimseye birşey demedi! Ramazanın ortalarına doğru ikinci def'a, rüyâda peygamber Efendimizi görmekle şereflendi. Resûlullah Efendimiz sordular: ''Sana söylediğim husus, ne oldu?'' sonra sözlerine devamla, emr'ettiler ki: ''Bizden bildirilen yola, sünnetime yardımcı ol! Bu yola uy!''. Ebü'l-Hasen ikinci rüyâdan sonra;''kelâm'' ile uğraşmayı terketti. Üçüncü def'a Ramazan-ı şerifin 27nci (kadir) gecesi; ''İki cihân güneşi'' Peygamber Efendimizi, tekrar rüyâda gördü. Buyurdular ki: ''Bizden rivâyet edilen yola, sünnetime yardımcı olmanı emretmiştim. Ne yaptın?'' Ebü'l-Hasen özür dileyerek, şöyle sordu: ''Mes'ele ve delillerini öğrenmek için, 30 yıl harcadığım(Mu'tezileyi) nasıl terk edeceğim!'' Sevgili Peygamberimiz cevâben buyurdular ki: ''Allahü teâlâ sana, ilâhi yardımıyla nusret eyledi! Bunu yakinen bilmeseydim, öyle emr'eder miydim?''. Bu rü'yadan uyandıktan sonra, heyecanla şunları söyledi: ''Hak'tan öte, sapıklıktan başka bir şey yok!''
Onbeş gün, evinden çıkmadı. Mes'eleleri inceleyip; derin tetkikte bulundu. Sonra Basra Câmiinde, kürsüye çıkıp: ''Ey insanlar! Aranızda olmadığım zamanlarda, dikkatle düşündüm.İnsafla inceledim. tercih husûsunda zorlanınca, Allahü teâlâlaya niyâz ettim! Beni doğruya eriştirmesi için yalvardım. Rabbim de beni, hidâyete kavuşturdu. Mu'tezilenin bütün itikadlarından vazgeçip, kurtuldum.'' diyerek, Ehl-i sünnet itikadına girdiğini; herkese ilân etti!
İlim Deryâsı
Sevgili Peygamberimiz, Ehl-i sünnet i'tikadını aıçkça bildirmiştir. Eshâb-ı kirâmın hepsi iman bilgilerini, dâima aynı kaynaktan aldılar. Tâbiin ise bu bilgileri; Eshâb'tan öğrendiler. Daha sonrakiler de, onlardan aldılar. Böylece (Ehl-i sünnet) bizlere, nakil ve tevatür yoluyla ulaştı. Bu bilgiler, akıl ile bulunamaz! Akıl sâdece, onları anlamaya yardımcı olur. Hadis-i şerif âlimlerinin hepsi, Ehl-i sünnet i'tikadında idiler. Ameldeki 4 mezheb imâmları da aynı i'tikadda idiler. İ'tikad mezhebimizin 2 imâmı olan Mâturidi ve Eş'ari hazretleri de; Ehl-i sünnet mezhebinde idiler. Her iki imâm aynı, mezhebi yaymağa çalıştılar. İmâm MÂturidi ve imâm Eş'ari hazretleri, ayrı 2 mezheb kurmuşlardı. Eshab-ı kirâmın, Tâbiin ve dört Mezheb imâmının ve sonraki Ehl-i sünnet âlimlerinin; nakil ve tevatür yoluyla i'tikad bilgilerini açıklamışlardır. O bilgileri kolaylaştırmak için, kısımlara bölmüşler ve herkesin anlıyabileceği şekilde yayınlamışlardır. MÂturidi(rahmetullahi aley) İmâm A'zam hazretlerinin talebe zincirine dahildir.İmâm Eş'ari ise, İmâm Şafii hazretlerinin talebe zincirindedir. Bu iki büyük âlimin yaşadıkları devir aynı ise de; bulundukları yerler ayrı ayrı idi. Karşılarındaki düşünüş ve davranışlar değişik olduğundan; müdafaa metodları tenkidleri de birbirinden farklı idi. Bu farklılık, mezheblerin ayrı olmasını icâb ettirmez! Sonra gelen binlerce âlim ve veli bu iki yüce imâmın kitaplarını inceleyerek; ikisinin de(Ehl-i sünnet) mezhebinde olduklarında ittifak etmişlerdir.
İki imâmın ve hocalarının ve onların hocaları olan, ameldeki 4 hak mezheb imâmlarının ve kendilerine tâbi olanların; imânda, i'tikadda bir tek mezhebi vardır: Ehl-i sünnet ve'l cemâat! Çünkü İslâmiyet, bütün insanlara, bir tek imânı ve i'tikadı emr'etmektedir. İmânın esasları ve nasıl i'tikad edileceğine ise; bizzat Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) tebliğ buyurmuşlardır.

Esat Öz

İstanbul Milletvekili- MHP

ÇINARCIK - 1961, Emin, Güner - Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora - Orta İngilizce - Siyaset Bilimi Dr., Öğretim Üyesi - Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi - Evli, 1 Çocuk.

Esat Coşan

1938 yılında Çanakkale'de doğdu. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şâdiye Hanım'dır. 1950�de İstanbul Vezneciler ilkokulu'nu, 1956'da Vefa lisesi'ni bitirerek aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümüne girdi . Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslam sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde açılan asistanlık imtihanını kazanarak , Klasik-Dînî Türkçe Metinler Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlikte bulundu.

1965 yıında XV. Yüzyıl şâirlerinden olan "Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri" konusunda doktora tezi vererek "İlahiyat Doktoru" ünvanını aldı. 1967-1968 yılları arasında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu'nda "Türkçe ve Hümaniter Bilgiler" dersini tedris etti. 1973 yılında ise, "Hacı Bektaş-ı Veli, Makâlât" adlı doçentlik tezi ile doçentlik ünvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Kürsüsü'ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977- 1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi .
1982 yılında profesörlüğe yükseldi . Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle , 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı.

İlk dini eğitimini ailesinde gördü . Genç yaşta vefat eden annesi, zikir ehli bir hanımdı . Babası Necati Efendi; Serezli Hasib Efendi, Kazanlı Abdülaziz efendi, Mehmed Zahid Kotku Efendi gibi alim ve fazıl şeyh efendilerin sohbetinde ve hizmetinde bulunmuş, hal ehli bir kimsedir. Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin yakın dostlarındandı. Bu münasebetle , küçük yaşta hocaefendilerin meclislerine devam etti, onların maddi ve manevi ilgilerine mazhar oldu.

Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile İskenderpaşa Camii'nde, dergahın eğitim kitabı olan Gümüşhanevî'nin "Ramûz el- Ehâdis" adlı hadis kitabından hadis dersleri vermeye başladı (1977).
Yine onun arzusu üzerine , 13 kasım 1980 günü vefatından sonra, cemaatin eğitimiyle ve her türlü meselesiyle ilgilenme, tebliğ ve irşad görevini üstlendi .
Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı . Cemaat yer bulamadığı için camiye ilaveler yapıldı; ders dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi . Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir'de mûtad hadis dersleri başlatıldı.

Yurt içi ve dışında basın-yayın, eğitim, kültür-sanat, sağlık, sesli ve görüntülü yayıncılık gibi, hayatın her sahasını kavrayan çok yönlü vakıf, dernek ve şirketin kuruculuğunu yaparak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Medine-i Münevvere'de yaptıklarını bu çağda yapmak için gereken her türlü müessesenin kurulmasına önderlik etti ve hizmet sahasını genişletti.

Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin emri üzerine kurduğu "Hakyol Vakfı"nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde şubeler açtırdı . Eğitim ve yardımlaşma faaliyetini yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptı.
Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim Kültür ve Sanat Vakfı" nı, sağlık hizmetleri için "Sağlık Vakfı"nı kurdurdu. Hanımların eğitimi ile ilgili olarak "Hanım Dernekleri"nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim, Ahlak, Kültür ve Çevre Dernekleri"nin kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını teşvik etti . Bu çalışmalarla, toplumun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını sağlamaya çalıştı.

Vakıflara ait harabe haline gelmiş bir takım ecdad yadigarı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi; onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti: Ahmed Kamil Tekkesi, Selami Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergahı, Kanuni zamanında yapılan ve şimdi Şadiye Hatun Teşhis Kliniğinin hizmet verdiği külliye .... gibi.

Eğitimin yaygınlaştırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 eylülünde "İslam" dergisini, 1985 nisanında "Kadın ve Aile" ve "İlim ve Sanat" dergisi yayınlanmaya başladı. Daha sonra "Gülçocuk" dergisi çıkartıldı. Sağlık va bilimle ilgili konularda ise "Panzehir" dergisi yayınlandı . Kitap yayıncılığı için "Seha Neşriyatı" kurdurdu; çeşitli dini, edebi, tarihi, kültürel eserler neşredildi. Yayıncılığın geliştirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar başlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Deha). Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, milli ve manevi değerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere "Ak-Radyo (AKRA)" adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul, Ankara, İzmir, Konya, Adapazarı, Denizli başta olmak üzere yüzden fazla merkezden radyo yayınları yapılmaktadır. Ayrıca uydudan yayın yapan radyo dünyanın birçok yerinden de dinlenilebilmektedir.

Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri kurdurdu.
Yurtdışındaki müslümanlarla diyaloğu sağlamak amacıyla "İskenderpaşa Turizm (İSPA)" adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti.
İlmi seviyesi yüksek hocalar yetirştimek amacıyla İstabul'da, Ankara'da, Konya'da ve Bursa'da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda İlahiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.

Sohbetlerine yurt içinde yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeşitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa'da, Kuzey Amerika'da, Afrika'da, Orta Asya ve Avustralya'da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eğitim proğramlarına katıldı. Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu.
Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışma yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.
Doğu dillerinden Arapça ve Farsça'yı, batı dillerinden Almanca ve İngilizce'yi bilmekte; yurt içinde yurt dışında çok yönlü sosyal faaliyetlerini; tebliğ ve irşad çalışmalarını el'an devam ettirmektedir.


Esat Coşan Öldü!

İskenderpaşa Cemaatının lideri Prof.Dr.Esat Coşan Avustralya�nın Dubbo kenti girişinde geçirdiği trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti.Yanında bulunan damadı Prof.Dr.Ali Yücel Uyarel de vefat etti.Coşan ve Uyarel'in Süleymaniye Camii haziresine gömülmesi için ailesi tarafından hükümete yapılan müracaat üzerine hazırlanan kararname cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanmadı.Bunun üzerine Coşan ve Uyarel Eyüp Sultan kabristanına gömüldü.

Kaynakça

Prof.Dr.Esat Coşan Emekli Oldu
Zaman 13 Mart 1987

Makalat Hacı Bektaş-ı Veli �kitap-
Prof.Dr.Esat Coşan Seha Neşriyat İstanbul 1987
(Prof.Dr.Esat Coşan�ın doçentlik tezi)

Ne kadar sevindim bilemezsiniz Taha Kıvanç
Zaman 15 Ağustos 1995
(Prof.Dr.Esat Coşan�ın öncülük ettiği kuruluşlar hakkında)

Manevi Dünyamız
Prof.Dr.Esat Coşan: Birlik olma zamanı
Konuşan A.İhsan Gülcü
Türkiye 3 Şubat 1995

Fazilet�in Cemaat Kaybı Ergun Aksoy
Radikal 30 Nisan 1998
(Prof.Dr.Esat Coşan 1990 yılında değişik sebepler yüzünden RP genel başkanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan ile münasebetlerini dondurdu.Cemaat lideri Esat Coşan�ın beş yakın çalışma arkadaşı da BBP MKYK üyeliğine seçildi.)

Erbakan�dan Tarikat Ziyareti Semra Pelek
Milliyet 20 Mart 2000
(Yaklaşık on yıl sonra Erbakan, Esat Coşan�ı babası Necati Coşan�ın evinde ziyaret etti.)

Türkiye�de Modernleşme, Din ve Politika:İskenderpaşa Cemaati Örneği
Dr.Emin Yaşar Demirci
Yüzüncü Yıl Üniversitesi �doktora tezi-
*Esad Coşan ve öteki sözcüklerin yazılarında dile gelen görüşlere göre cemaat, devletin yalnızca düzenleyici bir rol oynadığı rekabetçi bir piyasa ekonomisini savunuyor.Kapitalizimi tekelci büyük sermeyenin, serbest piyasa ekonomisini ise orta ve küçük boy işletmelerin hakim olduğu düzenle özdeşleşiyor.

*Demirci, çağdaş dinsel akımları, modernleşmeye direnen tepkici akımlar (Vehhabiler, Taliban vs); İslam dinini totaliter bir siyasi ideoloji olarak kullanan İslamcılar ve Müceddidi geleneği sürdürerek, gelenekle modernliği bağdaştırma arayışında olan Yenileşmeci İslami akımlar olarak ayırıyor.Türkiye�deki dini akımlar içinde de bunların yansımaları mevcut.İskenderpaşa Cemaatının yenileşmeci akımların önde gelen örneklerinden biri olduğunu söylemek mümkün.

İskender Paşa Şahin Alpay
Milliyet 29 Ağustos 2000
(Dr.Demirci�nin tezi üzerine yorumlar)

Nakşibendiler ve Türkiye cumhuriyeti:Zulümden Yeniden Dini, Siyasi ve Toplumsal Mevkiye Ulaşma (1925-1991)
Thierry Zarcone Çeviren Eriman Topbaş
Türkiye Günlüğü Yaz 1993 s.23 sf.99-105
(Esad Coşana, modernliğin vasıtalarına göre yumuşak ve güler yüzlü bir tavrı muhafaza etmiştir.Müslümanların deamlı değişmekte olana dünyaya uymak, modernlikle ve yabancı kültürlerle temastan kaynaklanan acıları tedavi edebilen islami çareleri geliştirmek zorunda olduklarını söylüyor.)

Erzurumlu İbrahim Hakkı

1701 tarihinde Erzurum�da doğdu.Mutasavvıf. Dokuz yaşındayken babasıyla Siirt'e gitti ve Tillo Köyü'ndeki Kadiri Seyhi Ismail Fakirullah'a bağlandi.1735'te Erzurum'a döndü. Üç defa hacca giden, Arabistan ve Mısır�ı dolaşan İbrahim Hakkı,1752'de İstanbul'da Sultan I.Mahmud Han�ın özel izniyle saray kitaplığıdan yararlandı. Şiirlerini İlahiname adı altında toplayan İbrahim Hakkı, ünlü eseri Marifetname'de çağının jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek cok alandaki bilgilerini bir araya getirmeye çalıştı 1780 tarihinde öldü.

Osman Efendi adlı bir şeyhin oğludur. Babası saygın bir mutasavvıf idi ve İbrahim Hakkı'yı iyi bir eğitimle yetiştirdi.İbrahim Hakkı olgun bir düşünürdü. Yetmişten fazla eser yazdı. Eserleri arasında en meşhuru olan Marifetname adlı eseri, yaşadığı dönemin bütün bilgilerini kapsayan ansiklopedik özellikte bir eserdir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eseriyle insanlara önce çevrelerindeki eşyayı, daha sonra kendilerini ve en sonunda da Tanrıyı bildirmeyi amaçlıyordu. Kitabın içindeki Kıyafetname adlı bölüm ise bir çeşit görgü bilimidir.Erzurumlu İbrahim Hakkı, dar çevresi içinde tasavvufu öğrenmişti. O, derin düşüncesiyle cisimlerin birleşmesini, hayatın doğuşunu, cinslerin gelişmesini yepyeni bir görüşle ortaya atmıştı.

Ona göre Tanrı önce "Kendi nurundan bir cevher var edip, andan cemi kainatı tedric ve tertib ile halk etmiştir; buna Cevher-i Evvel denir."

Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya göre, bütün varlık küre şeklindedir: "Alemin her ne tarafına nazar olunsa şekli muhaddep görünür." "Arzda ve semada müşahede olunan bütün şekiller yuvarlaktır". Einstein bu görüşü ondan çok daha sonra matematiksel yollardan göstermiştir.İnsanların nazarında çok önemli bir yer işgal eden Marifetname adlı eseri defalarca basılmıştır.

X
HAKKINDA YAZILANLAR

PTT, İbrahim Hakkı Hazretleri pulu çıkardı
Yasin Çanakçı
Zaman 28.12.2003

Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz�ın girişimleri sonucu İbrahim Hakkı Pulu bastırıldığı bildirildi. Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz�ın girişimleri sonucu PTT Genel Müdürlüğü�nün İbrahim Hakkı Hazretleri Pulu çıkarttığı belirtildi.

PTT�nin İbrahim Hakkı Hazretleri�nin doğumunun 300. yılı sebebiyle çıkardığı pul ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yapan Doç. Dr. Özyılmaz, �Master ve doktora çalışmalarımda kendisinden büyük feyiz aldım. Bu tezlerimde evrensel bilgilerinden büyük ölçüde yararlandım. İbrahim Hakkı Hazretleri adına böyle bir anma pulunun bastırılmış olmasından büyük memnuniyet duydum.� ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Ömer Özyılmaz, siyasete girmeden önce devam ettiği akademik hayatında İbrahim Hakkı Hazretleri�inin eğitim anlayışı üzerine bilimsel tezler hazırlamıştı. İbrahim Hakkı Hazretleri, geçtiğimiz kasım ayı içinde doğumunun 300. yılında ilk kez devlet töreni ile anılmıştı.

40�a yakın eser bıraktı

�Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.� sözünün sahibi, mütefekkir ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 18 Mayıs 1703�te Erzurum/Hasankale�de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık�tan Arapça, Farsça dersleri aldı. 1728�de Tillo�ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri�ne bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum�a döndü ve Yukarı Habib Efendi Camii�nde imam�hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775�te Hasankale�de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı. Marifetname�yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22 Haziran 1780�de Tillo�da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı türbeye defnedildi. 40�a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar: İbrahim Hakkı Divanı, İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü�l Meani ve Marifetname.

Ersin Nazif Gürdoğan

1945 yılında Eskişehir�de doğdu. Temel üniversite eğitimini İTÜ�de makina mühendisliği alanında yaptı. İ.Ü. İşletme İktisadı Enstitüsünün uzmanlık programını 1968 yılında tamamladı. Devlet Planlama Teşkilatında 1968 ve 1972 yılları arasında proje değerlendirme uzmanı olarak çalıştı. Bu arada bir yıl İngiltere�de incelemelerde bulundu. Erzurum Üniversitesinde 1972�de akademik çalışmalara başladı. Görevini 1976�da A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesine aktardı. Doktora çalışmasını 1975�de bitirdi, 1987�de doçent, 1994�de profesör oldu. Mavera dergisinin kurucularından olan Gürdoğan evli ve üç çocuk sahibi, Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı.

ESERLERİ
Teknolojinin Ötesi, Kültür ve Sanayileşme, Görünmeyen Üniversite, Kirlenmenin Boyutları, Hicaz�dan Endülüs�e, Zaman�ı Aşan Şehirler, Günler Akarken İz Y.

Erol Manisalı

Erol Manisalı, mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi�nde 1976 yılında profesör oldu. İktisat Fakültesi�nin �Avrupa ve Ortadoğu Araştırma Merkezi Başkanlığı� yanı sıra, 1990�da kurulan �Kıbrıs Araştırmaları Vakfı�nın da başkanıdır. Ayrıca �Balkan ve Avrupa Ülkeleri Araştırma Vakfı� ile �Türkiye Çevre Vakfı� yönetim kurulu üyesidir.

İktisat ve uluslararası ilişkiler alanlarındaki uzmanlığının yanında, deneme ve anı niteliğinde kitapları da bulunan Prof. Dr. Manisalı�nın yayınlanmış olan yapıtlarından bazıları şunlar: İktisada Giriş, Gümrük Birliğinde Bekleyen sorunlar, Bıçak sırtında Dünya ve Türkiye, Kırık Çizgiler, İnsanlar, İnsanlar, Attila İlhan�la 1000 Saat, Türkiye ve Küreselleşme, Kıbrıs, Dün Bugün Yarın, Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe, 21. Yüzyılda Küresel Kıskaç, Attila İlhan'la Hayatın İçinden, Ulusal Politika Notları,


EROL MANİSALI�NIN HAYATIM AVRUPA DİSİZİ

HAYATIM AVRUPA (Birinci Kitap)
Ortak Pazardan AB'ye

HAYATIM AVRUPA (İkinci Kitap)
Askeri Darbeden Sivil Darbeye

HAYATIM AVRUPA (Üçüncü Kitap)
TÜRKİYE'NİN ASKERSİZ İŞGALİ: "GÜMRÜK BİRLİĞİ"

HAYATIM AVRUPA (Dördüncü Kitap)
AVRUPA'NIN ASKERLE KAVGASI

HAYATIM AVRUPA (Beşinci Kitap)
AVRUPA'YLA DERİN BAĞLAR

X
HAYATIM AVRUPA dizisi editörleri
Pınar Bulut - Yalçın Lüleci


Ortak Pazardan AB'ye
HAYATIM AVRUPA
Birinci Kitap
Prof. Dr. Erol Manisalı

�Hayatım Avrupa�, Prof. Dr. Erol Manisalı�nın konuyla ilgili yazılarının ve tabii ki renkli anılarının bir derlemesini sunarak, yazarın bürokrasi ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik faaliyetleri ve AB konusunda ülkemizin kaderini çizen ünlü şahsiyetlerle ilişkilerini, bir nevi yol arkadaşlığını anlatıyor. Manisalı�nın AB meselesinin ilk günlerinden bu yana yazdığı gazete ve dergi makalelerinin de orijinal görüntüleriyle yer aldığı kitapta, otuz yıl önce yazılan bu yazılarda savunulan görüşlerin bugün nasıl harfi harfine doğru çıktığını ve yazıların AB ilişkilerinin günümüzdeki durumunu nasıl önceden tespit ettiğini şaşırarak okuyacaksınız.
�Hayatım Avrupa� bildiğiniz Avrupa Birliği çalışmalarından değil. Bir insanın, bir ülkenin ve uluslararası bir birliğin kesişen yollarının uzun ve çetrefilli hikayesinin başlangıcı� Bu kitapta, bir akademisyen ve bir düşünür olarak yıllardır Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin içinde yaşayan yazarın gözünden, renkli simalar ve çarpıcı dönüm noktaları eşliğinde, Türkiye�nin AB tarihini adeta bir belgesel izler gibi izleyecek.


x
Askeri Darbeden Sivil Darbeye
HAYATIM AVRUPA
İkinci Kitap
Prof. Dr. Erol Manisalı
�Son yılların en ilginç kitaplarından biri şimdi yayında: Erol Manisalı�nın �Hayatım Avrupa�sı. Yalnız konu değil, sunuluş yöntemi açısından da ilginç: Ekonomik bütünleşme kuramları üzerinde çalışan bir akademisyenin nasıl olup da bunu bir ulusal dava saymaya başladığını ve neredeyse bütün yaşamını o konudaki büyük yanlışı düzeltmeye verdiğini gösteren bir kitap. Bir çeşit özgeçmiş öyküsü, ama ülkenin Avrupa Birliği serüveniyle sarmaş dolaş olarak. Olaylarıyla, kişileriyle, belgeleriyle, politika değişiklikleri ve tartışmalarıyla��
Mümtaz Soysal, Cumhuriyet
�Türkiye AB'ye giremez... Bu konuda en ufak bir kuşkusu olanlar Prof. Dr Erol Manisalı'nın Truva Yayınları'ndan çıkmış olan son kitabı "Hayatım Avrupa"yı okumalılar... Yapıt, Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa macerasını başından bu yana yaşamış, olayların içinde olan bir uzmanın eseri. AB konusundaki yanlışları, yanılgıları ve yalanları teker teker gözler önüne seriyor Manisalı. Bunlardan biri de... AB'nin Türkiye'ye davet ettiği, ama Ecevit'in bu çağrıyı geri çevirdiği yalanı.�
Ali Sirmen, Cumhuriyet
�Erol Manisalı yıllarca sürüp giden �Avrupa bizi almak istedi ama, Ecevit reddetti� yalanını Üstünel�e tekzip ettiriyordu. Çünkü Erol Manisalı gerçeği biliyordu, hem Emile Noel ile, hem Dışişleri Bakanlığı�ndaki dostlarıyla, hem de Brüksel�deki yetkililerle görüşmüştü.�
Hasan Pulur, Milliyet
�Truva Yayınları�nda, Erol Manisalı�nın yeni bir kitabı: Ortak Pazardan AB�ye Hayatım Avrupa. Ufuk açıcı bir eser!�
Server Tanilli, Cumhuriyet
X

TÜRKİYE'NİN ASKERSİZ İŞGALİ: "GÜMRÜK BİRLİĞİ"
HAYATIM AVRUPA
(Üçüncü Kitap)
Erol Manisalı
İlhan Selçuk: "Erol Manislı Yazdı Ama Dinleyen Olmadı" Cumhuriyet
Hasan Pulur: "Balta Limanı Anlaşması ve Gümrük Birliği" Milliyet
Melih Aşık: "Nereye Dalıyoruz" Milliyet
Yalçın Pekşen: "Bizi Kim Yönetiyor" Hürriyet
Nazlı Ilıcak: "Gümrük Birliği ve Siyasi Birlik" Meydan
Nevzat Yalçıntaş: "Gümrük Birliği ve Bağımlılık" Türkiye
Abdullah Gül: "Arka Bahçe Oluyoruz"
Güngör Uras: "Gümrük Birliği Felaket Getirecek" Milliyet
Mesut Yılmaz: "İktidara Gelince Değiştireceğiz"

X

AVRUPA'NIN ASKERLE KAVGASI
HAYATIM AVRUPA
(Dördüncü Kitap)
Erol Manisalı
�Avrupa�nın Askerle Kavgası� kitabı Hayatım Avrupa dizisinin dördüncü kitabıdır.
- Bu kitap AKP hükümetinin iktidara getiriliş koşullarını bütün belgeleriyle içeriyor. Bunun beraberinde Türkiye-AB ilişkilerinin geçirdiği krizin perde arkasındaki oyuncular sergileniyor.
- Richard Halbrooke, Halit Narin, Mehmet Ali İrtemçelik, Şükrü Gürel nasıl rol aldılar? Ecevit, Demirel, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli hangi misyon içinde bulundular?
- Washington ve Brüksel�in Türkiye�yi Lozan�dan Sevr�e götürme planlarında misyon üstlenen iç ve dış çevreler kimlerden oluşuyor?
- TSK�nın AB politikası nedir? AB son yıllarda neden TSK�yı doğrudan karşısına aldı?
- AKP�nin bu gelişmelerde oynadığı rol nedir?
- Avrupa-TSK çatışmasında rol alan siyasi parti liderleri ve sivil toplum örgütleri hangileridir?
Bu kitap yakın tarihimize belgeleriyle ışık tutmaktadır. Daha önceki ciltlerle ele alındığında AB-Türkiye ilişkileri bütün yönleri ile sergilenmiş olmaktadır.
X
AVRUPA'YLA DERİN BAĞLAR
HAYATIM AVRUPA
(Beşinci Kitap)
Erol Manisalı
�Avrupa�yla Derin Bağlar� kitabında neler var?
Bu kitap AKP iktidarında Türkiye-AB ilişkilerini anlatıyor. Daha önce �Hayatım Avrupa� dizisi ile AKP iktidarına gelinceye kadarki süreci anlatan dört kitap yayımlandı.
Kitapta ilginç şeyler bulacaksınız:
- AKP üst yönetimi ile Brüksel arasındaki �derin bağlar� nedir?
- AKP için AB bir amaç değil, sadece bir araç; peki neyin aracı?
- TSK�ya karşı AKP-AB işbirliğinin perde arkası nedir?
- AKP-Washington işbirliğinde, �Türkiye-AB ilişkilerinin bir kaldıraç görevi üstlenmesi� ve bu kaldıracın işlevi nedir?
- Türkiye�de oligarşi nasıl oluşmuş ve nasıl çalışıyor? Siyasal İslam ve siyasal sermaye �oligarşiyi nasıl ele geçirmişler?�
- Ve oligarşi, �Türkiye�yi nasıl denetimine alıyor?�
- Oligarşinin Brüksel ve Washington bağları nasıl kuruluyor?
İşlenen bazı konular bugüne kadar ilk defa kamuoyunun önüne çıkıyor.AKP iktidarının gerçek kimliğinin anlaşılması için okunması gereken bir kitap; özellikle de seçim dönemine girilirken.
Kitabın bir bölümü Abdullah Gül�e ayrılmış. �Onun değişim ve evrim süreci üzerinden� AKP�nin yeni misyonu incelenmiş ve değerlendirilmiş.
Ve böylece kitabın önemli bir boşluğu doldurduğuna inanıyoruz.

Erol Katırcıoğlu

1951 İstanbul doğumluyum. 1970'de Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldum. 1971-1975 yıllarında İİTİA Siyasal Bilimler Yüksek Okulu'ndan lisans eğitimimi tamamladıktan sonra 1977'de mezun olduğum okulda asistan oldum. 1981-1986 yılları arasında ABD Wisconsin Üniversitesi'nde önce "misafir öğrenci" daha sonra da "misafir öğretim üyesi" olarak bulundum. 1987'de yurda döndüm ve Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'nde "yardımcı doçent" olarak akademik hayata başladım. 1990'da "iktisat doçenti", 1995'de "iktisat profesörü" oldum. 1991'de 49. Hükümette Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün ekonomi danışmanlığını yaptım. Bu görevim sırasında "Rekabeti Koruma Kanunu"nun hazırlık komis yonunda iktisatçı üye olarak çalıştım. Sanayi İktisatı alanında çalışmalar yapmaktayım. Türkiye ekonomisinde tekelleşme, tekelleşmenin nedenleri ve yarattığı sorunlar üzerinde çeşitli araştırma ve yayımlarım vardır. Bunlardan bazıları TÜSES, Frindirch Ebert gibi vakıflar ile İSO gibi kurumlar tarafından desteklenip yayınlanmıştır. 1996'dan bu yana günlük bir gazetenin ekonomi sayfasında yazılar yazmaktayım

Erol Güngör

Yazar, fikir adamı. Kırşehir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. İ.Ü. Hukuk Fakültesi'nde bir süre okuduktan sonra İ.Ü., Edebiyat Fakültesi'ne geçerek Felsefe Bölümü'nü bitirdi (1961). Prof. Dr. Mümtaz Turhan'ın yanında sosyal psikoloji asistanı oldu. 1965'te doktorasını verdi. İki yıl ABD'de Colorado Üniversitesi'nde araştırmalar yaptı. 1971'de doçentliğe, 1978'de profesörlüğe yükseldi. 1982'de Konya Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü'ne getirildi. İstanbul'da öldü.

ESERLERi:

AHLAK PSiKOLOJiSi ve SOSYAL AHLAK

Bu eser, Prof. Dr. Erol Güngör'ün "Ahlâk Psikolojisi" (1974) ve "Sosyal Ahlâk" (1975) konularında kaleme aldığı, bu güne kadar yayınlanmamış iki eserinden meydana getirilmiştir.

iSLAMIN BUGÜNKÜ MESELELERi

20. Asrın ikinci yarısında görülen İslâm Uyanışı dünyanın büyük ilgisini çekmektedir. Bütün İslâm dünyasını incelemekle beraber, Türkiye'ye ağırlık vermiştir.

iSLAM TASAVVUFUNUN MESELELERi

Erol Güngör bu eserinde, sosyal ilimci gözüyle İslâm dünyasının tasavvufî meselelerini ele almaktadır.

TÜRK KÜLTÜRÜ ve MiLLiYETÇiLiK

Yazar bu eserinde milliyetçilik ile Türk kültürü arasındaki münasebetlere sosyal-psikoloji açısından bakmaktadır.

KÜLTÜR DEĞiŞMESi ve MiLLiYETÇiLiK

Bu eserde kültür değişmeleri, zihniyetimizde meydana gelen değişmeler ve milliyetçilik meseleleri arasındaki ilgiler üzerinde durulmuştur.

DÜNDEN BUGÜNE

Milliyetçilik fikirlerinin temel kaynakları olan tarih ve kültür meselelerini, sosyal ilimci gözüyle, tahlil etmekte ve okuyucunun meselelere bakış açısı kazanmasını sağlamaktadır.

TARiHTE TÜRKLER

Bu eser sosyal ilimci gözüyle Türk tarihinin başlangıcsından günümüze bir tesbitidir.

SOSYAL MESELELER ve AYDINLAR

Erol Güngör'ün Ortadoğu ve Millet gazetelerinde neşredilenlerin haricindeki makalelerinin toplanmasıyla meydana getirilmiştir.

DÜNYAYI DEĞiŞTiREN KiTAPLAR

Bu kitap batı dünyasının -ve dolayısıyla bütün dünyanın- bugünkü halini almasında büyüktesirleri olmuş bulunan on altı eseri asıllarından ve bütünüyle okuma imkanı bulamayanlar için tertiplenmiştir.

BATI DÜŞÜNCESiNDEKi BÜYÜK DEĞiŞME

Bu eserde Avrupa düşüncesinde 1680-1715 tarihleri arasında yer alan köklü değişmesinin hikâyesini anlatıyor

Erol Ergüler

1983'te Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Nükleer tıp ihtisası yaptı. Halen radyonüklid teşhis ve tedaviler konusunda faaliyet gösteren Dr. Ergüler, yaklaşık 10 yıldır tamamlayıcı doğal tıp konularında (ayurvedik tedavi, meditasyon, bitkisel tedavi, hipnoterapi gibi) çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye Nükleer Tıp Derneği, Avrupa Nükleer Tıp Derneği, Tıbbi Hipnoz Derneği üyesidir.

ROPÖRTAJ

Dikkat!.. 'Önce hastalığı sonra ilacı pazarlıyorlar'
Nuriye Akman
ZAMAN 29 Ekim 2006

Uydurma hastalıklar üzerinden ilaçları markalaştıran ilaç tröstlerinin sömürülerinden pek haberdar değildik.Doç. Erol Ergüler'den önemli uyarılar

Televizyon, araba, elbise veya cep telefonu gibi ürünlerin markalaştırılarak, insanların bunlara sahip oldukları takdirde mutlu olacağına dönük pazarlama tekniklerine aşinayız. Ancak uydurma hastalıklar üzerinden ilaçları markalaştıran ilaç tröstlerinin sömürülerinden pek haberdar değildik.

Avustralyalı Ray Moynihan ve Kanadalı Alan Cassels tarafından yazılan Satılık Hastalıklar kitabı işte tam bu konuyu işliyor. Nuriye Akman'ın, kitabın çevirisine önsöz yazan Yard. Doç. Erol Ergüler ile yaptığı röportaj, bu zamana kadar üzerine gidilmemiş bu tıp skandalını değişik boyutları ile irdeliyor. Dr. Ergüler, 500 milyar dolarlık sağlık sektöründe dönen dolapları, insanların nasıl hastalık hastası haline getirildiğini, dikkat eksikliği sendromu, kemik erimesi, yüksek kolesterol gibi verilerin nasıl gerçekliğinden kopartılarak uydurma hastalıklar haline getirildiğini anlatıyor. Reçetelere ilaç markalarının yazılmasının çok büyük hata olduğunu kaydeden Ergüler, İngiltere'deki gibi doktorların jenerik ilaç ismini yazması gerektiğini ifade ediyor.
Bayramda bir kitap okudum, beni altüst etti. Adı: Satılık Hastalıklar. Avustralyalı Ray Moynihan ve Kanadalı Alan Cassels tarafından yazılmış, Hayy Kitap basmış. Büyük ilaç tröstlerinin sağlıklı insanlara ilaç satmak üzere geliştirdikleri pazarlama taktiklerini, doktorlara yönelik manipülasyonları, tıp kongrelerinin, sağlık otoritesi kabul edilen kurumların ilaç üreticileriyle çıkar ilişkilerini, kolesterol, yüksek tansiyon gibi bazı risk faktörlerinin başlı başına birer hastalık olarak markalaştırıldığını, bunun dışında yepyeni hastalıklar "icat" edildiğini, vücudun doğal süreçlerinin medya marifetiyle derhal ilaç kullanılması gereken durumlar olarak kodlanıp korku tellallığı yapıldığını, ilaçların yan etkilerinin gizlendiğini, ilaçlara bağlı ölümler nedeniyle devam eden davaları... Daha neleri neleri... 500 milyar dolarlık cirosuyla dünyanın üçüncü en büyük sektöründe dönen dolaplar tabii ki bir söyleşiyle anlaşılmaz. Ama ben kendi payıma düşeni yapmak istedim. Kitaba önsöz yazan Yard. Doç Dr. Erol Ergüler'le konuşmak üzere Marmara Nükleer Tıp Grubu'nun Nişantaşı'ndaki ofisine gittim. Kitapta konu; yüksek tansiyon, depresyon, yüksek kolesterol, menopoz, sosyal anksiyete, dikkat eksikliği sendromu, osteoporoz, irritabl bağırsak sendromu, regl öncesi disforik bozukluk rahatsızlıkları çerçevesinde anlatılıyor. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Dr. Ergüler'in önsöz yazısında belirttiği gibi umarım ortak bilinç denizinde pozitif dalgalanmalar yaratır. Özellikle kolesterol düşürdüğü iddia edilen bazı gıda reklamlarının yasaklanmasına rağmen hâlâ televizyon kanallarında döndüğü şu günlerde...
Satılık Hastalıklar'ı okuyuncaya kadar 'hastalık markalaştırma sanatı' diye bir sanattan, ilaç üretiminin çoğunlukla sağlıklı insanları avlamaya yönelik olduğundan haberdar değildim. Sağlıklı ile hasta olanı ayıran sınır ne kadar geniş çizilirse potansiyel hasta pazarı da o kadar büyük oluyormuş meğer...

Hastalık nedir, ilaç nedir? Onun tarifini yapmazsak konu tam olarak algılanmaz. Hastalık hali insanın doğal yaşantısında olmayan, patolojik diye nitelendirdiğimiz, günlük hareketleri, sosyal ilişkileri, fiziksel ve mental durumunu olumsuz yönde değiştirici bir haldir. Normalde bunları değiştirmeyen bir duruma hastalık adını veremezsin. Modern tıpta hastalık halinin tespiti çoğunlukla kimyasal testlerle yapıldığı için bazı rakamsal sınırlamaları, bu testleri yapan cihazları geliştiren, bu testlerde kullanılan malzemeleri üretenler koyuyor.

Benim kolesterol ve hormon seviyemin normal mi anormal mi olduğunu tıbbi cihaz ve ilaç üreticisi belirliyorsa, satışlarını artırmak için hastalık tellallığı yapması da çok kolay o zaman.

Kolesterol bizim olmazsa olmazımız, bizim kendi yakıtımızdır. Ama bu düşük olunca da, yüksek seviyeye çıkınca da bazı riskleri içerir. Kolesterol düzeyi biraz yükselmiş olan insan, aynı zamanda sigara içiyorsa, hareketsizse, günlük jimnastiğini yapmıyorsa, aynı zamanda bu kişi beslenmeyi bilmiyorsa riskler artar. Bütün bunları aynı zamanda yapabilmek gerekiyor. Yani kardeşim sen yürüyüşünü yaptın mı, beslenme düzenini buna göre koydun mu, sigaranı bıraktın mı? Ha bundan sonra da şu ilacını da kullandın mı? Bu insanı sadece ilaca para verebilecek biri gibi görüp, diğer destekleri koymazsanız o zaman işte art niyetli baktığınız ortaya çıkar. Siz kolesterol seviyesinin normalden düşük olmasının zararı hakkında bir şey duydunuz mu?
Onu duymadım; ama Türkiye'de "ilaç reklamı serbest olsun" diye derin kulisler yapanları duydum...

Asıl sorun bu işte. Bazı ülkelerde çok rahatlıkla ilaç reklamı yapılabiliyor. Doktorun hiçbir tavsiyesi olmadan sadece ilaç firmasının "Nuriye Hanım bu ilacı kullanırsanız, günlük yaşantınızdaki şu şu olumsuz belirtiler yok olacaktır. Bu ilacı alın siz" şeklinde, doktoru bile by-pass ederek ilaç reklamı yapan ülkeler var. Türkiye'nin bu konuda duyarlı olması; ilacın, hastalık teşhisini koyan hekim tarafından yazılması lazım. Üstelik marka olarak da değil jenerik ilaç olarak, yani etken maddesinin belirtilmesi, yazılması lazım. Bazı global şirketler, Türkiye'de ilaçlar reçetesiz olarak marketlerde ya da internetten satılsın diyor. Ben işte falanca kişiye distribütörlük vereceğim. O da bir web sitesi kursun. Evde o da satsın diyorlar. Bir bu yönden dayatma var; bir de reçeteye ilacın marka adını yazmayın, sadece jenerik ilaç yazın diyenler var. Burada kim kazanacak ya da kimin etkisi altına girileceği sorusuna cevap vermek lazım. İlaç firmaları, fütursuzca reklam yapabiliyorsa hastalığın sınırlarının çizilmesinde otorite haline gelmiş demektir. Türkiye'de hiç değilse reklama izin verilmemesi gerekiyor.

Reklamın yanı sıra başka manipülasyonları da anlatıyor kitap. Hem de belgeleriyle. Doktorların bu ilaçlara yönlendirilmesi, bilimsel konferans adı altında uygulanan pazarlama teknikleri, otorite saydığınız sağlık örgütlerinde çalışan üst düzey insanların aynı zamanda ilaç firmalarından maaş almaları, falanca ilaç şirketinin bilmem ne hastalığı vakfına sponsor olması, şöhretlerin bir araç olarak kullanılması...

Tabii kitapta bunları dehşet içinde okuyorsunuz. Bu kitap yapılan korku tellallığını, dönen dolapları son derece belgeli şekilde vermiş.
Bir risk faktörünün apayrı bir hastalık olarak nasıl kodlandığını merak edenler mutlaka okumalı.
Test malzemeleri ve ilacın bir üretildiği yer var, bir de hastalık için teşhis konulan yer var. Maddeyi siz ya da ben üretmediğimize göre o referans aralıklarını, o normal- anormal rakamlarını belirleyen, hastalık çizgisini değiştirebilecek kişiler bunun üretim sorumluları. Siz diyelim bir kolesterol seviyesini ölçüyorsunuz. Diyorsunuz ki Nuriye Hanım'ın kolesterol seviyesi şu noktadan sonraya gittiği takdirde kalp krizine yol açabilir, şu ilacı beş sene içerseniz bu riskten kurtulursunuz.

Ve içmeye ikna etmek için de ayrı teknikler kullanılıyor...

Mesela yüz kişiyi alıyor karşısına, diyor ki, "Üç tane ilacım var. Bunları 5 sene kullanırsanız, birinci ilaç sizi yüzde 33 oranında kalp krizinden kurtaracak. İkincisi kalp krizi geçirme riskinizi yüzde 3'ten yüzde 2'ye indirecek. Diğer ilaç da aranızdan sadece birinin krizini önleyecek. Hangi ilacı alırsınız?" diye sorulduğunda herkes birinci ilacı tercih ediyor. İkna metodu belirleniyor ve reklam da buna göre yapılıyor.

Aslında üçü de aynı şey. Sonuçta kriz geçirme riski sadece yüzde 1 puan aşağı çekiliyor.
Evet. Dolayısıyla bu reklamın bile, bilimsel anlamda sunulan ilacın bile, etkisinin çok büyük etik kurallar tarafından incelenip, doğrusunun verilmesi gerekiyor. Jenerik adı yazılmıyor ilaçların. Marka olarak yazılıyor bizde. Mesela aspirinin jenerik adı asetik salisilik asittir. Yirmi firma da asetik saliktik asit üretir. Hepsinin marka adı farklıdır. İngiltere'de doktor jenerik ilacı yazar reçeteye, ilacın markasını yazmaz. Hasta gittiğinde sağlık kurumundan bununla ilgili uygun ilacı alır. Ama aynı jenerik madde fahiş farklı fiyatlara satıldığı için manipülasyonlar çok olur.
Ve biz aynı etkinliğe sahip olan bir ilacı 1 liraya alma imkanımız varken 10 lira öderiz.
O bir liralık ilacı satmak için bir grup oluşmuş, on liralık ilacı satmak için de başka bir grup oluşmuştur. Bunların her biri bizim ilacımızı kullansınlar diye kendine göre farklı bir tanıtım zincirine girerek farklı bir çekim alanı oluşturmaya çalışacaklardır. Buna müsaade ettiğiniz zaman, her ülkedeki yasalar ölçüsünde o gruplar o pistte danslarını şekilleyecekler. Biri tango yapacak, biri vals yapacak, diğeri harmandalı oynayacaktır.

Doktorların ikna sürecinde, eşleriyle birlikte dünya seyahatleri, beş yıldızlı otellerde ilaç tanıtımları yapılacaktır mesela�

Bir bilimsel kongrenin düzenlemesinde kimler sponsor olur noktasına geldiğinizde giriniz internet sitelerine hepsinin ilaç devleri olduğunu görürsünüz. Kongrelerin yüksek kayıt ücretleri vardır. Hekimlerin maaşlarına kadar varan! Durumu böylece kabullenir, bir hekimin eşiyle birlikte yılda birkaç kongreye katılımını gerekli görürsek, biz de o manipülasyonun parçası olmuşuzdur. Tabipler Birliği'nin önerisi; bilimsel toplantılarda hiçbir zaman sektördeki ilaç ve cihaz firmaları sponsor olarak kabul edilmez. Her kuruluş, her dernek kendi yağıyla kavrularak bu organizasyonları yapmak durumundadır. Kongre ücretleri makul seviyede olmalıdır. Bilimsel toplantıda lüks eğlence neden olsun? Ama pratikte böyle olmuyor. Tabipler Birliği'nin önerisi duymazlıktan geliniyor. Çünkü yasal olarak ellerinde güç yok. Etik olarak kuralları belirliyor. Uyan uysun diyor. Yetkisi az. Kurumsal yaptırımlar söz konusu değil. Tavsiye niteliğinde olduğu için tabip odaları bu konuda daha öteye gidemiyor.
Yaşlılar için kemik erimesi bir hastalık değildir
Gelelim yaşlı kadınların kemik vücut değerlerinin otuz yaş kadınına göre kıyaslanıp, durumlarının hastalık addedilmesine. Yaşlıların kemik erimesi tehlikesine karşı ilaç alması fikri beynimize bir kez yerleşirse pazarın ne kadar büyüyebileceğini düşünebiliyor musunuz? Buna Türkiye'nin bütçesi yeter mi?

Yetmez tabii. Emekliler böyle bir pazarın zaten oluşmuş olduğunu bilmiyor mu? Kabul günlerinde bile benim kemik erimem için, kolesterolüm için, romatizmam, tansiyonum için ilacım şu kadar kaldı. Haftaya doktora vitaminlerle beraber yazdıracağım demiyorlar mı?

Kemik dansitometresi kemik erimesini direkt olarak göstermez. İdrarda ve kanda bazı maddeler de ölçülür. Bunlara göre kemik erimesinin miktarı uzman muayenesiyle tayin edilir. Bu yapılmadan sadece kemik dansitometresine göre bir sonuca ulaşılmamalı. Kemik dansitometresi bir ülkede yapılır, değişik ülkelere satılır. Kemik yoğunluğu her ırkta ve bölgede farklı değerlerde olur, normali bölgelere göre değişebilir. Tek bir normal değer ortaya koyarsanız ve bu ölçüyü dar tutarsanız etrafınızdaki çoğu insana kemik erimesi hastalığı etiketi yapıştırılır. Zaten yaşlılıkta kemik yoğunluğu azalmak zorunda.
Kemik erimesi aslında yaşlıyı hafifleştirerek hayatını mı kolaylaştırıyor yani?..
Yaşlı bir insanın hafif olması lazım. Yaşlı bir insan ağır olursa zaten doğal olarak hareket kabiliyeti zorlanır. Kırık riski yüksek kişiler ilaç kullanmalı, kemiğim güçlensin diye herkes kullanmamalı. Kalsiyumun azlığı nasıl bir hastalıksa, fazlalığı da aynı şekilde bir hastalık. Doğal bir döngüdür kemik erimesi, bir hastalık değildir. Kemiğin kırılacak noktaya kadar gelmesi kötü beslenme ile de ilgili.
Birçok insan kalsiyum hapları peşinde koşuyor.
Kalsiyum hapları peşinde koşuyorsun da senin yediğin peynir, yoğurt, süte ne oldu? Onlar üvey evlat değil. Üvey kalsiyum diye bir şey yok. Burada işte büyük kitlelere empozeler, insan sağlığına uygun olmayan bilinçsiz reklamlar, tanıtımlar, yönlendirmeler... Yasal boşluklar var. Tabipler Birliği'nin sözü dinlense ya da jenerik ilaç yazılsa bunları tartışmamıza belki gerek kalmayacak. Ama böyle boşluklar olduğu zaman herkes kendi senaryosunu yazıp kendi filmini çekiyor. O nedenle kemik erimesini önleyici ilaçları, gerçekten, patolojik olarak kemik erimesi olan kişilerin kullanması gerekir. Hasta olup olmadığını bilmeden, sadece benim yaşım geldi, menopoza girdim, kemik erimem başlamıştır, ben bu ilaca mahkumum şeklinde bir düşünce oluşuyorsa kişi büyük yanılgıdadır.
İnsanın kendi doğal savunma mekanizmalarını kırmak, sonuçları vahim olacak büyük bir hatadır. Doğal olarak sahip olduğumuz mekanizmaları güçlendirmek yerine kimyasal ilaçlara niçin öncelik verelim? Üreticiler ilaçlarını öyle pazarlıyorlar ki kişiler bunu kendileri, gönüllü olarak alıyor. Bu haysiyetsiz global deneyin denekleri olmak istemiyorsanız sevdiklerinizi uyarın.

Yaklaşık 10 yıldır tamamlayıcı doğal tıp konularında (ayurvedik tedavi, meditasyon, bitkisel tedavi, hipnoterapi gibi) çalışmalarını sürdüren Yard. Doç. Erol Ergüler, 500 milyar dolarlık sağlık sektöründe dönen dolapları anlattı.

Menopoz bir hastalık olarak kodlandı son zamanlarda. Menopoz hastalıksa dünya kuruldu kurulalı bütün kadınlar ya hasta ya da potansiyel hasta mı oluyor?

Menopoz kimi çevrelerde gösterildiği, kimi mesajlarda verildiği gibi bir hastalık değildir. Menopoz çağında hastalıklar vardır. Herkesi menopoz dönemine girecek diye potansiyel hasta görüyorsanız burada bir art niyet söz konusudur. Sağlığa ve etiğe aykırı bir durum vardır.
Menopoz östrojen kaybı olarak tanımlanınca, bu maddenin eksikliğini tamamlama işi, yani ilaç satışı meşrulaştırılmış oluyor. Öte yandan bu hormon ilaçlarının meme kanserine, kalp krizine, vs.'ye yol açtığı gizleniyor.

Mesela tansiyonda da aynı şey var. Tansiyonun sınırları daha aşağıya çekildi eskiye göre. Daha aşağıya çekilince bu sefer tansiyon ilacı kullanması önerilen insan sayısı birdenbire üç katı arttı Amerika'da. Bir gecede şüpheli tansiyon hastası grubu üç kat büyüdü. Bunlar tıbben kabul edemeyeceğimiz şeyler. Şu an piyasada satılan ürünlerin kendisi yanlış değil. Ama ilacı kullanmaması gereken kitleye kullanmasının empoze edilmesi çok yanlış.
İlaç firmaları, Tabipler Birliği, Sağlık Bakanlığı, herhangi bir üniversitedeki bir grup bilim adamı başka başka şeyler önerebiliyor. İlaç kullanımı konusunda kime inanacağız?
Burada yapılması gereken şey, suistimalleri, art niyetleri ortaya çıkarmak. Herkes kendisine göre bir otorite olursa, kurumların işbirliği olmazsa, bütünlük oluşmazsa bu deprem devam eder. Menopoz konusunda ilaç kullanan kişilerin yarıdan çoğu doktoruna danışmadan alıyor.
Bir sağlık ocağına gidin. Menopoz ilaçlarının yazılmasına bakın. Herkes sağlık karnesini getirir, 'Benim şu ilacım bitti bunu alacağım, devam edeceğim' der. Ve çoğu hasta kendi kafasından devam eder. Başlangıçta doktor belki bir süre için vermiştir ilacı; ama kişi yönlendirmelerin etkisinde sürekli almaktadır.
Çünkü bilinçaltı dolu bu kadının. Kendilerini falanca hastalığın tedavisine adamış ünlü şarkıcılar, artistler televizyonlarda, "Aman sakın ihmal etmeyin ilaç almayı" diyorlar.
Sağlıkla ilgili otorite olmayan kişilerin söylediği sözlerde bir art niyet ve çıkar aramak lazım.

Bunun arkasındaki bilimsel gerçeği aslında insanın sorgulaması gerekiyor. Sorgulayamadığı ölçüde, cehaleti ölçüsünde yapılacak bir şey yok burada. Menopoz konusunda bizim önerimiz şu: Öncelikle, hastanın hekimine tam olarak güvenmesi lazım. Kesinlikle tetkikleri yapmadan kafasına göre ilaç almaması lazım. 'Yaşım geldi, benim menopoz dönemim geldi. İlaç alayım' diye bir düşünce olmaması lazım. Kişiler, bire bir hekimlerinden çok diğer etkileşim alanlarından etkilenerek kendi kafalarına göre ilacı kullanmakta. Türkiye'de etkin takip sistemi olmadığı için oradaki doktor, 'Ha bunun gittiği uzman var, istemiş. Ama ilacı yazdırmak için bana geliyor Emekli Sandığı'ndan. O zaman kırmayayım yaşlı teyzemi yazayım' diyor, yazıyor.
Ama siz asla 'menopoz ilacı almayalım' demiyorsunuz...

Tabii, ergenlik çağındaki bir kızda östrojen seviyesi farklıdır, doğurganlık çağındaki kadında farklıdır, menopoz dönemindeki kadında farklıdır. Her yaşın kendi içerisindeki normal değerlerin çok dışında olan özel durumlarda eksiklik neyse, ne gerekirse onun yapılması lazım. Çocuk da şeker hastası olabilir, erişkin birisi de, gebe birisi de, astımlı birisi de şeker hastası olabilir. Menopozdaki birisi de, yaşlı birisi de şeker hastası olabilir. Hepsindeki yaklaşım farklı şekildedir. İlaçlar ve cihazlar insan sağlığı için üretiliyor. Ama ben bu ilacı madem ürettim, buna hedef olan kitle on kişiyse yüz kişiye çiklet gibi bunu satayım diye, yasal ve etik boşlukları daha üst düzeyden denetleyen çokuluslu bir sistem varsa orada durmak lazım. 'Aa bak şu ülke başıboş, şu ülkeye de şunu uygulayalım da birkaç milyon dolar da buradan kazanalım' dendiği takdirde bize ancak konuşmak düşüyor.

Durmadan normal değerleriyle oynanan yüksek tansiyon bir hastalık mıdır? Yoksa kalp krizi, felç vs. hastalıklar için bir risk faktörü müdür?
Tansiyon normal bildiğimiz sağlıklı, atletik, sporunu yapan genç bir insanda 12'ye 8'dir. 7'de olursa, 9'da olursa fena değil. 12 olan tansiyonumuz da 10 buçuk ile 13, 14 arasında olursa yine normaldir. Biraz yüksek çıkarsa 'Acaba heyecanlandınız mı, korktunuz mu, merdiven mi çıktınız, üşüttünüz mü, bir sıkıntınız mı var?' diye düşünülebilir. Yani o an heyecanlanmıştır, doktorun muayenesine ilk defa geliyordur, tansiyonu yüksektir. Sonraki normal çıkar. Öteki türlü de ölçtükleriniz neye bağlıdır? Tok karnına, aç karnına rahatken, gevşekken farklıdır. Bir kardiyolog ve dahiliye uzmanının yönlendireceği şekilde kalbi dinlenir, elektrosu çekilir, kanda tansiyonu yükseltici bir madde var mı ona bakılır, bu şekilde tetkiklerden sonra tansiyon yüksekliği varsa probleminin çözülmesi lazım. Şimdi günlük yaşantımıza bakıyoruz, birisi komşusuyla kavga ediyor evdeki aletle tansiyonu ölçülüyor, yüksek çıkınca gidip eczaneden ilaç alınıyor. Veya bir polikliniğe girilip ona bu tetkikler yapılmadan 'al şu ilacı kullan, şu kadar süre sonra gel' deniliyor. Bu yasal ve etik boşlukları da promosyona dayalı uluslararası sistem dolduruyor. Üreticiler ilaçlarını öyle pazarlıyorlar ki kişiler bunu kendileri, gönüllü olarak alıyor.

Doktorlarla ilaç şirketleri arasındaki ilişkileri düzenleyen yasa var mı?

Yok. Sadece Sağlık Bakanlığı'nın haziran ayında ilaç firmalarının doktorları ziyaret saatiyle ilgili bir genelge yayınladığını biliyorum.
Size göre ilaç represantları doktorun yanına girebilmeli mi?

Kesinlikle girmemeli. Ama ilaç firmalarının yaptığı ilacı sadece hekime tanıtması gerekiyor. Bir doktora bir ilacı, bir pazarlamacı hangi bilimsellikle tanıtabilir? Daha bilimsel yollar denenmeli.

İlaç firmaları fakirlerde görülen hastalıklar için çaba göstermiyor sanki?

Mesela girin internete, tüberküloz hastaları için hiçbir sponsorluk, hiçbir destek, hiçbir kongre, hiçbir faaliyet göremezsiniz. Çünkü tüberküloz fakir hastalığıdır. Para veremez, alamazsınız zaten ondan bir şey. Verem savaş dispanserine gidersiniz ilacınızı alırsınız. Onlarla ilgili hiçbir promosyon, hiçbir tanıtım yapılmaz. Ama işte menopoz denince herkes ayağa kalkar. Kolesterol deyince herkes hoplar zıplar. Biraz da tüberküloz pistinde dans etsenize. Bu arada sivil toplum örgütleri gerçekten iyi bir şey yapmak istiyorsa tekrar hortlayan tüberkülozla ilgilensin.

Niye ilgilensin ki! Çocuklarda 'dikkat eksikliği sendromu' diye bir şey uydurulmuşken, sınav problemi olan bütün çocuklara ilaç satmak varken, üreticileri kazançlarıyla yetinmezken, çocukluğun en fazla 10 yıl sürdüğünün farkına varıp, 'yahu ben yetişkinlere de dikkat eksikliği sendromu ilaçları üreteyim' derken� Bu toplum nasıl toplayacak dikkatini hocam?
Sağlık Bakanlığı'nın halkı bilgilendirmeye daha aktif bir şekilde zaman ayırması lazım. Hem kuruluş bünyelerinde hem de internet sitesinde, bu bilgileri çok daha detaylı, anlaşılır, uyarıcı biçimde vermesi lazım. Mağdur durumda olan kişi en azından Sağlık Bakanlığı'nın sitesine girip doğru bilgiyi oradan almalı. Üniversitelerin de yine aynı şekilde bilgilendirme sitelerini oluşturmaları gerekiyor. Çoğu üniversitenin web sitesinde o ayın yemek listesi bile yayımlanıyor personel için, ama hastaları uyarıcı bilgi fazla bulamazsınız. Bakın kolesterol düşürdüğü iddia edilen bazı gıdaların reklamlarının yasaklanması gündemde. Sanayi Bakanlığı ile firmalar tartışıyor, acaba vatandaş bu konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı'ndan veya diğer kuruluşlardan, üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından aydınlatıcı ve doğru bilgi alabiliyor mu?
Kolesterol ilacından insanlar öldü
FDA (Food and Drug Administration) diye bir kurum var. İlaç ve gıda konusunda en büyük otorite. Kitaptan öğrendiğime göre oradaki karar vericilerin çoğu özel ilaç firmalarından maaş alıyormuş.

FDA, Amerikan hükümetinin sağlıkta en önemli kurumudur. Bütün ilaçların ruhsatı FDA tarafından verilir. O vermedikçe de diğer ülkeler bunu almazlar ve ithal etmezler. Çünkü gümrük sizden FDA onayını ister. FDA'nın çeşitli komisyonlarında bilirkişi olarak görev yapan etkili dokuz kişiden sekizinin ilaç şirketleriyle mali ilişkide olduğu kitapta çok net gösteriliyor. Yüksek seviyede kullanılan ilk jenerasyon kolesterol ilaçlarından dolayı insanlar ölmeye başlayınca FDA ruhsatını iptal etti geçmişte. Kitapta hangi ilaçlar olduğu tarih ve isimleriyle yazıyor. Şimdi burada konu şu: İlaç sektörü insanlık için çok iyi buluşlar yapacak. İlaçlar üretecek. Ve bu ilaçları satıp para kazanacak. Bunlar hayır kurumları değil, özel şirketler. Dolayısıyla para getirecek ilacı üretmek için gayret sarf edecekler. Hayır için değil.

TV'deki sağlık programları eksik ve yetersiz
Bazı gazetelerde yanıltıcı reklamların yasaklanma haberleri "haksız rekabet" imasıyla verildi. Kimse bu ürünleri destekleyen Kalp Vakfı'nı sorgulamıyor. Televizyondaki sağlık programlarını izlerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Çok acele yapılan programlar olduğunu görüyoruz. O konuda hiç detaya girilmemiş, incelenmemiş, eksik olduğunu görüyoruz. Seyirci tüm detayıyla sağlıklı bir bilgi alamıyor. Bir ilaç, cihaz ya da hastanenin promosyonu yapılıyor gördüğüm kadarıyla. Dolaylı da olsa onun empozesi var.
Doktor Bey, ben sağlıklı olduğumu düşünüyorum. Acaba yeterince test yaptırmadım mı?!.

(Gülüyor) Çok güzel. Bu iyi bir slogan. Kitaptan almışsınız. İki insana elli tane test yaptınız. Biri birine uymayacaktır. Hangisi normal? Birine bozuk demeniz lazım, birine normal demeniz için. Beş yüz insanda da bunu yaptığınız zaman, her insanda mutlaka farklılıklar olur. Bu farklılıkları hastalık gibi gösterirseniz kişi der ki, 'madem ben hastayım, tedavi et'. Tedavi etmek için de ilaçlara ihtiyacınız var. Dolayısıyla önce insanların sağlıklı olduğu noktaları bilip onlara destek olabilir ve hasta olmalarına engel olmaya çalışırsak sağlık sektörü olarak bizler görevimizi yapmış oluruz. Hastalık haline gelmiş ciddi vakalar için zaten ilaçlar bellidir. Onlar kullanılır. Ama işte burada hastalık ortaya çıkmadan sadece hastalık ihtimali ortaya çıkmışken insanlara, 'fırsatını bulduk, bu ilacı satalım' demek tamamen büyük bir hata.

Sadece maddi sömürü değil bu, insanın acıyla baş edebilme kapasitesini de çökertmek oluyor sanırım.

Evet, insanın kendi doğal savunma mekanizmalarını kırmak da sonuçları vahim olacak büyük bir hatadır. Doğal olarak sahip olduğumuz mekanizmaları güçlendirmek yerine kimyasal ilaçlara niçin öncelik verelim? Kitabın önsözünde de belirttiğim gibi bu haysiyetsiz global deneyin denekleri olmak istemiyorsanız sevdiklerinizi uyarın.

Ben de zaten bu tavsiyeyi dikkate alarak geldim. Ben de okurlarımı uyarıyorum.

Erol Cihangir

1958 yılında Eskişehir'in Mihalıççık kazasında doğdu.İlkokul ve ortaokulu Mihalıççık'ta okuyan Erol Cihangir liseyi Adana'da okudu.Lise yıllarında Hergün ve Ortadoğu gazetelerinde muhabir olarak gazeteciliğe başladı.1985 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne giren Erol Cihangir, aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde yüksek lisans tezi olarak Sultan Galiyev ve Sömürgeler Enternasyonali adlı çalışmayı hazırladı.

Erol Cihangir,1987-1990 yılları arasında Türkistan dergisinin yazı işleri mürülüğünü yaptı.

1991-1992 yıllarında Tataristan'ın başkenti Kazan'da bulunan Kazan Devlet Ünivesitesi'nde öğretim görevlisi olarak bulundu.Bu dönemde Rusya, Azerbaycan, Başkırdistan, Dağıstan, Sibirya ve Makedonya'da incelemelerde bulundu.Türkiye'ye döndükten sonra bir süre Sivas Demir Çelik İşletmelerinde çalıştı. Bu sırada 5 yıl süreyle Türk Diplomatik dergisinin sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

Moskova İlimler Akademisi'nde başladığı doktora çalışmasını yarım bırakan Erol Cihangir, halen Belçika'da Hür Brüksel Üniversitesi Siyaset Bilimi kürsüsünde yeniden akademik çalışmalarına devam ediyor.Turan Kültür Vakfı Yayınları'nın editörlüğünü de yürüten Cihangir, gazete ve dergilerde neşredilmiş makale, inceleme ve mülakatlarının dışında, grafikerlik, editörlük, redaktörlük görevleri de yaptı.

ESERLERİ

Sultan Galiyev ve Sömürgeler Enternasyonali
Erol Cihangir
İrfan Y.

Çalışma sahası olarak seçtiğimiz "Sultan Galiyev ve Koloniler Enternasyonali" tezi, 1917 Bolşevik Devrimi ile, devrimi takibeden yıllarda eylem ve kuramlarıyla bir dönemin adı olmuştur. Bolşevik Devrimi içinde ilk muhalefet hareketi olmanın ötesinde, Türk halklarının geleceği, sömürge ülkelerin Batı karşısında konumları ve Bolşevik Tarihi içinde de Sultan Galiyev adı uzun zaman kendinden söz ettirdiği gibi halen de söz ettirmektedir.
256 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x19,5 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9753710240; Dili:Türkçe



Papa Efrim'in Muhtıraları ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi
Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

"Papa Eftim'in Muhtıraları ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi" adını taşıyan bu çalışma 1970'li yılların ortalarında tanışıp, vefatına kadar çevresinde bulunduğumuz "Türk Ortodoks Patrikhanesi, Papa II. Eftim" Turgut Erenerol Bey tarafından anlatıldı ve tarafımızdan kaleme alındı. Bunların bir kısmı dönemin sürekli yayınlarında neşredildi. Daha sonra "Turgut Erenerol Bey'in vefatı üzerine patriklik makamına geçen III. Eftim Selçuk Erenerol Bey'in kontroluyla geçmiş yıllarda İstiklal Harbinde Türk Ortodoksları ve konu hakkında diğer çalışmalar taranıp, konunun ruhuna uygun gerekli tadilat ve ilaveler yapılarak Erol Cihangir tarafından neşre hazırlandı....
Yayın Yılı: 1996; 322 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x19,5 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9757171166; Dili:TÜRKÇE



Yeni Çağ Türkistan Tarihi'nin Kaynakları ve Dr.Baymirza Hayit
Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

Henüz onaltı günlük evli iken Kızıl Ordu saflarında 2. Dünya Harbine katılmak üzere cepheye giden Baymirza Hayit, vatanına ve ailesine ancak elliiki yıl sonra dönebilecektir. Döndüğünde akrabalarından birkaç kişiyle, varlığından haberdar olduğu oğlu Bekmirza bir yıl önce ölmüştür. Acılar, ihanetler ve çetin mücadelelerle dolu bu hayatta onu ayakta tutan tek şey, herhalde inanmış bir adamın dervişçe gülümsemesi olsa gerektir. Böyle söylüyor Hayit'in sevgili dostu G. won Mende'nin eşi Koro won Mende. Ve devam ediyor... "ne zaman Mirza bey aklıma gelse onu hep gülerken hatırlarım. Onu başka şekilde düşünmem mümkün değil. Ve öyle sanıyorum ki onu hayatta tutan bu gülümsemesidir.Kendine yabamcı olan bir ülkede elli yıl yaşadı. Bu onun için çok zor olmalıydı ama, o içten gülümsemesiyle sadece kendi ayakta kalmadı, aynı zamanda ümitsizlik içinde olan dostlarına da bitmez bir destek ve yaşama gücü verdi."
Yayın Yılı: 2000; 136 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x21 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9757893285; Dili:TÜRKÇE


Dr. Baymirza Hayit Armağanı
Erol Cihangir/Rasim Ekşi
TURAN KÜLTÜR VAKFI

İÇİNDEKİLER
Yazar Yazı Sayfa
Turan Kültür Vakfı Milli Kahramanları Hatırlamak ve Baymirza Hayit 7
Ebulfez Elçibey Hocam Baymirza Hayit 11
Rasim Ekşi Türkistan ve Dr. Baymirza Hayit 15
Erdoğan Aslıyüce Dr. Hayit'e Vefa Borcumuz 19
Abdülkadir Donuk Baymirza Hayit Hocam 21
Mehmet Saray Dostum Baymirza Hayit 25
Erol Cihangir Dr. Baymirza Hayit'in Hayat Hikâyesi 27
Hacı Yakup Anat Doğu Türkistan mı, Uyguristan mı? 105
H. Emel Aşa Kazak Türklerinin İlk Milliyetçi Dergisi 111
Hakan Coşkunaslan Türkistan Bağımsızlık Tarihinde Münevver Kari ve İttihat Terakki 119
Kemal Çapraz Türkistan Hatıraları'nın Neşri ve İsa Yusuf Alptekin 137
Yusuf Gedikli Adil Hikmet Bey ve Asya'da Beş Türk 147
Ahmet Kabaklı Enver Paşa Basmacılar ve Baymirza Hayit 155
Timur Kocaoğlu Türkistanlı Göçmenlerin Siyasi Faaliyetleri Tarihine Bir Bakış 159
Cihangir Muhammed Baymirza Hayit'in Derdi ve Rusya'nın Son Provakasyonlarıl 183
Mirhasan Osmanov Sovyetler Blriğindeki "Sovyet Araştırmacılarının" Tenkid Edilmeleri Hakkında 189
Abdurrahim Polat Baymirza Hayit ve Büyük Türkistan 195
Michael Rywkin Survival of Soviet Features Post-Soviet Turkestan 201
Suphi Saatçi Dar Ağacında Sallanan Bayraklar 211
M. A. Taşkın Türklüğün Beşiği Olan Afganistan ve Oradaki Türkler 215
Arslan Tekin Bizim Diyar Özbekistan 233
Yusuf Nejat Turan İran Türkmenleri 255
Lokman Uzel 1905 Yılında Kazakeli'nde Başlayan Alaş Orda Hareketi ve Alaş Partisi

Enver Paşa
Abdullah Recep Baysun
Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

"İdeallerinizi gerçekleştiremiyorsanız, gerçeklerinizi idealleştirin" diyerek "Turan Barışı" için yola çıkan Enver Paşa Hazretleri -Paşam başaramazsanız ne olur? Serzenişine karşılık O'nun, "-başaramazsam öleceğimi biliyorum hiç olmazsa ölümümle Batı Türklüğü ile Doğu Türklüğü arasında manevi bir bağ olurum" dediği üzere gerçekten Enver Paşa Turan yolunda şehit olarak Batı ile Türkistan (Asya) Türklüğü arasında muhkem ama bir o kadar da narin ve nezih bir bağ olmuştur.
Yayın Yılı: 2001; 208 sayfa; 3.HAMUR; 14x21 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9757893323; Dili:TÜRKÇE


Rauf Denktaş Armağanı
Erol Cihangir-Yakan Cumalıoğlu

Devrime Adanan Yürek Molla Nur Vahidof
Erol Cihangir


Mustafa Çokay'ın Hatıraları
Maria J. Çokayeva
Erol Cihangir
TURAN KÜLTÜR VAKFI

19. asrın sonlarında (1890) Sır Derya boylarında, Kırgız bozkırlarında dünyaya gelen Mustafa Çokayoğlu, hemen hemen bu son asrın son çeyreğinde ünlenen büyük Türk birlikçi Türk münevver ve dava adamlarından biridir. Soyu Harzemlere kadar uzanan fakat, Türk medeniyetinin uzun suskunluğu geçip, ardından Rus esaretine düşen bugünkü Kazakistan toprakları içinde bulunan Akmescit'ten çıkıp, uzun ve meşakkatli Türkistan davasını omuzlayıp, o dava ile ölen Mustafa Çokay Bey'in siyasi ve şahsi hayatı da, belki pek az faniye nasip olacak çok geniş ve ilginç bir entellektüel muhite sahip olması da o kadar dikkate şayandır. Türkistan milli mücadelesi için yola çıktıktan kısa bir süre sonra, için de yaşadığı zamanın ve gelecek zamanlara damgasını vurmakla ünlü Kazan Türk'ün Sultan Galiyev'le birlikte ilk olarak Türk birlikçi "Türkistan Birleştiği" (Türkistan Birliği) adlı teşkilatı kurduktan sonra tıpkı Sultan Galiyev gibi mazlum müslüman milletler başta olmak üzere, Kafkas halklarının tamamı Gürcüler, Osetinler, Kabardinler, Polonyalılar ve Ukraynalıların ölene kadar tek müdafi olur.
Yayın Yılı: 2000; 224 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x21 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9757893234; Dili:TÜRKÇE

Pearl-Harbor'dan Hiroşima'ya 1941-1945
Levon Panos Dabağyan
Erol Cihangir
KUM SAATİ YAYINLARI

Dünyayı kan ve göz yaşına boğan 2. Dünya Harbinin üzerinden bunca zaman geçti. Yeni Dünya Düzeninin haritasını çizen ve tarihini yazan galiplerdi. İnsanlığa, kırım ve katliamın tarihi galipler tarfından öğretildi. Galipler, beynelminel sermaye çevreleri ile, onun jandarmalığını yapan ABD ve yandaşlarıydı. İnsanlar, 2. Dünya Harbinde aynı zamanda büyük bir insanlık ayıbı olan soykırımla tanıştı. Hemen herkes, soykırım dendiğinde Yahudileri hatırlamakta hemfikirdir. Oysa, 2. Dünya Harbi'nin tek ve gerçek soykırım kurbanları Asyalı kahraman bir millet olan Japonlar olmuştur. Ne varki, tarihi hakikatleri ters yüz etmekte usta olan Yahudi ve Yahudi sermaye çevreleri yeni Dünya Düzenin mimarı olabilmek için Asya'nın bu milli gücünü kırmak zorundaydı. Bunun için insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en korkunç silâhı olan Atom'u Japonlar üzerinde denemekte tereddüt etmemiştir. İnsanlık için son derece utanç verici olan Atom Bombası denemesiyle, Japonlar teslim olduğunda, Asya'nın bu şerefli milletinin şerefine uygun hareket etmekten başka çaresi kalmamıştı. Pek çok ibret verici şeref sahnelerinden biri olan Amiral Ugaki'nin 24 Kamikaze uçağıyla yaptığı intihar dalışları bunlardan sadece biridir. İşte bu dalışlardan birisi: "Filo komutanı Amiral Ugaki, bir an Pasifik Okyanusunun uçsuz bucaksız enginliklerine baktıktan sonra, uçaklar arası telsizle hüzünlü fakat metin bir ifadeyle şu emri verdi:- Dikkat! Filo komutanından Filoya. Son görevinizi yapmaya hazır olun... Emrim: topyekün taarruz dalışıdır. Yaşasın İmparator. Başta Amiral Ugaki'nin uçağı olmak üzere, mesajı alan 24 uçaktan kurulu Kamikaze filosu, Pasifik'in sonsuz derinliklerine doğru pike yaptı. Vatanına ve geleneklerine son derece bağlı olan bu kahraman asker, emrindeki filo ile hayatına tam bir Kamikaze pilotu olarak son verdi. Bugüne kadar yazılan ve bilinen 2. Dünya Harp tarihlerinin tam tersine, fakat hakikatlerin çiğ parıltısını bu kitapta bulacaksınız.
Yayın Yılı: 2001; 375 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x21 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9758414089; Dili:TÜRKÇE

Ernst Arnold Egli

Avusturya kökenli İsviçreli mimar, kent plancı ve eğitimci.

Annesi Avusturyalı, babası İsviçreli olan Egli, mimarlık eğitimini Viyana Teknik Üniversitesi�nde yaptı. 1924�te aynı okulda öğretim üyesi oldu, bir yandan da kendi bürosunu açarak serbest mimarlık çalışmalarına başladı. 1927�de Maarif Vekâleti tarafından modern okul yapımı için danışman mimar olarak Türkiye�ye çağrıldı ve 1936�ya kadar süren danışmanlığı sırasında okul yapılarının program çalışmalarına katılmanın yanısıra birçok eğitim yapısını da projelendirip inşa etti. Hepsi Ankara�da bulunan, Musiki Muallim Mektebi (s. Devlet Konservatuvarı, b. Mamak Belediyesi; 1927-28), Erkek Ticaret Lisesi (1928-30), İsmet Paşa Kız Enstitüsü (b. Zübeyde Hanım Kız Teknik Ok., 1930), Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni, Anatomi-Patoloji, Şarap ve Süt Enstitüleri ve Rektörlük Binası (1933), Mülkiye Mektebi (b. SBF, 1935), Gazi Lisesi (1936) ve ayrıca İstanbul Üniversitesi Botanik-Zooloji ve Anatomi-Patoloji Enstitüleri danışmanlık döneminin yapılarıdır. 1930�da İGSA (b. MSÜ) Mimarlık Bölümü�nün eğitim programını yeniden düzenlemekle görevlendirilen Egli, Almanya�daki mimarlık eğitimini temel alarak yeni bir örgütlenme gerçekleştirdi ve akademinin öğretim kadrosunda görev aldı. Mimar Vedat Tek �in akademiden ayrılması üzerine tasarım atölyesini devralarak öğretimin ana yönelimini I. Ulusal Mimarlık�tan Akılcı-İşlevsel mimarlık anlayışına döndürdü. İGSA�da ilk Şehircilik Enstitüsü�nü de kuran Egli Türkiye�de döneminin öteki yabancı mimarlarından daha derin ve önemli bir etki yarattı. Uygulamalarının da örneklediği ve desteklediği öğretim görevine bağlı olarak bu etki sessiz ancak yaygın, öğretici ve kalıcı oldu. Ders ve yazılarında, yüzeysel bir aktarmacılık yerine Türkiye�nin koşullarını ve birikimlerini gözeten, çevre kaygısı taşıyan bir mimarlık önerdi, Anadolu mimarlığının bilimsel olarak araştırılmasına ve Milli Mimari Semineri�ne önayak oldu. Ayrıca Mimar Sinan üzerine ilk bilimsel çalışmayı da yaptı. 1936-40 arasında Türk Hava Kurumu başmimarı olarak çalışan ve kurumun yönetim binasıyla Etimesgut Havaalanı�ndaki bazı binaların tasarımını da yapan Egli, aynı yıllarda Edirne, Balıkesir, Niğde ve bazı küçük kasabaların imar planlarını hazırladı. Egli�nin Türkiye�deki öteki yapıları arasında Ankara�daki Sayıştay Binası (1928-30), Irak ve İsviçre Büyükelçilik Binaları (1936-38), F. Bulca Evi�yle (1936) İstanbul�daki R. Devres Evi (1932) dikkate değerdir.

Egli�nin yapıları Modernist ve Pürist mimarlığın başarılı örnekleri olarak nitelenir. Gösterimci ve anıtsal tasarımları dışlayan ve gelişmekte olan bir ülkenin yeğlemesi gereken gerçekçi yaklaşımı arayan Egli mimarlığı, özellikle eğitim yapılarında ekonomik modeller ortaya koydu. Bu ekonomi, yapıların yalnız pahalı olmayan gereç seçimlerinde değil kayıp alanları bulunmayan plan ekonomilerinde de görülmektedir. 1937�de İsviçre uyruğuna geçen Egli, Türkiye dönüşü Zürih Teknik Üniversitesi�nde (ETH) kent planlama kuramı ve tarihi dersleri vermeye başladı, 1947�de profesör oldu. Bu görevini 1963�e kadar sürdürdü. Egli�nin Türkiye dışındaki tasarım ve uygulamaları arasında Viyana�da gerçekleştirdiği tek evler, apartman ve toplu konutlar (1919-27); Lübnan�da Beyrut ve çevresinin imar planları, Beyrut ve Sayda�da ilkokullar (1947-51); İsviçre�de Furttal Eğitim Sitesi bulunuyor. Egli�nin �Şehirciliğin ve Memleket Planlamasının Esasları� (1957), �Geschichte des Städtebaues� (1959-67), �Sinan, Baumeister der Osmanischen Glanzzeit� (1976) gibi kuramsal çalışmaları da yayımlandı.

Egli, Türkiye�ye bir kez daha 1953-55 arasında BM Teknik Yardım Örgütü görevlisi olarak geldi; kent ve bölge planlama konularında çalıştı, konferans ve seminerler verdi.

Kaynak:
A. Batu; "Egli, Ernst Arnold", Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, C.1, s.503, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 1997

Ernst Hirsch

Prof. Dr. Ernst Hirsch, 1902 - 1985 yılları arasında yaşayan Alman asıllı, ancak 1943 yılında Türk uyruğuna geçen önemli bir hukukçudur. Hirsch, bilimsel anlamda, Türk hukukunun her alanında aynı derecede mükemmel etkinliklerde bulunmuştur. Bir çok yasanın kodifikatörü olan, Hirsch Ticaret yasasının oluşturulmasında çok büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle Medeni Yasa ile Ticaret Yasası arasındaki ikilik bu bilim adamının dahiyane katkılarıyla giderilmiştir. �Atatürk Yasası� nın hazırlanmasını (1951) sağlamıştır. Bu yasa ile sadece, çağdaş Türk Devletinin kurucusu değil, fakat aynı zamanda onun fiziksel anısı olan heykeller de, ceza hukukunun yaptırımlarına bağlanarak korundu. Türk yurtdışı ve Türk profesörü olan Hirsch ülkemizin unutulmazları arasındadır. �Pratik Hukukta Metod� isimli eseri hala tüm hukukçu ve öğrencilerin başucu kitabıdır.

Erdoğan Merçil

Prof. Dr. Erdoğan MERÇİL
25.02.1938 yılında İstanbul'da doğdu.
1961 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ortaçağ Tarihi Kürsüsü'nden mezun oldu.1963 yılında aynı üniversitenin Ortaçağ Tarihi Kürsüsü'nde asistan oldu.
1969'da doktor, 1973'de doçent, 1980'de profesör oldu. Bu süreler içinde İran, İngiltere ve Almanya'da araştırmalar yaptı. Fakülte yönetiminin çeşitli kademelerinde Anabilim Dalı ve Bölüm Başkanlığı ile Dekan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Üniversitesi Eebiyat Fakültesi Ortaçağ Tarihi Öğretim Üyesi olarak görevine devam etmektedir.
Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü
Bildiği yabancı diller: İngilizce, Farsça
Kitapları:
Fars Atabegleri Salgurlular. Ankara 1975. 2 baskı Ankara: TTK, 1991.
Ahmed b. Mahmud, Selçuk-Nâme,I-II. İstanbul 1977.
Kirman Selçukluları. İstanbul: Kültür Bakanlığı, 1980.
Kirman Selçukluları. Ankara: TTK, 1989.
C.Bosworth / İslâm Devletleri Tarihi ( çeviri: M. İpşirli ile beraber). İstanbul 1980.
Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,1985. 2. baskı Ankara: TTK, 1991.
Gazneli Mahmûd. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1987.
Gazneliler Devleti Tarihi. Ankara: TTK, 1989.

Erdal inönü

1926 yılında Ankara�da doğdu.1947 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü�nü bitirdikten sonra Amerika�da doktora yaptı.1956�da doçent, 1961�de profesör oldu.Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi ve Boğaziçi Üniversitesi�nde öğretim üyeliği, 12 mart 1971 öncesi teröreylemlerinin önemli bir odağı olan ODTÜ�de rektörlük yaptı. Sohtorik ailesinden Sevinç Hanım�la evli olan Erdal İnönü ingilizce ve fransızca biliyor.

1983 yılında SODEP Genel Başkanı olarak siyasete giren İnönü, 1985 yılında SHP Genel Başkanı seçildi.1991�de Süleyman Demirel başbakanlığında kurulan DYP-SHP hükümetinde Başbakan Yardımcılığı yapan Erdal İnönü, bilahare aktif siyasetten ayrılarak SHP ve sonra CHP�nin Onursal Başkanlık sıfatını taşıyordu.

Deniz Baykal�ın CHP�nin eski çizgisini tasfiye kararı üzerine bir kısım arkadaşıyla birlikte CHP�den istifa etti.31 Ekim 2007 tarihinde ABD'nin Houston şehrinde öldü.


ESERLERİ

Anılar ve Düşünceler III.Cilt
Erdal İnönü
Doğar Kitapçılık

"....Bugün Türkiye'deki üniversitlerde bilimsel özerklik yoktur. Anayasa'nın kabul etmedeği idarî özerklikten söz etmiyoruz. Anayasa'nın istediği bilimsel özerklik yoktur. YÖK yetkilileri bu konuda sürekli yanlış bilgi vermektedirler. İnsanlığın yüzyıllar boyunca süren arayışı ile bilimsel çalışmanın ne olduğunu bilenler Türkiye'de vardır. YÖK yetkililerinin bütün oyun ve engellemelerine rağmen Türk üniversitelerinde özerkliğin gerçekleştirilmesi için çalışmaya devam edeceğiz..."
28 Aralık 1984'teki demecinden
"...SODEP, siyasal tarihimize, Türkiye'de 1980-1983 ara döneminden sonra demokrasinin yeniden kuruluşunda önderlik etmiş ve sosyal demokrasinin yolunu açmış bir parti olarak geçecektir. Hepimiz SODEP'te görev yapmış olmanın onurunu daima taşıyacağız..."
3 Kasım 1985'teki kurultay konuşmasından

Yayın Yılı: 2001; 501 sayfa; İTHAL; 14x23 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9756612029; Dili:TÜRKÇE


HAKKINDA YAZILANLAR

2. İnönü Hikayeleri
Ümit Aslanbay
Bilgi Yayınevi / Yeni Mizah Dizisi


GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

İnönü Başarı Şansını Ölçtü
Şamil TAYYAR
Sabah 15 Mayıs 2001

Solda yeni parti için hazırlık yaptığı konuşulan Erdal İnönü, bazı kamuoyu araştırma şirketi yöneticileriyle görüşerek siyasetteki olası başarı şansını ölçtü.
Yeni parti liderliği için yoğun baskı altında kaldığını belirten İnönü, son kamuoyu yoklamalarını gözden geçirdi. İnönü, kamuoyu araştırma şirketleriyle görüşerek iki soruya yanıt aradı: 1. Yeni parti kurarsam başarı şansı nedir? 2. Bensiz yeni partinin başarı şansı nedir?
Bu sorulara araştırma şirketlerinin, yanıtları işe şu temel noktalarda toplanıyor:
* Solda Kemal Derviş ve Erdal İnönü ismi öne çıkıyor. Şimdilik Derviş'in popülaritesi daha yüksek ancak zaman içinde yıpranabilir.
* İnönü olmadan etrafındaki arkadaşlarının kuracağı yeni partinin pek şansı olmaz.
* İnönü'nün Derviş'i yakalayabilmesi için merkez solda daha kavrayıcı bir yapı oluşturması gerekiyor.
* ABD, önümüzdeki dönemde de sol bir ismi Başbakan olarak görmek istiyor. Çünkü gelir grupları arasındaki uçurumun toplumda yarattığı tahribatı sol partiler giderebilir.

Enis Öksüz

TARSUS - 1946, Salim, Dudu - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, Aynı Fakültede Master ve Doktora - İngilizce, Fransızca - Prof.Dr., Öğretim Üyesi - Başbakanlık ve Ulaştırma Bakanlığı Müşavirliği, Etibank Yönetim Kurulu Üyeliği, Yüksek Hakem Kurulu Üyeliği, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi - Ulaştırma Bakanı - Evli, 2 Çocuk.Öksüz siyasi hayatına BBP'de devam etmektedir.

HAKKINDA YAZILANLAR

Öksüz: Başladığım işi yüz akıyla bitirdim
Hürriyet 22 Mart 2001

Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz "Yüz akıyla başladığım bir işi, yüz akıyla bitirmenin mutluluğunu duyuyorum" dedi. Öksüz, Aria'nın hizmete girmesi dolayısayla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Aria'nın GSM 1800 lisansının KDV dahil 3 milyar dolar bedelle verildiğini hatırlatarak, "Bunun önemli bir anlamı vardır. Sıfır faizle 3 milyar dolar ülkeme girmiş demektir. Yapılacak yatırımlar ve işletme sermayesi ile önemli bir yabancı sermaye akımının Türkiye'ye geldiğini ifade etmek istiyorum" dedi.

Aria'nın hizmete girmesinde emeği geçen çalışma arkadaşlarına ve İş-Tim yöneticilerine teşekkür eden Öksüz, "Bunlar bir dünya rekoru kırdılar. 1800'lü telefonlarda bir dünya rekoru kırdılar" diye konuştu.Öksüz, İş-Tim'e ait imtiyaz sözleşmesinin 27 Ekim 2000'de imzanalandığını hatırlatarak, şunları söyledi: "Bu tür hizmetlerin ve daha nicelerinin yüce Türk milletine layık bir hizmet olduğu kuşkusuzdur. Yüz akıyla başladığım bir işi, yüz akıyla bitirmenin mutluluğunu duyuyorum. Sayın Başbakanımıza verdiğimiz Mart ayı içindeki sözümüzü de gerçekleştirmiş olmanın ayrıca mutluluğunu duymaktayım. Böylece ikisi 900, ikisi de 1800 Mhz bandında çalışan bir ve ikinci jenerasyon mobil haberleşme hizmetlerinin ülkemizde 4 işletmeci tarafından sunulması sağlanmıştır. Bu durumda anılan hizletlerin tam bir rekabet ortamında halkımızın istifadesine sunulması hedefimiz de gerçekleşmiştir. Bundan sonra rekabet şartları, fiyatı büyük ölçüde etkileyecek. Ve halkımızın daha ucuz, daha kaliteli, daha süratli haberleşmesi de gerçekleştirilmiş olacaktır."

Bakan Öksüz, gelişen teknoloji çağında bu hizmetlerin yetmeyeceği ve yeni nesil haberleşme sistemlerinin gerekeceğinin çok yakın bir gerçek olduğunu vurgulayarak, literatürde UMTS, 3G gibi isimlendirmeler mevcut bulunmakla birlikte mevcut sistemlerle uyumlu çalışabilecek olan sistemlerin seçimi ve ihaleye çıkılması çalışmalarının Bakanlığı'nca yapılmakta olduğunu bildirdi.

Ulaştırma Bakanı Öksüz, mevcut şirketler ve ilave şirketlerin modern teknolojinin en son safhalarını yakalamak istediğini, ülkemizde daha kaliteli hizmet vermeye devam edeceklerini de vurgulayarak, "GSM 900'ün yanında GSM 1800 sitmtemlerinin yurtiçinde baz istasyonları ile yaygınlaştırılması, mobil data ve mobil internet talebinin izleneceği bir süreç olarak değerlendirilebilir" dedi.

Öksüz, bu hizmetin kalitesinde uygun şartlarda, uygun yerlerde, baz istasyonlarının yaygınlaştırılmasının gerekeceğine dikkat çekerek, "Dünyada da bu şekilde bir gerçek vardır. Bu konunun daha iyi bir şekilde değerlendirileceğini umut etmekteyim" diye konuştu.

Bakan Öksüz istifa etti
Milliyet 17 Temmuz 2001

Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, bakanlık görevinden istifa etti. Ulaştırma Bakanlığı'na Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu vekalet edecek.
Öksüz'ün istifası, Ulaştırma Bakanlığı'na da Sanayi ve Ticaret Bakanı Tanrıkulu'nun vekalet edeceğine ilişkin kararname, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunuldu.

Emre Kongar

1941 yılında İstanbul�da doğdu.Şişli Terakki Lisesi�ni (1959), Siyasal Bilgiler Maliye İktisat Şubesi�ni (1963) bitirdi. Michigan Üniversitesi�nden Sosyal Çalışma Master�ı aldı (1966). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu�nu kurdu ve müdürü oldu (1968). Hacettepe Üniversitesi�nde Doçent (1976) ve Profesör (1981) oldu. Bir süre Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü�nde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi (1976-1982). 1980 Askeri yönetiminin üniversitelerdeki uygulamalarını protesto etmek (ve sakalını kesmemek) için üniversiteden istifa etti (1983). Bir süre Hürriyet gazetesinde danışmanlık yaptıktan sonra (1983-1987) 1987�de KAMAR Kamuoyu Araştırma A.Ş.�yi kurdu. Kültür
Bakanlığı müsteşarlığı yaptı. Şimdi Yıldız Üniversitesi�nde öğretim üyesi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı.

Çalışmalarında toplumsal değişme kuramlarını, Türkiye�nin toplumsal yapısını, değişme eğilimlerini inceleyen Kongar, Türkiye için kuramsal bir değişme modeli üretti ve özellikle sanat, kültür, demokrasi ve iletişim sorunları üzerine odaklaştı. Bilimsel çalışma ve yayınları yanında çok sayıda sanat edebiyat eleştirisi ve deneme de yazdı.

1977 TDK Bilim Ödülü�nü ve 1979 Sedat Simavi Sosyal Bilimle Ödülü�nü, 21. Yüzyılda Türkiye ile 1998 Aydın Doğan Bilim Ödülü�nü aldı.

ESERLERİ
İmparatorluktan Günümüze Türkiye�nin Toplumsal Yapısı (1985), Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği (1983), Kültür Üzerine (1989), Türkiye ve Kamuoyu (1992), Ben Müsteşarken (1995), Demokrasi ve Laiklik (1997), 21. Yüzyılda Türkiye (1998).Ayrıca bir deneme kitabı Yaşamın Anlamı (1987), bir de romanı var:Hocaefendi�nin Sandukası (1989).

Ben Müsteşarken
Emre Kongar
Remzi Kitabevi / Tarih Anı İnceleme Dizisi

Emre Kongar Hoca'mın "Ben Müsteşarken" adlı kitabı yatağımın başucunda duruyor. Bu kitapta merakla ve keyifle okunan anıları var. -Hıncal Uluç- "Ben Müsteşarken", devletin yapısını, Ankara bürokrasisinin, kültür, sanat çevrelerinin devletle ilişkisini anlatıyor. -Kürşat Başar- Hani kitaplar vardır, neresinden girersiniz bağlanıverirsiniz, elinizden bırakamaz olursunuz; işte o kitaplardan biri Prof. Dr. Emre Kongar'ın "Ben Müsteşarken" adlı yeni kitabı. -Melih Cevdet Anday-

Emre Gönensay

1937 doğumlu. Eğitimini yurt dışında tamamladı. Daha sonra Türkiye'ye gelerek Boğaziçi Üniversitesi'nde profesör oldu. Çeşitli özel kuruluşların ve bankaların yönetim kurullarında görev aldı. 1987'de Manisa'dan milletvekili adayı oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanı Başmüşaviri oldu. 1994 ve 1995 yıllarında Başbakanlık'da ekonominin koordinasyonu, Gümrük Birliği, boru hattı gibi konularda çalışmalarda bulundu. Yayınlanmış eserleri ve makeleleri var. İngilizce ve Fransızca biliyor.DYP-SHP Hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yaptı.

Emre Aracı

1968 yılında Ankara�da doğdu. 1987 senesinden beri İngiltere'de yaşamakta olan Emre Aracı, müzik derslerine küçük yaşta İstanbul'da Rana Erksan'ın piyano öğrencisi olarak başladı. Ciddi olarak müziğe yönelmesi on sekiz yaşından sonra liseyi bitirdikten sonra gerçekleşen Aracı bu dönemde kısa bir süre Gülseren Sadak ile piyano, Okan Demiriş ile teori ve I. Ionescu-Galati ile orkestra şefliği çalıştı. Londra'da gördüğü üç senelik ön lisans eğitiminin ardından 1990 senesinde kabul edildiği Edinburgh Üniversitesi Müzik Fakültesi'nden 1994'te BMus (Hons.) derecesi ile mezun oldu.

Doktora tezi Adnan Saygun

Lady Lucinda MacKay ve Inchcape Vakfı'ndan almış olduğu maddi destek sayesinde aynı kurumda doktora düzeyinde de araştırma yapan sanatçı, Ahmed Adnan Saygun - Hayatı ve Eserleri konulu bir tez yazdı.

Orkestra kurdu

Üniversitede kurduğu ve beş sene şefliğini yaptığı yaylı çalgılar orkestrası, Edinburgh University String Orchestra, ile İskoçya'nın çeşitli şehirlerinin yanısıra Paris'te de konserler verdi. Bu konserlerde Türk bestecilerinin eserlerini ve kendi bestelerini de idare etme fırsatını buldu.

Araştırmaları

Osmanlı İmparatorluğu'nda Batı Müziği konusunda da geniş araştırmaları olan sanatçının aralarında Boston Halk Kütüphanesi, İskoç Ulusal Portre Galerisi, Cambridge ve New York Üniversiteleri gibi kurumların da bulunduğu çeşitli yerlerde verdiği konferansların yanısıra The Musical Times, Cornucopia, Toplumsal Tarih, Orkestra ve Cumhuriyet Dergi'de de bu konuda makaleleri yayımlatmıştır.


Halen Cambridge'de yaşayan Emre Aracı, Cambridge Üniversitesi'nde Newnham Koleji'ne bağlı The Skilliter Centrc for Ottoman Studies araştırma merkezinde Türk Ekonomi Bankası'nın sponsorluğunda çalışmalarını sürdürmekte, bir yandan da 1998 yılında kurmuş olduğu The London Academy of Ottoman Court Music grubunun direktörlüğünü yapmaktadır.

Eserleri

Nigel Osborııe'un kompozisyon öğrencisi olan Aracı'nın besteleri arasında Elegy for Erkel (1993), Tevfik Fikret'in İskoçya'ya eğitim için gittiği oğlu Haluk'a yazmış olduğu Haluk'un Vedası şiiri üzerine bariton ve orkestra için Faremell to Haluk (1994), Marche funebre et triomphale (1995), keman konçertosu (1997) ve Türk Büyükelçisi'nin Merasim Marşı (1998) sayılabilir.

Emin Mahir Balcıoğlu

Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü, Mimarlık lisansüstü derecesini Torino Politeknik Okul�undan (İtalya) 1975, doktora derecesini ODTÜ, Mimarlık Fakültesi�nden 1983� de aldı. 1975 ile 1983 arası ODTÜ Mimarlık Bölümünde öğretim görevliliği yaptı, 1979 yılında Liége Üniversitesi�nde konuk okutmalık yaptı 1983 ile 1985 yılları arasında ODTÜ Mimarlık Fakültesi�nde yarı zaman öğretim görevliliği yaptı. 1983 ile 1986 yılları arasında Tourism Promotion Services kuruluşunun Türkiye Genel Koordinatörlüğünü yürüttü, 1986 yılından Ağa Han Mimarlık Ödülleri�nde, 1987 ve 1988 yıllarında Venedik�te Arsenal bölgesinin yeniden yapılanması projesinin yönetiminde görev aldı ve 1988 ile 1995 yılları arasında Ağa Han Kültür Fonu�nun farklı programlarında yöneticilik ve koordinatörlük görevleri üstlendi. 1996 yılından beri New York�ta kurulan Türk Kültür Enstitüsü�nün başkanlığını yürütmekte. 1997 yılında Sabancı Üniversitesi�nde danışman olarak çalışmaya başladı 1998 yılından beride Üniversiteye bağlı Sakıp Sabancı Müzesi�nin kurucu müdürlüğü görevini yürütmektedir. 1990 yılında TMMOB Mimarlar Odası Dış İlişkiler Komitesinde görev aldı. 1992 ile 1997 yılları arasında SANART, Türkiye�de Görsel Sanatları Destekleme Derneği�nin başkanlığını yürüttü.

Emin Bilgiç

1916'da Isparta'nın Şarkikaraağaç İlçesinde doğdu. Babası müderris-müftü Sadık Bilgiç, annesi müftü hacı, Said Efendinin kazı Kadriye Bilgiçtir.
İlkokulu 1929'da Şarkikaraağaç'ta, ortaokulu Yalvaç'ta bitirdi. Liseyi Konya, Afyon, Ankara'da okudu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin ilk mezunlarındandır. Sümeroloji, Assirioloji, Hititoloji, Arkeoloji tahsil etti. 1940'ta asistan oldu. 1943'de doktorasını tamamladı. 1949'da doçent oldu. 1952 sonundan 1954 mart ayına kadar İngiltere'de araştırmalarda bulundu. 1955'te profesör ve kürsü başkanı oldu. 27 Mayıs 1960'da 147'lere karıştırıldı. Almanya Halburg Üniversitesine gitti. Hamburg'da iken çıkarılan bir kanun üzerine tekrar DCT. Fakültesine döndü. 1966'da dekan seçildi. 10 yıl senatoda çalıştı. 1983'te kendi isteği ile emekli oldu. Fakat talep üzerine 10 yıldan beri kürsüsünde sözleşmeli çalışmaktadır.

1978'den 1983'de emekli oluncaya kadar, Sümeroloji ana bilim dalı başkanlığı ve Ön Asya Dilleri ve Kültürleri Bölüm Başkanlığı yapmıştır. 1975-1980 başı arasına ve 1980 yılı başından sonun kadar iki ayrı devrede ek görev olara Kültür Bakanlığı Müsteşarlığında bulunmuştur.

Prof. Bilgiç'in Türkçe, Almanca, İngilizce yazılmış yüzden fazla çeşitli konularda mesleki makalesi, bunlardan Fransızca ve Rusça'ya tercüme edilenleri var. Toynbee'nin "Dünya ve Harp" adlı kitabını da Türkçe'ye çeviren Prof. Bilgiç'in ayrıca kültür, eğim, milli ve içtimai konular üzerinde çeşitli dergi ve gazetelerde iki yüzden fazla yazısı ve araştırması yayınlanmıştır.
"Milli Kültür Davamız" ve "Maarif Davamız" adı ile üç yüz sayfanın üstünde iki kitabı yayınlanmıştır. "Milli Kültür" adıl kitabı Milli Kültür Vakfınca mükafatlandırılmıştır.

1925 ve sonralarında babasının Türk Ocakları Şarkıkarağaç şubesi başkanlığı döneminden itibaren Türk Ocakları ile ünsiyet peyda eden Emin Bilgiç, 1954 yılından sonra Türk Ocaklarını çeşitli kademelerinde görev almış ve 1973-1974 döneminde Genel Başkanlık görevinde bulunmuştur. Do günkü zor ve müşkül şartlarda Türk Ocakları Genel Başkanı olarak, bu milli kuruluşu büyük bir dirayetle yönetmiştir. Prof. Dr Emin Bilgiç, 21 Ocak 1996'de Ankara'da vefat etmiştir.

Emin Alıcı

HAKKINDA YAZILANLAR
DEÜ REKTÖRÜ ILICA HEMEN İSTİFA ETMELİ
www.haber10.com 28 Eylül 2006
MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Emin Alıcı'nın derhal istifa etmesi gerektiğini savundu.
Vural, yaptığı yazılı açıklamada, Rektör Alıcı'nın bugün bir gazetede çıkan ve rektör tarafından söylendiği iddia edilen �Keşke Anadolu Müslüman olmasaydı� şeklinde beyanları nedeniyle o makama yakışmadığını, derhal istifa etmesi gerektiğini iddia etti.
Rektörün açıklamalarının aynı zamanda Müslümanlık hakkındaki ifadeleriyle milletin tepkisini çeken Papa'ya da derin bir destek niteliğinde olduğunu öne süren Vural, şunları kaydetti: �Rektör bu son açıklamasıyla, son günlerde Türklüğe hakaret edilmesini suç olmaktan çıkarmak için TCK'nın 301. maddesinin kaldırılması konusunda yoğun çaba harcayanlara, milletimizin dinine ve Türklüğün Anadolu'da ilelebet yerleşmesini sağlayan, milletimizin gönlünde eşsiz bir yerde bulunan Fatih Sultan Mehmet'e yönelik hakaret dolu iddialarda bulunarak destek vermiştir.
Ele geçirdikleri makam ve mevkileri kullanarak milletimizin değerlerine saldıran bu zihniyet, aynı zamanda kimlik siyasetini de ortaya koymuştur. Amaç bellidir, hedef Türk milleti ve değerleridir. Yaptığı hakaret dolu açıklamalarla Türkiye üzerinde kötü emelleri olanların kervanına katıldığı açıkça görülen bu şahsın, İzmir'in kurtuluşunu simgeleyen Dokuz Eylül gibi bir üniversitenin başında olması çok büyük talihsizliktir. Yaptığı açıklamalar dolayısıyla özür dileyerek aziz milletimizin affına sığınması, bu mübarek ramazan günlerinde yapabileceği en hayırlı hareket olacaktır.�

Elisabeth Özdalga

Elisabeth Özdalga 1946 Göteborg (İsveç) doğumlu. Göteborg Üniversitesi'nde sosyoloji öğrenimi gördü, doktorasını da orada yaptı. 1983'ten beri ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde öğretim görevlisi. 1999-2002 arasında İstanbul'daki İsveç Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nü yürüttü. Son olarak Late Ottoman Society. The Intellectual Legacy [Geç Osmanlı Toplumu - Entelektüel Miras] adlı kitabın (Routledge Curzon, Londra, 2005) editörlüğünü yapmıştır.

23 Kasım 2007 Cuma

Ekrem Pamukçu

21 Nisan 1947�de Kerkük�te doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kerkük�te tamamladıktan sonra yüksek tahsilini yapmak üzere 1970�de Türkiye�ye geldi. 1970 - 1975 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi�nde, 1979-1984 yılları arasında ise aynı üniversitenin İlâhîyat Fakültesi Felsefe Bölümü�nde öğrenim gördükten sonra 1984 yılında bu fakülteden mezun oldu ve aynı fakültede 6 yıl okutman ve öğretim görevlisi olarak görev yaptıktan sonra 1986 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü�nde doktoraya başladı. 1991 yılında Tarih Doktoru unvanını kazandı. 1991 yılında Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü�ne yardımcı doçent olarak intisap etti. 1995 yılında aynı fakültede doçent oldu. 1999 yılında Gazi Üniversitesi Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ile Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı�na atandı. 2004 yılında profesörlük unvanını kazandı. Uzun yıllar Irak ve Türkiye�de Irak Türkmenleri�nin haklı davasını savundu. Bu süreçte Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği başkanlığını yürüttü. 12 yıl siyasî ve kültürel içerikli Kerkük Dergisi'nin genel koordinatörlüğü ve yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Son dönemde Irak Türkmen Meclisi Şura Üyeliği yaptı.

Bağdat�ta İlk Türkler adlı eseri Kültür Bakanlığı�nın başvurusu serisinde 1991 yılında yayımlanan Pamukçu�nun yine Kültür Bakanlığı�nca Irak Türkmen Şairi Nesrin Erbil adlı eseri yayımlandı. Başlangıçta Türk - İslâm İlişkis ile İlk Türk Âlim ve Mücahitlerinden Abdullah b. Mübarek adlı iki eseri de yayına hazır bulunmaktadır. Ayrıca Irak Türkmenleri�ne seslendiği Ey Türkmen Genci ve Ey Türkmen Kadını adlı iki eseri 2004 yılında yayımlandı. Londra, Berlin, Bakü, Üsküp, Lefkoşe, Irak ve Türkiye�de katıldığı pek çok uluslararası konferansta, ilmî ve siyasî tebliğler sundu. Pek çok ilmî ve siyasî dergide makaleleri yayımlandı. Ekrem Pamukçu, geçirdiği rahatsızlık sonucu 27 Ocak 2005 günü hayatını kaybetti.

Ekmeleddin İhsanoğlu

İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, 1943'te Kahire'de doğdu. İhsanoğlu'nun bilim tarihi, Türk kültürü, İslam dünyası ve Batı dünyası ilişkileri ile Türk-Arap ilişkileri hakkında değişik dillerde çok sayıda kitap, makale ve tebliği bulunuyor. İhsanoğlu, Mısır Ayn Şems Üniversitesi Fen Fakültesi'nden mezun olduktan sonra El Ezher Üniversitesi'nde akademik hayata başladı. Türk kültürünü küçük yaşta aile çevresinde tanıyan İhsanoğlu, Kahire Milli Kütüphanesi'nde ve Ayn Şems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Osmanlı kültürü ve edebiyatı ile ilgili araştırma ve eğitim çalışmaları yaptı.

1974'te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doktorasını tamamladıktan sonra, İngiltere'de Exeter Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yaptı. İslâm ve Batı kültürüyle yakından teması olan İhsanoğlu, 1984'te profesör oldu. Prof. İhsanoğlu, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi'nin genel direktörlüğünün yanı sıra İÜ Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölümü ile Türk Bilim Tarihi Kurumu'nun başkanlığını ve İÜ Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi müdürlüğü görevlerinde bulundu.

UNESCO ve Harvard Üniversitesi'ndeki görevlerinin yanı sıra millî ve uluslararası birçok bilim kurumunun üyesi olan İhsanoğlu, bilim ve eğitim tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı birçok ödül aldı. Prof. Dr. İhsanoğlu, Türkiye Devlet Üstün Hizmet Madalyası, Ürdün Birinci Derece İstiklal Madalyası, İKÖ Şeref ve Liyakat Sertifikası ile Mısır Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. İhsanoğlu, evli ve 3 çocuk babası.

GÜNDEM

İKÖ'nün ilk Türk genel sekreteri işbaşında
Zaman 29.12.2004

İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) başına ilk kez bir Türk geçti. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, dün Suudi Arabistan?da düzenlenen törenle genel sekreterlik görevini resmen teslim aldı.

Prof. İhsanoğlu, amacının İKÖ'yü uluslararası sorunların çözümü ve bölgesel reform çabalarının desteklenmesinde aktif bir konuma taşımak olduğunu söyledi. Türkiye, İhsanoğlu'nun başarısı için yanına bir büyükelçi ve müsteşar danışman ile malî yardım verecek. İhsanoğ- lu döneminde örgüt, Filistin seçimlerine gözlemci de gönderecek. İslam Konferansı Örgütü, 57 üyesiyle BM'den sonraki en büyük uluslararası yapıyı oluşturuyor.

İKÖ Genel Sekreterliği, Cidde'de dün düzenlenen törenle el değiştirdi. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Tunuslu eski Genel Sekreter Dr. Abdulvahid Belkeziz'den görevi devraldı. Türkiye iki kez aday gösterdiği genel sekreterlik görevini haziran ayında İstanbul'da yapılan oylamanın ardından kazanmıştı. Türkiye'nin örgüt bünyesinde reform sloganıyla katıldığı seçim, 35 yıllık İKÖ tarihinde de bir ilki oluşturdu. İKÖ Genel Sekreterliği görevini devralan İhsanoğlu, 25 yıldır örgüt içerisinde görev yaptığını belirterek, bundan sonra kuruma başkanlık etmenin kendisi için şeref olduğunu söyledi. "Tarihî bir görevi devralıyorum." diyen İhsanoğlu, İKÖ teşkilat yapılanmasının gözden geçirileceğini ve daha hızlı hareket eden ve bağlayıcı nitelik taşıyan bir örgüt için kolların sıvanacağını açıkladı. Diplomatik çevreler, uzun yıllar örgüt bünyesinde bilfiil çalışmış olmasının Prof. İhsanoğlu'na büyük avantaj sağlayacağını belirtiyor.

Edward Said

Edward W. Said,1935 yılında Kudüs'te doğdu. 1947'de ailesiyle birlikte göçmen olarak Kahire'ye yerleşti. Liseyi ABD'deki Mount Herman'da bitirdi. Lisansını Princeton Üniversitesi'nde, master ve doktorasını Harvard Üniversitesi'nde tamamledı. Doktora tezi Joseph Conrad üzerineydi. Aramızdan ayrıldığı 2003 yılına kadar Colombia Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat doktora programının başkanlığını yürütüyordu. Filistin meselesinin yerel bir mesele olmaktan çıkıp, bölgesel ve evrensel bir meseleye dönüşmesine herkesten daha çok katkıda bulundu. Tarif ettiği gibi bir entelektüeldi; sürgün, marjinal, yabancı... Siyasal bir tavrı olan, her yazdığı yazıda iktidarla cebelleşen, Batı'nın kendi kimliğini kurarken Doğu'ya olan borçluluğunu ortaya koyan tavizsiz bir entelektüel.

Eserlerinden bazıları;
Beginnings: Intention and Method (Basic Books, 1975); Orinetalism (Pantheon, 1978; Türkçesi: Şarkiyatçılık, Metis, 2001); The Question of Palestine (Random House, 1980; Türkçesi: Filistin Sorunu, Pınar, 1985); Covering Islam (Pantheon, 1981; Türkçesi: Haberlerin Ağında İslam; Babil, 2000); The World, the Text, and the Critic (Harvard, UP., 1984); After the Last Sky (Random House, 1986); The Politics of Dispossesion: The Struggle for Palestinian Self-Determination (1964-94) (Pantheon, 1993); Culture and Imperialism (Alfred A. Knopf, 1993; Türçesi: Kültür ve Emperyalizm, Hill, 1998); Representations of the Intellectual (Pantheon, 1994; Türkçesi: Entelektüel, Ayrıntı, 1995); Reflections on Exile and other Essays (Harvard UP., 2001).

Edibe Sözen

AKP İstanbul Milletvekili
1982 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1984 yılında, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. 1989 yılında yine aynı bölümde "Toplumsal Yapı, Değişme ve Toplumsal Kimlik" başlıklı teziyle, doktora unvanını aldı. 1991-1993 yılları arasında Wisconsin Üniversitesi Communications Arti bölümünde Honorary Fellow statüsüyle "Sosyal Temsiller Teorisi" ve "İnsan İletişimi" konularında çalıştı. 1994 yılında uygulamalı sosyoloji doçenti bilahare de profesör oldu. 1985'ten günümüze İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görevini sürdürdü. Bir ara Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 16 Kasım 2006 tarihinde yapılan AK Parti 2. Olağan Kongresi�nde MKYK Üyesi seçildi. Kongre sonrası yapılan iş bölümünde AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde AKP İstanbul Milletvekili seçildi.

ESERLERİ:
1.Medyatik Hafıza (1997)
2.Demir Kafes�ten Plastiğe Kimliklerimiz (2000)
3.Söylem (2000)
4.Kertenkele Mantığı (2004)

Edhem Eldem

ESERLERİ

Osmanlı'ndan Günümüze Voyvoda Caddesi
Edhem Eldem
Osmanlı Bankası Tarihi Araştırma Merkezi ve Tarih Vakfı'nın
ortak projesi olarak yayımlanmıştır.
İstanbul, 1999
ISBN 975-93692-0-6

Nakden Tarih ve Tarihten İzler sergilerinin devamı �Bankalar Caddesi� projesinin önemli ayaklarından biri olan �Osmanlı�dan Günümüze Voyvoda Caddesi� kitabı, Türkiye�de tek bir sokak üzerine odaklı ilk sergi örneğinin kitabı olmasının ötesinde bir dönemin salt ekonomik ve tarihsel olaylarını değil, sosyal ve toplumsal boyutlarına da ışık tutan bir eserdir. 33 binanın tarihleri çerçevesinde Sayın Prof. Dr. Edhem Eldem tarafından hazırlanan bu eser zengin içeriğinin yanı sıra okuyucuya görsel bir ziyafette sunmaktadır.

Osmanlı Bankası Tarihi
Edhem Eldem
Osmanlı Bankası Tarihi Araştırma Merkezi ve Tarih Vakfı'nın
ortak projesi olarak yayımlanmıştır.
İstanbul, 1999
ISBN 975-333-111-8

Osmanlı Bankası, yüz elli yıla yaklaşan alışılmadık uzunluktaki ömrüyle modern çağın en büyüleyici bankalarından biridir. Hem yabancı hem Osmanlı olan, bir devlet bankasının imtiyaz ve yükümlülüklerine sahipken özel bankacılığın gereklerini de yerine getirmeye çalışan bu bankanın karmaşık tarihi, gerek İmparatorluğun son elli yılı, gerekse Cumhuriyetin kuruluş döneminin tarihiyle iç içe geçmiştir. Bu kitap, bankanın mali rol ve işlevlerini temel alarak, dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik bağlamıyla karmaşık ve muğlak ilişkisini de göz ardı etmeden, 1856'daki kuruluşundan Cumhuriyetin ilk on yılında uğradığı dönüşümlere kadar Osmanlı Bankası tarihinin izlerini sürüyor.

Çalışan Kadından Bir Kesit: (1911-1934)
Osmanlı Bankası
Kadın Personeli
Laurence Ammour,
Lorans Tanatar Baruh
Tarih ve Toplum, Mart 1999, no: 183, İstanbul

Osmanlı Bankası Banknotları (1863-1914) Osmanlı Bankası Arşivi ve Tahsin İsbiroğlu Koleksiyonundan
Edhem Eldem,
Osmanlı Bankası Yayınları,
İstanbul, 1998 ISBN 975-7306-48-7

"Bu kitapta, 1863'ten 1914'e kadar uzanan ihraç imtiyazı kapsamında Osmanlı Bankası'nın tedavüle sunmuş olduğu bütün banknot ve değerli evrak toplanmıştır. Böyle bir çalışmanın gerçekleştirilmesi arkasındaki başlıca neden, bu konudaki büyük bilgi eksikliklerini, hatta yokluklarını, tamamlamaktır. Gerçekten de, Osmanlı Bankası'nın ihraç faaliyeti hakkında genel anlamda bazı bilgiler bugüne kadar mevcut idiyse de, bunlar aslında son derecede yetersiz kalmaktaydı. En basit bir örnek vermek gerekirse, banka tarafından ihraç edilmiş çoğu banknotun tam olarak hangi tarihlerde ve kaç adet olarak tedavüle çıkarıldıkları bilinmekte, tedavülden çekilmeleri, iptal edilmeleri ve nihayet imha edilmeleri konusunda ise hemen hemen hiç bir bilgi bulunmamaktaydı. Bu eksikleri tamamlayabilecek olan tek kaynak ise, bu banknotları ihraç etmiş olan Osmanlı Bankası'nın kendi kayıtlarıydı. 1997 yılında Osmanlı Bankası ile Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından yürütülen proje kapsamında bankanın arşivlerinin tasnif ve düzenleme çalışmaları sayesinde ise bu belge ve kayıtlar teker teker ortaya çıkmıştır. Artık bugün, elli yıldan fazla sürmüş olan bu ihraç faaliyetinin en ince noktasına kadar bütün seyrini takip etmek, ihraç edilmiş olan her banknotun öyküsünün ihraçtan imhaya kadar anlatmak mümkündür." (Edhem Eldem, s.13-14)

Banque Impériale Ottomane.
Inventaire commenté des archives.
(Bank-ı Osmanî-i Şahane. Açıklamalı arşiv envanteri)
Edhem Eldem
Istanbul, IFEA - Osmanlı Bankası Collection Varia Turcica XXV, 1994.

Bulgur Palas'ta bulunan ve 1856-1933 dönemini kapsayan arşiv belgelerinin kağıt üzerindeki tasnifi 1989 yılında Osmanlı Bankası ile Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsünün ortak çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. Kitap bu çalışmanın ürünüdür.

135 Yıllık Bir Hazine Osmanlı Bankası Arşivinden Tarihten İzler
Edhem Eldem,
Osmanlı Bankası A.Ş., Istanbul, 1997.

"Osmanlı Bankası'nın belleğinde bir gezinti olarak nitelendirebilecek bu sayfaların amacı, her türlü malzemeden yararlanarak bu kurumun tarihle kesiştiği noktaları canlandırmak yoluyla, okuyucuyu, metin ve görüntü eşliğinde, bu tarihi birikim ve sürecin birer enstantanesiyle başbaşa bırakmaktadır. Ümid edilen, bu kitabın okura hem bir tarih kitabının hem de bir fotoğraf albümünün keyfini verebilmesidir." s. 15-16.

Ebussuud Efendi

HOCA ÇELEBİ olarak da bilinir, tam adı MEHMED EBUSSUUD EL-ÎMADI (d. 30. Aralık 1491, İskilip - ö. 23 Ağustos 1574, İstanbul), Osmanlı şeyhülislamı, fıkıh ve tefsir bilgini.

Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed'in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu'nun torunu-dur. Önce babasından, sonra Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ile Karamanlı Şeyyid Süleyman'dan ders aldı. 1516'da İnegöl İshak Paşa Medresesi'ne müderris olarak atandı. 1520'de bu görevinden alındı. Kısa süre sonra Davud Paşa, 1522'de Mahmud Paşa, 1525'te Gebze, ertesi yıl Bursa ve 1528'de de İstanbul Fatih sahn-ı seman medreselerinin müderrisliklerine getirildi. 1533'te önce Bursa, sonra İstanbul kadısı oldu. 1537'de Rumeli kazaskerliğine yük-seldi. 1545'te şeyhülislamlığa getirildi ve yaşamı boyunca bu görevde kaldı.

Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınan Ebussuud Efendi, özellikle Batmiliği benimseyen mutasavvıflara karşı koydu.

Ebussuud Efendi'nin Türkçe, Farsça ve Arapça 20'den fazla yapıtı vardır. Bunlann en ünlüsü îrşadü'l-Akli's-Selim ila Mezaya'l-Kurani'l-Azîm (1858-59, 2 cilt) adlı Arap-ça Kuran tefsiridir. Ünlü fetvaları ise Şeyhül-islam Ebusuud Efendi Fetvaları (1972, yay. haz. E. Düzdağ) adıyla derlenerek yayımlanmıştır.

Ebussuud Efendi şiir de yazmıştır.

HAKKINDA YAZILANLAR

Tek başına bir ordu...Ebussuud Efendi

O gün Süleymaniye Camii cemaate dar gelir. Muazzam kalabalığın bir ucu Mercan yokuşundadır, bir ucu Vefa sokaklarında. Kolay değil bir devre mührünü vuran sultan, Muhteşem Süleyman yoktur artık. Ebussuud Efendi �Allah için namaza� diye bağırır, Mübelliğler haykırırlar �Er kişi niyetine� Ses dalga dalga yayılır uzaklara.

Kanûni, Zembilli Ali Efendi, İbn-i Kemâlpaşa, İmam-ı Birgivî gibi zirvelerin sohbetinde yetişir. Yahya Efendi gibi bir derya ile süt kardeştir. Eh böylesi biri ölümü çok düşünse gerektir. Nitekim kabrini sağlığında kazdırır. Ölmeden toprağını avuçlar, fatihalar okur kendi mezarına.

SEN KENDİNİ KURTARDIN AMA...
Sultanın naaşı tam mezarına bırakılacaktır ki, elindeki çekmeceyi tabutun yanına sıkıştırmaya çalışan bir saray ağası Ebussuud Efendi�nin dikkatini çeker, mübârek derhal müdahale eder �Dur bakayım!� der, �Neler oluyor orada?�

-Bu emaneti mezara bırakmam gerek.
-Olmaz! Böyle bir şey caiz değil.
-Sultanımız vasiyyet ettiler ama.
-Vasiyyet mi? İçinde ne var acaba?
-Bilmiyorum efendim.
-Ver bakayım şu çekmeceyi.

Adamcağız uzatır, Şeyhülislâm uzanır. Lâkin tam o sıra kalabalık dalgalanır, çekmece yere düşer. Ortalığa yüzlerce kâğıt yayılır. Ebussuud Efendi bunlardan birini eline alır. Altında kendi mührünü görmez mi? Gözü kararır, rengi uçar. Benzinde tek damla kan kalmaz, bildiğiniz kül kesilir. Hemen oracığa çöker, yumruklarını şakaklarına dayar. Zor duyulan bir sesle �Ah Süleyman ah!� der, �Sen kendini kurtardın. Bakalım Ebussuud ne yapacak?�

İKİ GÖZDE ELÇİ
Ali Kuşçu ve Mustafa İmâdi Uluğ Bey�in yanında yetişmiş birer zirvedirler. Hem gökleri kitap gibi okur, hem de hastalıkları teşhis ederler. Şairdirler, ediptirler. Tarihi, coğrafyayı iyi bilirler. Timuroğulları dağılınca Akkoyunlular�ın hizmetine girerler.

Uzun Hasan bunları elçi olarak Fatih�e gönderir. Fatih insan sarrafıdır. Uzun Hasan�ın mesajıyla ilgilenmez bile. Ama gözünü elçilerden alamaz. Bu iki âlime hayran olur ve ne eder eder onları Osmanlı�ya kazandırır.

Gel zaman git zaman Mustafa İmâdinin oğluyla Ali Kuşçu�nun kızı evlenirler. Bu kutlu izdivaçtan, nurlu Ahmed (Ebussuud Efendi) doğar. Ebussûud Efendinin babası Şeyh Yavsi (İskilipte medfundur) hünkârların şeyhi, şeyhlerin hünkârı diye tanınır. Özellikle II. Bayezid ona çok hürmet eder. Eh böylesi bir ailede gün boyu ilim konuşulur, hele çocuk Ebussuud Efendi gibi bir zeka küpüyse minicikken ilim ehli olur. Dahası Müeyyedzâde ve Mevlâna Seyyidi Karamâni�nin tedrisinden geçer. Nitekim Akşemseddin�in halifelerinden İbrahim Tennûri Hazretleri�nin feyzli sohbetlerine kavuşur, ulaşır kemâle.

PAŞAZADE HAZRETLERİNİN GÖZDESİ
İbn-i Kemâlpaşa, Ebussuud Efendiyi gördüğü gün bir kenara yazar. Onu genç yaşta İshâkpaşa Medreselerine müderris yapar. Sonra Bursa ve İstanbul kâdılığına getirir ki bunlar büyük makâmlardır. Zira o devrin kâdıları aynı zamanda belediye başkanıdırlar. Mübarek çok sıkı çalışır, ona ayak uydurmak çok zordur. Ancak öylesine ehil ve öylesine çalışkandır ki ara basamakları atlaya atlaya yükselir ve genç yaşta kadıasker olur. Kânuni ile Macaristan seferine katılır, askerle bıkıp usanmadan sohbet eder, onları zafere inandırır. Budin�de ilk hutbeyi o okur. Süleymaniye�nin temeline ilk taşı o koyar. Sultanı Kıbrıs�ın fethine ikna eder. Nitekim bir ilim adamının varacağı son noktaya getirilir ve tam 30 yıl (dile kolay) şeyhülislâmlık yapar.

Ebussuud Efendi sade giyinir ama çok heybetlidir. Güler yüzlü ve tatlı dillidir. Üslubu latifelidir ve çocuklarla yakından ilgilenir. Arapça sorana arapça, farisi sorana farisi cevap verir. Şiirli suallere çok sanatlı karşılıklar hazırlar. Sıradan insanları bile ciddiye alır, basit sualleri dahi savuşturmaz, muhatap anlayıncaya kadar izah eder. Ebusuud efendi sadece insanların değil cinlerin de meseleleri ile ilgilenir. (Mübareğin cinlere yazdığı fetvalar Eyüp�de Yazılı Medresenin duvarlarında bulunuyordu. Ancak hem Hind, hem Arap harflerine benzeyen bu esrarlı yazılar okunamadı ve zamanla boyatılarak kapatıldı)

Ebusuud Efendi Sultan Süleyman�a �Kânuni� adını kazandıran kânunların mimarıdır. Özellikle o devirde şiddetle ihtiyaç olan ârazi kanunnamesini yazar, Tımar ve zâametleri sisteme sokar.

HIZI BAŞ DÖNDÜRÜR
Devlet işlerinde yanındakilerin tahâmmül edemiyeceği bir süratle çalışır. Kâtiplerin bir kısmı günün ilk yarısı kalem oynatırlar, bir kısmı ikinci yarısı yumulurlar kağıda. Mübarek çok prensiplidir. Yapılmasına karar verilen işleri asla unutmaz. Vakitli vakitsiz teftiş eder, eksiklikleri aksaklıkları gözüyle görür ve yerinde giderir. Ebussuud Efendi 20 mükemmel kitap hazırlar ve zaman zaman içli ve mânâlı şiirler yazar.

Hepsi bir yana Mâlulzâde, Hoca Sadettin, Bostanzâde Mehmed ve Bostanzâde Mustafa, Şair Bâki, Kınalızâde, Fudayl bin Ali Cemali ve Ataullah Efendi gibi pırlantaları yetiştirir.

Eh elbette ibadet ehlidir. Uykusuz geçen geceler, onlar için meziyyet değildir. Belki de bu yüzden onu İmam-ı âzam Efendimize benzetirler.

Eğer yaptığı işleri, yaşadığı günlere bölerseniz şaşırırsınız. Bir insan hem halkla uğraşsın, hem sultanı yalnız bırakmasın. Seferlere çıksın, merasimlere katılsın, kitap yazsın, fetva versin, talebe yetiştirsin, devleti sisteme oturtsun, adli ve idari mes�uliyetleri olsun, müesseseleri kontrol etsin, fikir üretsin, tıkanan işleri yerinde düzeltsin. Hem de hiçbirini aksatmasın. Vallahi zor! Çok zor. Hoş onlar bu yüzden büyüktürler ya.

Eh, mimarı Sinan, kaptanı Barbaros, Şairi Baki, seyyahı Piri Reis, tarihçisi Hoca Saadettin, velisi Yahya Efendi olan bir devrin Şeyhülislâmı da böyle olmalıdır. Ebussuud gibi. (Kuddise sirruh)

Ebussuud Efendi bir sahabe aşığıdır ve Eyyûb Sultan civarına defnedilmeyi vasiyyet eder. Halid bin Zeyd'i (radıyallahu anh) ziyarete gelenler, büyük velinin önünden geçerler.

Ebussuud Efendinin nurlu kabri Eyyûb Meydanı'nda adıyla anılan Dar-ül Hadis'in bahçesindedir.

Ebulfez Elçibey

Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, 1938 yılında Nahçıvan'ın Keleki kasabasında doğdu.

Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Elçibey, 1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.


Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başladı.
Azerbaycan, SSCB'nin 1990'da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992'de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu.

Elçibey, daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993'de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki'ye döndü. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997'de Keleki'den Bakü'ye döndü ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.
Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.

Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu.
Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkardı.
62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. GATA'da bir süredir tedavi gören Azerbaycan'ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey vefat etti.

Elçibey, yaklaşık 2 aydır sağlık nedenleriyle Türkiye'de tedavi altında tutuluyordu.

Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi'nde tedavi altına alınan Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA'ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı.
Eski Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'ye "metabolik durumunun çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak" geldiği, Türkiye'de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını birarada taşıdığı belirtilmişti.