14 Aralık 2007 Cuma

Abdi İpekçi

1929 senesinde İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.


Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Edip Akbayram

29 Aralık 1950'de Gaziantep'te doğdu. 1968 yılında İstanbul'a gelip profesyonel müzik çalışmalarına başlayan sanatçı, 1972 yılında çıkardığı, ilk bestesi olan "Kükredi Çimenler" adlı 45'liğiyle "Altın Mikrofon Ödülü"nü kazandı. "Aldırma Gönül" ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adlı parçalarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından veilen 250 kadar ödülü mevcut...

1979 yılında Ayten Akbayram ile evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan ve Türkü adlarında bir oğlu, bir kızı var... 30 yıllık sanat yaşamının 28. albümünü Dün ve Bugün adlı albümünü Prestij Müzik'ten, 1998'in Mart ayı başında çıkaran sanatçı, yılların birikimini yansıtan bu çalışmasında, geçmişte hit olmuş parçalarını topladı.

08 Aralık 2007 Cumartesi

Sezen Aksu

13 Temmuz 1954'de İzmir'de doğdu.Ziraat fakültesindeki öğrenimini yarıda bırakarak profesyonel sarkıcılığa başladı.1970'lerin ortalarında 'Kaybolan Yıllar', 'Gölge Etme' gibi sarkılarla yıldızı parladı. Şarkılarının çoğunu kendi besteledi. Bazılarının da sözlerini yazdı. İlk kez 1979'da sinema oyunculuğu denedi.- Minik Serçe- oyunculuk yeteneğiyle dikkat cektiği, 'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra' adlı muzikallerdeki 'Sen Ağlama 'Geri Dön', 'Dağlar Dağlar' gibi şarkılarla ününü perçinledi. Sonraki 'Git' kasetiyle zirvedeki yerini aldı. Türk pop muziğinin en güçlü seslerinden Sezen Aksu, Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel, Tilbe gibi bir zamanlar vokalistliğini yapmış gençleri pop muziğimize kazandırdı.Üç kez evlendi ve bir çocuk annesi...

Sezen Aksu'nun albümleri: Serçe,Ağlamak Güzeldir, Firuze, Sen Ağlama, Git, Sezen Aksu '88, Sezen Aksu Söylüyor, Gülümse, Deli Kızın Türküsü, Işık Doğudan Yükselir, Gül Bahçeleri, Düğün ve Cenaze, Adı Bende Saklı, Sarı Odalar(Ben Seni Çok Sevdim Oplum)

Dillerden düşmeyen bazı şarkıları: Kaybolan Yıllar, Gölge Etme, Yak Bir Sigara, Firuze, Hata, Ağlamak Güzeldir, İkinci Bahar, Dilimin Ucunda Kelimeler, Geri Dön, Tukeneceğiz, Git, unzile, Değer mi Hiç, Sarışınım, Bir Çocuk Sevdim, Seni İstiyorum, Şinanay, Gidiyorum, Belalım, Hadi Bakalım, Gülümse, Masum Değiliz, Deli Kızın Türküsü, Tenna...


HAKKINDA YAZILANLAR

BEBEK SEZEN
Fen öğretmeni Şehriban Hanım ile matematik öğretmeni Sami Bey, Denizli'de tanışıp evlenirken, dünyaya gelecek çocuklarını disiplinli bir şekilde yetiştirmeye karar verirler... Şehriban Hanım ağır bir hamilelik dönemi geçirir, doktorların bütün ısrarlarına rağmen çocuğunu aldırmaz. 13 Temmuz 1954�de Fatma Sezen Yıldırım dünyaya gelir... Çocukluğu dünyaya geldiği Denizli Sarayköy'de geçer Sezen'in... Annesi ve babasıyla birlikte yaşadığı, Sarayköy'deki derenin yanındaki iki katlı o evi hiç unutamaz...sezen

SEZEN... CÜCE BELA
Sezen 1999 yılında bir gazetenin yaptığı röportajda o iki katlı evi ve çok sevdiği anneannesini şöyle anlatıyor...'Alt katta Huriye teyzem otururdu... Üst katta ise anneannemle biz... Babamla annem, aldıkları eğitim gereği bana karşı hep mesafeli dururlardı... Bir yaıma kadar saçım yok, kabak kafalı bir Sezen 'dim... Bir tek dudaklar gene böyle, iri etli dudaklar... Beni epey özgür bırakmışlardı... Nasıl bırakmasınlar ki, adım 'Cüce Bela' ya çıkmıştı... İlle de dikkat çekeceğim... Hiçbir şey yapamasam, durduk yerde düşüp bayılırdım... İnsanlar benimle ilgilensinler diye neler yapmazdım ki... Habire evden kaçardım mesela... 10 yaşımda makyaj yapardım... Annemler bir ara benimle ilgili olarak çok çaresiz kalmışlar. Beni kendi halime bırakma kararları da ondan sonra kendiliğinden gündeme gelmiş zaten.'

YARAMAZ KIZ
Çocukluğunda "acaip bir yaratık" olduğunu söyleyen Minik Serçe, bebekken bir gün annesinin yün yumaklarından kendisine meme yapmış ve eve ziyarete gelen kaymakam düşüp, bayılıvermiş. 10 yaşında makyaja başlayan Sezen, daha o zamandan haftada bir saçını değişik renklere boyamaya başlamış. Çocukluktan şöhret olmayı kafasına takan Sezen, İzmir'in bütün sokaklarında şarkı söyler, milleti başına toplarmış. Konak - Köprü arasındaki troleybüste aralıksız şarkı söylediğini söyleyen Sezen, bir gün bütün durakları es seçen şoförle biletçinin açığa alınmasına neden olmuş.Annesi ve babasının O'na hiç dokunmamış olması; belki de gençliğinde her on beş günde bir dikkat çekme amacıyla intihara kalkmasına neden olmuştur. Bu ten temasının yoksunluğuna karşın, Sezen ailesinin kendisine güven ve sevgiyi sonsuz bir güçle hissettirdiğini söylüyor. O'na göre, yalnızca sevgilerini gösterme şekilleri farklıydı.

KARA KUZU
Sezen Aksu'nun yaramazlıklarındaki en önemli müsekkini anneannesidir... Nadire Hanım eski Osmanlı kadınlarından, karizmatik ve etkileyicidir... Ve Sezen onun 'kara kuzu'sudur... Ancak, Sezen'in yaşadığı ilk ve en önemli acı da onunla ilgili olur ne yazık ki... Sezen hayatı boyunca unutmaz, unutamaz o acıyı...'Çok özel bir kadındı anneannem. Mücadele içinde yaşamış, hayatı tırnaklarıyla kazımış. Annem henüz altı yaşındayken dedem ölmüş, çiftlikteki tüm işler onun üzerine kalmış. Her şeyi, tüm yükü göğüslemiş. Tam bir hanım ağa... At binen bir kadın. Zeki, ileri görüşlü. 'Doğurdum diye sevmem evladımı, faziletli olması gerek, sevgiyi hak etmesi gerek' derdi. Kişiliğimde derin izleri var onun. 14 yaşımdaydım. İlk acımı onunla yaşadım. Elimi tutarken öldü. 'Elimi ovar mısın?' dedi ve ben ağlamaya başladım. Bana 'kara kuzum' derdi. 'Kara kuzum ağlama, üzülürüm. Dilerim sen de benim gibi mutlu gidersin' dedi. Dua ederken, nefesi kesildi. O gece anneannemin yanında uyudum, hiç korkmadım.'

KARA KUZU BÜYÜYOR
Büyüme çağında sanatın bütün dallarına ilgi duyan Sezen, resim, tiyatro, dans dersleri alır. Lise hayatında kendini iyice müziğe verir fakat yükseköğrenim için Ziraat Fakültesi'ni seçer. Aynı yıllarda İzmir Radyosu sanatçılarının dersler verdiği İzmir Radyosu Sanatçılar Derneğine girer ve dört yıl aralıksız, iki yıl aralıklı altı yıl süreyle Türk Sanat Müziği eğitimi alır.

PROFÖSYÖNELLİĞE İLK ADIM
1970'te "Hafta Sonu" gazetesinin açtığı Altın Ses Yarışması'nda 6. olan Sezen Ziraat Fakültesi'ne ikinci sınıfta eldeva der, çünkü aklı,fikri ve yüreği müziktedir. Bir süre sonra da Yeşil Giresunlu'dan, ilk plağını yapması için teklif alır. 1975'e girerken piyasaya çıkan 'Haydi Şansım' adlı bu 45'lik plak, sadece 50 tane satar.'Moralim çok bozulmuştu... Çünkü o ilk plağımdan kendim ve yakınlarım almıştı sadece... Kimbilir, belki de dağıtımı iyi yapılamamıştı...' Sezen'in daha sonra Kusura Bakma, Gölge Etme, Yaşanmamış Yıllar, Vurdumduymaz, Olmaz Olsun gibi parçalarla yıldızı parlar. 1976 yılında Bebek Belediye Gazinosu� nda ilk kez sahne alır.Sezen 'in ilk filmi 1979 yılında Bulut Aras ile başrolleri paylaştığı Minik Serçe olur. Serçe'nin ikinci ve son filmi ise 1990 yılında Ferhen Şensoy'la oynadıkları "Büyük Yalnızlık"tır... Sezen son olarak 2000'in sonlarında ATV'nin sevilen dizilerinden İkinci Bahar'da Sezen Aksu rolüyle yer alır.

ARTIK SEZEN AKSU VAR
1982 yılının ilk haftasında Şan Müzikholu'nda "Sezen Aksu Aile Gazinosu" adlı müzikali sahnelemeye başlar. Sahnede 7 tipi canlandıran Sezen Aksu; Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda, Altan Erbulak gibi usta tiyatrocularla aynı sahneyi paylaşır. Yine aynı yıl, bugün en iyi klasikler arasında yer alan "Firuze" albümü çıkar. Ancak o yıllarda eleştiriler pek de iç açıcı değildir. Ama kim ne dersin Türkiye'de artık Sezen Aksu gerçeği vardır...

TELLİ DUVAKLI
10 Temmuz 1981�de Beşiktaş Evlendirme Memurluğu'nda telli duvaklı Sezen Aksu ile beyaz smokinli Sinan Özer evlenir. Sezen Aksu'nun nikah sırasında Mithat Can'a 4.5 aylık hamile olduğu gündeme gelir. 11 Kasım 1981'de Mithat Can doğar ve bundan iki yıl sonra da bu evlilik son bulur. Ama dostlukları tıpkı diğer eşleri Hasan Yüksektepe, Engin Aksu ve Ahmet Utlu da olduğu gibi asla bitmez...

MÜZİĞİN ZİRVESİNDE
1984, 1986, 1988 ve 1989 yılında çıkardığı albümlerle yükselişine hızla devam eder Sezen. 1991 yılında çıkan "Gülümse" albümü çok farklıdır. Albümde bulunan bütün parçalar hit olur ve hepsi klasikler arasına girer. Albümdeki "Hadi Bakalım" ın Avrupa'da çıkan single'ı, klibi olmamasına rağmen iyi bir satış grafiği çizmeyi başarır. Sezen Aksu artık müziğin zirvesindedir.

KAHPE KADER
Minik Serçe (Sezen Aksu'ya Minik Serçe adını rahmetli gazeteci Yavuz Gökmen takmıştır) 31 Mayıs 1994'te kaybettiğimiz Uzay Heparı ve 16 Ocak 1996'da kaybettiğimiz Onno Tunç'tan büyük yara alır.Tam 17 gün oturduğu yerden kalkmaz, kımıldamaz, gözleri bir noktada öylece kala kalır... Derken birden resim yapmak gelir içinden... Tuvalin üzerinde beliren siyah beyaz resimdeki kişi, Onno Tunç değil, ona 'kara kuzum' diyen anneannesi Nadire Hanım'dır... Sezen�in hayatında çok önemli yerlerde olan bu üç kişinin terkini Sezen uzun süre kabullenemez. 6 ay evden çıkmaz...'Resim yapmak iyi geldi... Ama bu arada hep düşündüm, düşündüm... Sonra bir gün aynaya baktım ki, saçlarım bembeyaz olmuş... Aslında beyaz saçlar da yakışıyor bana... Farklı bir görüntü...'

ONNO TUNÇ
Sezen 1999 yılında bir gazetenin yaptığı röportajda Onno Tunç'la bir hatırasını şöyle anlatıyor... 'Sabah saatlerinde başladık tartışmaya Onno'yla. Akşam oldu, hala tartışıyoruz. Ağlamaktan gözlerim şişti. Evlerimiz de karşılıklı... Döne döne tartışma, kavga... Sonunda bu geldi, kapımı tekmelemeye başladı. Birden yukarı fırladım ve Smith Wesson marka silahımı kaptım.Ne diyorsun sen Onno! diye namluyu doğrultup kapıya fırlayınca, bu adeta ışınlandı... Yok oldu birden... Zigzaklar çizerek kaçtı... Ben onu duvar dibine sindi sandım... Meğer karayoluna fırlamış, koşuyor... O halini görünce, ben de asfalta çıktım, gülmekten sırtüstü uzanıp debeleniyorum asfaltta. Nasılsa o korkuyla uzun süre geri dönmez dedim, içeri girdim...Meğer o akşam Levent civarında beş ev soyulmuş. Polis gece karanlığında panik halinde koşan Onno'yu görünce 'Hırsız budur mutlaka' diyerek hemen enselemiş. Doğru karakola... 'Ben Onno Tunç'um' demiş ama karakoldaki hiçbir polis tanımamış bunu... Kavga ettiğimiz için benim adımı da verememiş... Sabahı karakolda etmiş... Derken, onu tanıyan bir polis gelmiş sabah... Sevincinden polisin boynuna sarılmış... Ancak o zaman salıvermişler... Bir daha kapımı hiç tekmelemedi!'

PRODÜKTÖR SEZEN
Sezen Aksu vokalistlerine albümler yaparak onlara birer star olma yolunu da açar. Sezen'in bize ilk tanıttığı kişi Aşkın Nur Yengi'dir. 1990 yılında prodüktörlüğünü üstlendiği Aşkın N. Yengi'nin ilk albümü, "Sevgiliye" albümü, milyona yakın trajıyla büyük bir başarı sağlamıştır. Prodüksiyonunu üstlendiği ikinci kişi Sertab Erener olur. "Sakin Ol" albümü, yine büyük bir satış başarısıyla Sezen'in bir prodüktör olarak da ne kadar büyük işler yapabileceğini gösterir.Sertab Erener'in albümünden bir kaç ay sonra Levent Yüksel'in albümü "Med Cezir" piyasaya çıkar. Şarkılar ilk aylarda kimsenin dikkatini çekmez ancak, bir kaç ay sonra farkedilen albüm bir milyonu aşan tirajı ve klasikler arasına şimdiden geçen birbirinden güzel şarkılarla Sezen'in prodüktörlükteki başarısını bir kez daha kanıtlar.

TANRI KRALİÇEYİ KORUSUN
Sezen 1991'den sonra çıkardığı bütün albümlerle çok dikkat çeker, çok eleştirilir. 1995 yılında türkü ve Anadolu atmosferiyle, 1996 yılında başka sanatçılara verdiği şarkıların bir derlemesi ve Onno Tunç'a adanan �Düş Bahçeleri�yle, 1997 yılında yine çok değişik bir tarzla Goran Bregoviç ile çalışarak karşımıza çıkar Sezen. 1998 ve 2000 yılında çıkan albümlerde de yeniliklerine devam eder. Belki de bütün bunlar Kraliçe 'nin zirve keyfini çıkarmasıdır...

MİTHAT CAN
Sezen oğlunu ne kadar çok sevdiğini şu cümleyle çok iyi açıklıyor.�Benim oğlumu sevdiğim kadar, beni seven olmadı...�Minik Serçe'mizin oğlu Mithat Can Özer 11 Kasım 1981 doğumlu. Özel Atanur Oğuz Lisesi'nden mezun oldu. Şimdi ise Londra Music Schooll 'da okuyor Mithat Can. Sezen babaannelik hakkında ise şöyle diyor:'Mithat Can�ın bir aşk bebeği yapmasını isterim ve ona ben bakarım.

05 Aralık 2007 Çarşamba

Ayşegül Aldinç

Gazeteci Orhan Aldinç ile resim öğretmeni Süheyla Aldinç'in kızı olarak İstanbul'da doğdum. Annemin şehiriçi tayinlerinden dolayı ortaokul öğrenimimi üç ayrı okulda tamamladım. Ortaokul-1' i Kandilli Kız Lisesinde yatılı olarak, Ortaokul-2' yi Davutpaşa Lisesinde ve ortaokul-3' ü de Feriköy Lisesinde okudum. Eski adıyla "Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu", şimdiki tanımıyla "Marmara Üniversitesi seramik Fakültesi" ni bitirdim. Kısa bir süre sonra,istanbul Akaretler Ortaokulu�nda müzik öğretmenliği yaptım. Ondan sonra Yıldız Porselen Fabrikası�nda altı yıl desinatör olarak çalıştım.

Aynı yıllarda müzik çalışmalarını amatörce sürdürdüm. Müzik kariyerime ilk olarak Eurovision Şarkı Yarışması'nda Modern Folk Üçlüsü ile katıldığım ve Ali Kocatepe'nin bestesini seslendirdiğim "Dönme Dolap" isimli şarkıyla başladım.

İstediğim albümü istediğim koşullarda yapabilmek adına 1985 yılında, ANKARA Başkent Gazinosunda solist altı(!) olarak -o zamanlar böyle bir tanımlama vardı...- sahneye çıktım.

İstanbul'da da büyük gazinolarda çalışmalarım devam etti. Kendi pop tarzımın dışında değişik türdeki albüm yapma önerileri aldığım halde kendi tarzımda direnerek "VE AYŞEGÜL ALDİNÇ� " adındaki ilk albümümü 1988 yılında çıkardım.
Barış Manço�dan"KARA SEVDA" ve Timur Selçuk Aysel Gürel imzalı "GÖZLERİN SU YEŞİLİ" adlı şarkılarımın bugüne kadar geldiği bu çalışmadan sonra, 1991'de "BENDEN SÖYLEMESİ" isimli albümüm yayımlandı. Sezen Aksu�nun bestesi "SORMA" gibi daha sonra pek çok sanatçı tarafından da yorumlanan şarkılar bu albümde yer aldı. 1993'de ONNO TUNÇ'un müzik yönetmenliğini yaptığı "ALEV ALEV" isimli albümse Onno Tunç�un bestesi "ALEV ALEV", Mustafa Sandal�ın bestesi"YANLIŞSIN", Barış Manço�nun bestesi "AL BENİ" gibi birçok hit üretti. 1996'da çıkan "SÖZE NE HACET" adlı albümü ise Şehrazat�ın bestesi "ALİMALLAH"," Nazan Öncel�in bestesi BENİ HATIRLA", Metin Özülkü�nün bestesi "ANLADIM BEN SENİ" gibi şarkılarla hâlâ hatırlıyorsunuz... 2000 yılında �NEFES�� isimli albümüm çıktı. Gökhan Kırdar�ın bestesi �NEFES�. Barlas�ın bestesi �BEN KİMSELERE YAR OLMAM� ÖzgürAkpolat�ın bestesi � HABERİ YOK� öne çıktı.

Müzik çalışmalarının yanı sıra çevirdiğim sinema filmleri ve dizilerde önemli yönetmenler ve oyuncularla çalıştım.

Müzik ve sinema çalışmalarımın yanı sıra SABAH gazetesinde 7 yıl köşe yazısı yazdım. Şimdi POSTA gazetesinde köşe yazıları yazıyorum.

KENDİNİ ÖZETLEMEK ZOR DENEMESI BEDAVA AMA...!
BAŞLAYALIM:

Annem ve babam içkisi, kumarı, kötü alışkanlıkları olmayan iyi kalpli bir kız olarak tasarlamış beni. Bir tasarım harikası olmasam da fena sayılmam Dost canlısı ama yapışkan olmayan, sıcak bakışlı insanlarla daha konforlu yaşandığını düşünen biriyim.

Etrafımda böyle insanların oluşu konforlu yaşamama neden oluyor diyebilirim. Söz verip de yerine getirmeyenlerden, kendini bir şey sananlardan, özensizlikten, sonradan görmelerden hoşlanmadığımı söylemem lazım..

Annemin bana öğrettiği bir atasözünü çok çok severim: "Boş başak dik, dolu başak eğik dururmuş."

Sonradan görmelik derken 'kestane kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmemiş'likten tutun, sonradan edindiği ne varsa sanki onlar anadan doğma varmış gibi davrananlardan söz ediyorum. Benim gibi düşünenlerle etrafımıza baktığımızda bu anlamda pek sıkıntı çekmeyeceğimizi tahmin ediyorum.

Huysuzluklarım da yukarıda saydığım (ve kimbilir kaçını unuttuğum) sebeplerden çıkıyor. Kızdığım bir şeyi daha ekleyerek bu konuya son veriyorum: İnsanların kapasitelerinin altında hizmet vermeleri. Ki bu benim evimde çalışan kişiden bana, sana, ona kadar uzanan bir yelpazede değerlendirdiğim bir durum. Tabii bir de hizmet verirken acı çekenler var. Onları da unutmamak lazım. Atatürk'ün servis yaparken üzerine kazara su döken garsona ses çıkarmayıp masadakilere : "Efendiler! Ben bu millete herşeyi öğrettim, bir tek uşaklığı öğretemedim!" deyişini hatırladım şimdi mesela...

Şüphesiz bu hizmet sektöründe olan herkesi bağlayan bir mesele (garsonlar alınmamalı). Ben de işimi yaparken suratım sirke satıyorsa isteyen istediğini söylemekte özgür. Di mi?

Not : Suratın sirke satması meselesinin hikayesi de şöyle : Bir parça uydurarak anlatacağım, unuttum çünkü.

Efendim, iki tane esnaf aynı malı satıyorlar. Mal da bal. Fakat biri diğerinden daha çok satış yapıyor. Nedendir acep diye müşterilere sonradan soruyorlar. Müşterilerse hemen hemen hep aynı cevabı veriyorlar. "İkisi de bal satıyor ama birinin ağzından da bal damlarken diğerinin suratı sirke satıyor!" Yaa...

Hobilerim: Metafizik, pozitif düşünce, nerden geldik nereye gidiyoruz tarzı kitapları hatmede hatmede biraz ukalalık yapacak düzeye geldim.

Fobilerim: Allahtan ...lerim değil. Tek fobim vardı: Klostrofobi. Onu da yendim. O kadar kitabı okumak bir işe yarasındı, di mi? (Bkz. "Hobilerim" bölüm!.)

Bobilerim: Onlar da ...lerim değil. Hayatımda tek köpeğim oldu. Onu da beş aylıkken belediye zehirledi. Arkadaşımla iki kardeş köpeği almıştık. Kardeşini görsün diye arkadaşımın bahçesine götürmüştüm. Bahçesine zehirli et atılmış. Onunki komaya girdi, benimki hastaneye götürürken kucağımda öldü. Bu olay Balmumcu'da oluyor. Nerenin belediyesi olduğunu anlayasınız diye söylüyorum. Şimdi hep beraber bu zehirleme işini gerçekleştiren aşağılık zihniyeti protesto edip, Allah'ın nasıl bilirse yapması için temennide bulunalım. Ne kadar çok insan bunu içinden geçirirse olur çünkü. Bir kitapta "Dualarınıza dikkat edin; gerçekleşebilirler!" der.
Sinema : Sürekli gittiğim bir sinema var, haftada birkaç defa uğruyorum. Sinemaya tapıyorum. 'Ne iş olsa yaparım abi' tavrında ne gelirse kaçırmamaya çalışıyorum. Televizyonda film izlemeyi sevmiyorum. "Film sinemada izlenir" sloganına katılıyorum.

Spor : Rahnetli babam eski spor yazarı Orhan Aldinç. Babamın sporla ilişkisi annemle bize yetti de arttı bile. Nur içinde yatsın.

Sporseverlere (daha doğrusu futbolseverlere) kötü bir haberim var: Tuttuğum takım ... yok mesela :)))

Sevdiğim Yazarlar : Hayatı sahiden özümsemiş, dedikleri ile yedikleri birbirini tutanlar. "Ah! İşte bende böyle düşünüyorum," ya da "Bunu ben demek isterdim," şeklinde düşündürecek kişiler ve yazdıkları ilgimi çekiyor. Yalnız benden bir tek şey istemeyin: İsimlerini....

Korkularım : Ölümden değil ama ölüden korkarım. Saçma olduğunu bile bile korkarım. İftiracı, aşağlık varlıklardan da korkarım. Hayatta bir tane unutamayacağım sıkı bir haksızlığa uğramıştım.-Güncellerken hatırladım bi tane daha var onu da sonra anlatırım-(Aşkla meşkle ilgisi yok bu arada eski sevgililer heveslenmesin bizden bahsedecek diye. Aşkla ilgili haksızlığa uğradığımı hiç düşünmedim. Aşkda hakedişler olmuştur iki taraflı.) Bunu size daha sonra kitabımda anlatacağım, söz.

Ayşegül'ün Günlüğü:

Önce günümü planlarım. Beni arayanları aramaya çalışırım., e-maillere vakitlice cevap vermeye gayret ederim .Gönderilen e-maillerin Uslûbuna dikkat ederim laubali olanları iki satırdan fazla okumam çöpe atarım.Kahvaltı etmeye bayılmasam da birşeyler yemenin iyi olacağını bildiğimden ufak tefek birşeyler yerim. Sonra, dışarda işlerim varsa dışarı çıkarım. Bu arada araba kullanmayı hiç sevmediğimi söylemem lazım. "Şoför tut," diyorsanız, düşünmedim mi sandınız diye cevap veririm. Ben dert icat eden bir kadın tipiyim. Şimdi, o şoför işi olmadığında nerde duracak? Bunun yazı ve kışı var, di mi? Problem yaparım. Çözsem altında kalırım.

TV ile aram bir iyi bir kötüdür. İyi olduğu zaman büyülenmiş gibi karşısına geçip herbir şeyi seyrederim. Zapsız bir hayat düşünemem mesela.

Benim için lüks evde başlar. Yorgunluğumu sırtüstü yatıp tavana bakarak atarım. Hiçbir şey yapmamak ya da salak salak zap yapmak insanın beynini boşaltır. Geceleri hiç de sandığınız gibi sokaklara atmam kendimi. Beni, hani "o tip" yerlerde, pek göremezsiniz. Hani büyük büyük mekanlar oluyor, herkes birbirine bakıyor. Tek girip çift çıkıyorsun falan...

Erken uyumaya çalışırım.
Saat 06:00'da uyanıp kitap okurum, sonra gene yatarım. Eh, kalkınca ne yaptığımı artık biliyorsunuz.

İŞİM GÜCÜM

ALBÜMLERİM;

1988 ... Ve Ayşegül Aldinç

Albüm Adı :... Ve Ayşegül Aldinç
Yapım Firması : EMI-KENT
Albüm Şarkıları :
Kara Sevda
Hayır
Sen Güneşten Önce Gel
Bir Kız
Anlatmak İstediğim Bazı Şeyler Var
Böyle Bırakma
Gözlerin Su Yeşili
Bir Bahar Aşıksın
Gülbeyaz
Farketmez
Mavi Maviydi Gökyüzü
Yolla Yolla

1991 SORMA

Albüm Adı :Sorma
Yapım Firması : BAY MÜZİK
Albüm Şarkıları :
Oldum Olası
Aşk'ı Muhabbet
Gelmeyeceğim
Sorma
Yapma N'olursun
Ne Güzel
Nenni
Delip De Geçer
Ah Sevdiğim
Şık Latife

1993 ALEV ALEV

Albüm Adı :Alev Alev
Yapım Firması : TEMPA-FONEKS
Albüm Şarkıları :
Alev Alev
Al Beni
Hadi Söyle
Günahkar Yaz
Hoppa Hoppa
Yanlışsın
Şimdi İkimiz
Yeniler
Sebep Olma
Aşk Denen İllet

1995 SÖZE NE HACET

Albüm Adı :Söze Ne Hacet
Yapım Firması : TEMPA-FONEKS
Albüm Şarkıları :
Alimallah
Durumumu Anla
Beni Hatırla
Deli Dolu
Anladım Ben Seni
Haydi Rastgele Gönlüm
Veda
Bekletme
Affetme Beni
Söze Ne Hacet

2000 NEFES

Albüm Adı :Nefes
Yapım Firması : KISS MÜZİK
Albüm Şarkıları :
Aylardan Mayıs
Verdim Gönlümü
Ben Kimselere Yar Olmam
Son Fasıl
Ağır Ağbim
Gözlerin Su Yeşili (Cd Extra)
Nefes
Güle, Güle
Haber Yok
Ağıt
Şikayetim Yok
Kara Sevda 2000 ( Cd Extra )

SİNEMA;

1987 "Katırcılar"

Film Adı : Katırcılar
Yönetmen : Şerif Gören
Senaryo : Hüseyin Kuzu
Oyuncular : Kadir İnanır, Ayşegül Aldinç.

1989 "Yağmur Kaçakları"

Film Adı : Yağmur Kaçakları
Yönetmen : Yavuz Özkan
Senaryo : Yavuz Özkan
Oyuncular : Tarık Akan, Ayşegül Aldinç.

1989 "Kara Sevda"

Film Adı : Kara Sevda (Video film)
Yönetmen : Samim Değer
Senaryo : Erdoğan Tünaş
Oyuncular : Ayşegül Aldinç, Yaşar Alptekin.

1990 "Yeşil Bir Dünya"

Film Adı : Yeşil Bir Dünya
Yönetmen : Faruk Turgut
Senaryo : Gülin Tokatlı
Oyuncular : Ayşegül Aldinç, Tolga Savacı.

1994 "Ağrıya Dönüş"

Film Adı : Ağrıya Dönüş
Yönetmen : Tunca Yönder
Senaryo : Haluk Şahin
Oyuncular : Haluk Kurdoğlu, Can Gürzap, Ayşegül Aldinç

1995 "Gerilla"

Film Adı : Gerilla
Yönetmen : Osman Sınav
Senaryo : Osman Sınav
Oyuncular : Ayşegül Aldinç, Mehmet Aslantuğ, Fikret Hakan.

1996 "Deniz Bekliyordu"

Film Adı : Deniz Bekliyordu
Yönetmen : Sunar Kural Aytuna
Senaryo : Sunar Kural Aytuna ve Mehmet Tekirdağ
Oyuncular : Payidar Tüfekçioğlu, Şebnem Doğruer, Ayşegül Aldinç, Fikret Kuşkan, Nilüfer Açıkalın.

2000 "Kahpe Bizans"

Film Adı : Kahpe Bizans
Yönetmen : Gani Müjde
Senaryo : Gani Müjde
Oyuncular : Mehmet Ali Erbil, Cem Davran, Ayşegül Aldinç, Nurseli İdiz, Hande Ataizi, Demet Şener, Sümer Tilmaç, Günay Karacaoğlu, Şencan Güleryüz.

2000 "Güle Güle"

Film adı : Güle Güle
Yönetmen : Zeki Ökten
Senaryo : Fatih Altınöz
Oyuncular : Zeki Alasya, Metin Akpınar, Şükran Güngör, Yıldız Kenter, Ayşegül Aldinç, Nilüfer Açıkalın

�2000 "Hayal Kurma Oyunları�

(2000�de başlayıp 2004�te bitebilldi

Cekim görüntülerinden 40 kutu kadarı yıkama esnasında yandı tekrar çekildi. Sinemalarda gösterilmemesine karşın 2004�te Antalya Altın Portakal Film Festivali�nde İstanbul halk oyu ile en iyi film ödülü aldı Adana Altın Koza Film Festivalinde 2005�de tamamı sivil toplum örgütleriniden oluşan jüri üyelerinin seçimiyle yine halk oyu ile �en İyİ Film ödülünü aldı. İstanbul Film Festivali�nde gösterimi yapıldı.)
ı
Film Adı : Hayal Kurma Oyunları
Yönetmen : Yavuz Özkan
Senaryo : Yavuz Özkan
Oyuncular : Tarık Akan, Ayşegül Aldinç, Serap Aksoy, Pelin Batu, Kayra Şenocak, Mehmet Günsür, Mert Gür.

DİZİ FİLMLER;

1986 "Acımak"

Film Adı : Acımak
Yayın Organı : TRT
Yönetmen : Orhan Aksoy
Senrayo : Reşat Nuri Güntekin'in romanından Orhan Aksoy senoryolaştırdı.
Oyuncular : Ediz Hun, Ayşegül Aldinç.

1992 "Taşların Sırrı"

Film Adı : Taşların Sırrı
Yayın Organı : Star TV
Yönetmen : Yusuf Kurçenli
Senaryo : Burçay Önger
Oyuncular : Tarık Akan, Ayşegül Aldinç.

1994 "Aziz Ahmet"

Film Adı : Aziz Ahmet
Yayın Organı : ATV
Yönetmen : Orhan Oğuz
Senaryo : Uğur Yücel
Oyuncular : Uğur Yücel, Ayşegül Aldinç.

1995 "Yorgun Savaşçı"

Film Adı : Yorgun Savaşçı
Yönetmen : Tunca Yönder
Senaryo : ?
Oyuncular : Can Gürzap, Lale Mansur, Ayşegül Aldinç (Konuk Sanatçı)

2000 �AŞK VE GURUR�

Film Adı : Aşk Ve Gurur
Yayın Organı : STAR TV
Yönetmen : Aydın Bulut
Senaryo : Nuran Devres
Oyuncular : Yıldız Kenter,Can Gürzap, Ayşegül Aldinç,Nejat İşler,Burak Sergen...

2002 �EFSANE�

Film Adı : Efsane
Yayın Organı : STAR TV
Yönetmen : Tamer İpek
Senaryo : Tayfun Güneyer
Oyuncular : Şemsi İnkaya, Ayşegül Aldinç...

2004 �SON YAPRAK�

Film Adı : Son Yaprak
Yayın Organı : TRT 1
Yönetmen : Alparslan Bozkurt
Senaryo : Ömer lütfü mete
Oyuncular : Ayşegül Aldinç,Yusuf Sezgin, Alev Gürzap, Umut Sezgin, Seçil Mutlu, Şencan Güleryüz..


2006 �MİSİ�
Film adı: Misi
Yayınlandığı yer: ATV
Senaryo: Özgür Evren
Oyuncular: Yetkin Dikinciler, Ayçim İnci. Ayşegül Aldinç,Ege Aydan, Sadık Gürbüz, Engin Şenkan


MÜZİKAL;

Müzikal Adı : Müzikallerden Seçmeler(Turkish Cavelcade)

Oyuncular : Haldun Dormen, Erol Evgin,Ayşegül Aldinç, Ruhsar Öcal, Halit Ergenç (1999�dq Londra�da özel istek üzerine tasarlanıp sahnelendi)

KİTAPLARIM;

Kitap Adı : Ayşegül Kitapta
Yayınevi : Parantez yayınları.

Diplomasında "Seramik Sanatçısı" yazıyor.

"Mesleğin ne?" diye sorduklarında "Şarkıcı ve oyuncuyum" diyor.

Küçüklüğünden beri eli kalem tutardı da bu konuda elinden tutanı olmadığı için bu yönü gizli ve kapağı da kapalı kaldı.

Şimdi üç yıldır köşe kapmaca oynuyor.

Ayşegül Okulda
Ayşegül Sahnede
Ayşegül Beyazperdede
Ayşegül Gazetede
ve son olarak "Ayşegül Kitapta".

Açın bakalım sayfaları, sahiden kitapta mı ?

Ayşegül'ün notu:

Kitaptaki yazılar 1998 - 2000 arası Sabah Gazetesindeki köşemde yer alan yazılardan bazılarını kapsamaktadır. Bilginize.... A.A.

Orhan KURAL 'ın editörlüğünü yaptığı SEFERNAME 1-2 kitaplarında birer Gezi Öyküm yayımlandı...

ÖDÜLLERİM;

1981
Eurovision Şarkı Yarışması
Türkiye Birinciliği ('Dönme Dolap'-Modern Folk Üçlüsü'yle)
Türkiye Üçüncülüğü ('İstanbul İstanbul')

1990
İstanbul Eğitim ve Kültür Vakfı Ve Ayşegül Aldinç albümüyle
Yılın En İyi Kadın Şarkıcısı Ödülü

1991
Kıbrıs Gazeteciler Derneği
Yılın En İyi Sanatçısı Ödülü
(Yılın En İyi Kadın Şarkıcısı Ödülü)
1995
Magazin Gazetecileri Derneği 'Gerilla' adlı film ile
Yılın En İyi Kadın Oyuncusu Ödülü

1995
Adana Altın Koza Film Festivali Gerilla adlı film ile
Yılın En İyi Kadın Oyuncusu

Ayhan Işık

1929 yılında İzmir�de doğdu, 1979 yılında İstanbul�da öldü. Çeşitli dergilerde
ressam ve grafiker olarak çalıştı. Bir derginin açtığı yarışmada birinci olup
sinemaya girdi (1951). Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan ilk filmidir. Daha
sonraki yıllarda kendi adına film şirketi kurup yapımcılığa başladı.

Önemli filmleri: Kanun Namına (Lütfi Ö. Akad), Otobüs Yolcuları (Ertem Göreç),
Acı Hayat (Metin Erksan), Namusum İçin (Memduh Ün)

Altan Erkekli

Doğum Tarihi 1955
Boy 180
Kilo 75
Göz Rengi Kahverengi
Yabancı Dil İngilizce (iyi)


Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Dolap Beygiri (Atıf Yılmaz)
Mavi Sürgün (Erden Kıral)
Deniz Gurbetçileri (Ayhan Önal)
Merdiven (Ayhan Önal)
80. Adım ( Tomris Giritlioğlu )
Kurtuluş (Ziya Öztan)


TV Yapımları ve Yönetmenleri
Ah Ana (Tarık Alpagut)
Akça Köy (Tarık Alpagut)
Ben Olsaydım Ne Yapardım (Zekeriya Kabadayı)

Yabancı Ortak Yapımlar
Mavi Sürgün (Erden Kıral)

Özgeçmiş
DTCF Tiyatro bölümünü 1980 yılında bitirdi. 1975 yılında Ankara Sanat Tiyatrosuna girdi. 1985-1989 yılları arası Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rol aldığı oyunlardan bazıları, "Ana", Küçük Adam N''oldu Sana", Rumuz Goncagül", Sakıncalı Piyade", "Mefisto", "Akrep". Halen DTCF Tiyatro Bölümünde oyunculuk Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi. Aynı zamanda Ankara Sanat Tiyatrosunda sahne üstü ve gerisi görevlerini sürdürmekte.

Özel Beceriler
Araba kullanmak, ata binmek

Ödüller
1982 Sanat Kurumu "En İyi Erkek Oyuncu". 1996 Sanat Kurumu "En İyi Erkek Oyuncu". 1997 Altan Erbulak "En İyi Erkek Oyuncu". 1998 TEB (Tiyatro Eleştirmenleri) "En İyi Erkek Oyuncu".

Antoni Quinn

Hakkında yazılanlar
1.Tek Kişilik Tango Anthony Quinn İnkilap Kitabevi

�O sabah, Roma yakınlarında Vigna S. Antonio'daki villasından bisiklet gezintisine çıkan Antohony Quinn, yol boyunca iç hesaplaşmalarından kendini kurtaramaz. İlk eşinin; Katherine De Mille'in, Birleşik Amerika'dan postaladığı, içi kişisel eşyalarıyla dolu sandığın içinden neler çıkacağını bilemediği için, kapağını açmayı bile göze alamamıştır çünkü. O günün akşamına dek sürecek olan elli kilometrelik bu gezinti sırasında, bütün bir çocukluğunu, yenileyebilmek yıllarını, annesini, Meksika Devrimi'nde çatışmalara katılan babasını, babaannesini bir bir belleğinde canlandırır. Girip çıktığı işler, en başta meyve toplayıcılığı, ileri yaşlarda vaizlik denemesi, mimarlık tutkusu ve sonunda sinema oyunculuğu serüveni... Aralarında Carole Lombard, Rita Hayworth ve Ingrid Bergman'ın bulunduğu sinemanın ünlü kadın oyuncularıyla yakın arkadaşlığı ve ona Oscar Ödülleri kazandıran Viva Zapata! ile Lust For Life filmleriyle ilgili birbirinden ilginç anıları... Elinizdeki kitap, ayrıca bir romancı da olan tanınmış biyografi yazarı Daniel Paisner'in katkısıyla gerçekleşti.�

Anthony Quinn
Sabahat Emir
Türkiye 10 Haziran 2001

Gerçek bir sinemasever için çocukluğundan beri hayranlıkla seyrettiği bir sinema oyuncusunun ölümü aileden birinin kaybı gibidir. Gerçek hayatta görmediğiniz ama en ince mimiklerini, jestlerini tanıyacak kadar aşina olduğunuz insanın birden sonsuzluğa göçüşü hayatınızda belirgin bir boşluk oluşturur.
Anthony Quinn�in ölüm haberini TV haberlerinde işittiğimde böylesi garip, garip olduğu kadar anlamlı bir boşluk içinde hissettim kendimi. Hayatın geçiciliğini idrakle başlayan, çocukluğunuzu, gençliğinizi, yarınlarla ilgili binbir türlü hayallerinizi yutan bu boşluk ince bir hüznü de beraberinde getirdi.
Duyarlı bir yapıya sahipseniz, serde bir de sanatkârlık varsa, gerçeklerin olanca acımasızlığıyla hayallerinizi yutuşundan, düşünce ve duygularınızı yıpratışından incinerek köşe başlarında durup; her şeyi yeni baştan düşünmek, her şeyi yeniden yorumlamak gereğini duyarsınız.
İşte o zaman, boşluğun giderek her şeyi kapladığını görürsünüz. Bir başka boyut üzerinde tefekkür kapılarının sessizce açıldığını hissedersiniz.
Bu yüzden Quinn�in ölümünü bazı gazetelerin �Çağrı� temasına atıfla yorumlayarak vermelerini yadırgamadım üstelik çok anlamlı buldum.
Gazetemiz yazarlarından Özcan Ünlü de �...O da �Çağrı�ldı� başlıklı yazısında, Quinn�in hatıralarını topladığı kitabından bahisle sanatçının şöyle dediğini yazıyor: �Önemli olan insanca yaşamak ve insan gibi ölüp gitmek...� İnsan, bu bilinçte oldumu zaten çok dolu ve anlamlı yaşıyor ve yaptığı işte yüreğini ortaya koyduğu için başarılı oluyor.
Anthony Quinn, o kaba saba görünüşlü adam, yaptığı işe öylesine bir yürek koymuştu ki, o sınırsız yürek bütün dünyayı içine almıştı. Doğuda, batıda, Hint�te, Yemen�de hangi ülke halkını canlandırdıysa sanki o ülke halkından biriymiş gibi olağanüstü bir doğallık içinde oynamasının, olağanüstü başarılı olmasının sırrı burdaydı.
Türk seyircisi zaten birbirinden güzel olan filmlerinden, söz gelimi �Zorba�dan, �Viva Zapata�dan, �Navarro�nun Topları�ndan, �Notre Dame�ın Kamburu�ndan, �Sanchez�in Çocukları�ndan Anthony Quinn�i çok iyi tanıyordu ama �Çağrı� filmindeki Hz. Hamza rolüyle ona gönül bağladı. İslam dünyası bu muhteşem filmle ve Quinn�in etkileyici oyunuyla öylesine sarsıldı ki, halk arasında Quinn�in İslam dinine geçtiği söylentileri bile yayıldı.
Halk böyledir, kime gönül bağlarsa onu kendinden bilir. İnsanca yaşamak, insana hizmet etmek, insanı sevmek her zaman hak edilen mükafatı buluyor.
Sinema tarihinin bu devi, sonsuzlukta bir yürek şimdi...

Template Design | Elque 2007